Nur Kılı瓅Allah Güçlüdür, İntikam Alıcıdır”

2 sene ago18217 min

Böylesi elim bir acı terütaze dururken ve ümmet kan ağlarken, Haremi Şerif siyon postallarıyla ezilip kirletilmekteyken; ayetlerin tevili ve hadislerin sıhhatini, kendi aklının üstünlüğüne ispata zorlayan… En erdemli insanı; Resulullah (AS)`ı bir ‘aracı`dan ibaret göstermenin telaşında olanlar… En güzel örneği bırakıp, birkaç aklını beğenmişin ardı sıra gidenler… Sosyal medyada, orada burada biri diğerini rezil rüsva etmenin derdine düşen müminler(!)… Fitne, fesat, tekfir ve ayrılık tohumları ekip itinayla sulayan aydınlar(!)…

Emani Errahmun! Tarihe kazılan, kendisi ak yazılışı ise kara bir isim. Her kesimden insanın farklı yorumlarla ağzına doladığı bir olayı yaşadı geçenlerde. 21 yaşında gencecik bir anneydi. Suriye`deki zulümlere daha fazla dayanamayıp yurdumuza hicret etmişti. Ve Sakarya`da vahşice katledildiğinde yedi aylık hamileydi.

“Güzelliği ile dikkatleri üzerine çekiyordu” dediler onun için. Koca bir yalan! Güzel olduğu değil; dikkatleri üzerine çekecek kadar ‘tesettürsüz` olduğu… Zira elim olay sonrası basına yansıyan fotoğraflarında gayet vakur bir duruşu var ve kıyafeti de dikkatleri celp edecek cinsten değil hiç de. Ne yüzünde makyaj izi, ne dudaklarında şuh bir kahkaha ne de ‘delici` bir bakış var gözlerinde…

Öte yandan dedikleri gibi olsaydı bile böyle bir söylem ne derece yerindedir, ne derece doğrudur? ‘Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler` cenahından bakılsa; hatalarını kabulden geçip ‘su yüzüne çıkma` derdinde, kıvranışlarının bir tezahürü olduğu görülür. Diğer yandan her güzel ve ‘çekici` kadın böylesi durumlarla karşı karşıya kalabilir gayet doğal olarak, demenin bir diğer şeklidir bu. Ve nerden bakılsa yanlı/art niyetli bir söylemdir.

“Suriyeliler hadlerini aşıyorlar. Ne yana baksanız karşınıza onlar çıkıyor. AVM`ler, parklar, sokaklar onlarla dolu. Defolup gitseler de rahat etsek” dediler/diyorlar. Oysa yerden göğe kadar haksızlar! Bir gurup serserinin yaptıklarını, hepsine mal etmek nasıl bir akıl tutulmasıdır. Çoğunlukla ezildiklerine ben şahsen kaç sefer şahit oldum üstelik.

Otobüste yer isteyebileceği birçok kişi varken, kucağında çocuğuyla oturan Suriyeli kadının, ‘hasta annem otursun` gerekçesiyle yerinden kaldırılıp hemen yanına ‘sağlıklı` kızının da oturduğuna… 12 saat süreyle çalıştırıldığı halde yarı yevmiye verilen erkek-kadın işçilerin bir de mihnet altında bırakıldığına… Üç eltinin (her birinin 3 çocuğu olduğu halde) kayınvalide, kayınpeder ve iki bekâr kayınları ile üç göz odada fahiş bir fiyatla yaşamaya zorlandığına… Hırsızlık, gasp gibi olaylarda ilk şüpheli konumunda tutulduklarına… Türlü vesilelerle hakarete maruz kaldıklarına… Her birimiz bunlar gibi daha nelere şahit olmuşuzdur.

Bu tarz bir yaklaşımda bulunanların tek dertlerinin İslam düşmanlığı olduğunu biliyoruz/görüyoruz. İslami hassasiyet, söylem ve çağrışımlara zerre kadar tahammülleri olmadığı gibi, her fırsatta kinlerini kusmaktan ve iftira/karalamaya başvurmaktan da geri durmuyorlar. Her şey bir yana hamile bir kadına ve bir buçuk yaşındaki bebeğine yapılanlara bir kılıf uydurmaya çalışmaları, hem düşmanlıklarının boyutunu belirlemesi açısından manidar hem de kardeşler bakış açımıza derinlik katacak türden…

Yüce Rabbimiz buyuruyor ya hani; “Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız” Duhan / 16 diye… İşte müsebbiplerinden intikamını alacağı bir zümre mazlumlar ve onlardan biri de bu masume, bu mazlumedir muhakkak!

Evet, mazlum bir kadındı Emani! Öz yurdundan türlü zulümlerle sürülmüş muhacir bir insandı… Taze bir anneydi… Hassas, nazenin, muhtaç, hasta bir gebeydi… İki cani, gecenin bir vakti evinden kaçırıp ormanlık alana götürdü ve orada türlü eziyetler sonrası ırzına, canına ve yavrularına kıydı, deyip geçemiyoruz şimdi. İki caniye mal edip, bırakamıyoruz. Zira tablo ortada; savunan savunana, kıvıran kıvırana, konuşan konuşana…

Biz bunu yapamazken Rabbimiz nasıl yapsın? El Adl ve El Muntakim olan Allah, iki insanla nasıl sınırlı bıraksın? Nasıl sormasın hesabını, yazıp çizip konuşarak aklamaya çalışanlardan… Kirli odaklardan… Propagandacılardan… Pohpohlayanlardan… Şakşakçılardan…

Vallahi, gözlerin görüp kulakların duyabileceği ender zulümlerden biriydi, Emani kardeşimizin başına gelen! Vallahi arş-ı alayı titretmiştir yankısı… O, zulmün en karasına eklenen kara bir gecede hayata gözlerini açan ve açtığı gibi de yuman bebeğin ağlayışı… Halaf bebeğin o yutkunuşları… Emani`nin o iniltileri… Kocasının, bir ömür boyu yaşamak zorunda kaldığı gönül sızısı, kalp ağrısı ve derin ahı…

İşte bu yüzden, en çok bu yüzden bekleyin ey zalimler!

Bekleyin, ey faillerden daha çok, bin misli daha fazla sorumlu olanlar!

Bekleyin, timsah gözyaşları döken ikiyüzlüler!

Ve bekleyin, kibri/enesi tavan yapmış sözde hocalar, sözde âlimler!

Böylesi elim bir acı terütaze dururken ve ümmet kan ağlarken, Haremi Şerif siyon postallarıyla ezilip kirletilmekteyken; ayetlerin tevili ve hadislerin sıhhatini, kendi aklının üstünlüğüne ispata zorlayan… En erdemli insanı; Resulullah (AS)`ı bir ‘aracı`dan ibaret göstermenin telaşında olanlar… En güzel örneği bırakıp, birkaç aklını beğenmişin ardı sıra gidenler… Sosyal medyada, orada burada biri diğerini rezil rüsva etmenin derdine düşen müminler(!)… Fitne, fesat, tekfir ve ayrılık tohumları ekip itinayla sulayan aydınlar(!)… Basireti kuşanamayıp küçük detaylarda boğulan ve tekzip mesajları yayınlayan gazeteci/yazarlar… Bir türlü ümmetin iki yakasına canı pahasına tutunup bir araya getiremeyen; buna dünyalık mevkisi, aldığı övgüleri, takipçileri, şusu busu engel olan önderler… Bekleyin!

Allah`ın sizden hesap soracağı günü bekleyin! Mazlumun hakkını aheste aheste ama şiddetle alacağı günü… Ellerinizin ve dillerinizin aleyhinize şahitlik edeceği günü… Kimi yüzlerin ağarıp kiminin de karacağı günü… Dağların yürütüleceği günü… Yerin sarsıntı ile sarsılacağı ve içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı atacağı günü… Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın edileceği günü… Göğün yarılıp sarkacağı; açılıp kapı kapı olacağı günü… Dağların serpildikçe serpileceği; dağılıp toz duman haline geleceği günü…

Bekleyin! Göğün erimiş bir maden; dağların da atılmış renkli yün gibi olacağı günü…

Allah Teâlâ, göğü kitap dürer gibi dürdüğü; yerde ne bir çukur ne de bir tümsek bıraktığı gün, sanır mısınız ki; gizli/saklınız kalır!

“Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah`ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler. O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.” (İbrahim / 42-43)

“Sûr`a üfürüldüğü gün Allah`ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O`na gelirler.” (Neml / 87)

Tıpkı Emani Errahmun gibi (öyle inanıyor ve öyle umuyoruz), o gün dehşete kapılmayan, yüzü ak kullardan olma dua ve temenniyle…

Nur Kılıç | İnzar Dergisi | Eylül 2017 | 156. Sayı
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar