Hasan Sabaz1922`de Gerçekten Saltanat Bitti Mi?

2 sene ago11545 min

Hiç ehil olmayanların başa geçtiği dönemler de yaşanır, zor zamanlarda hayati kararlar veren ve tarihin seyrini değiştiren kahramanlar da ortaya çıkar bu sistemde.
Osmanlı İmparatorluğu, 600 yılı aşkın bir süre hayatiyetini devam ettirdikten sonra XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde son nefesini verdi. Milli Eğitim Bakanlığına ait ve bir dönem okullarda okutulan bir yayında konu şu şekilde özetlenmiştir:

Saltanat, idare sistemi anlamında bazı ülkelerde halen de sona ermemiş bir yönetim biçimidir. 



Bazen babadan oğula devredilir idare, bazen de bir ailenin elinde devam ettirilir. 



Hiç ehil olmayanların başa geçtiği dönemler de yaşanır, zor zamanlarda hayati kararlar veren ve tarihin seyrini değiştiren kahramanlar da ortaya çıkar bu sistemde. 



Osmanlı İmparatorluğu, 600 yılı aşkın bir süre hayatiyetini devam ettirdikten sonra XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde son nefesini verdi. Milli Eğitim Bakanlığına ait ve bir dönem okullarda okutulan bir yayında konu şu şekilde özetlenmiştir: 



“1 Kasım 1922`de kabul edilen bir kanunla, halifelik ve saltanat birbirinden ayrılıp, saltanat kaldırıldı. Böylece, Osmanlı Devleti hukukî olarak sona ermiş ve Türk inkılâplarının en önemlilerinden biri gerçekleştirilmiştir.” 



Demek ki “Türk inkılâplarının en önemlilerinden biri” saltanatın kaldırılması imiş. 



Saltanat kaldırıldıktan bir buçuk yıl sonra cumhuriyet ilan edilecek, iki yıl sonra da halifelik kaldırılacaktır. 



Artık halk yönetimine geçilmiştir. 



Halkın yönetimi nasıl ele aldığı da söz konusu eserde şöyle anlatılır: 



“27 Ekim 1922`de İtilaf Devletleri TBMM Hükümeti yanında İstanbul hükümetini de Lozan görüşmelerine davet ettiler. İtilaf Devletleri`nin amacı; görüşmeler sırasında iki hükümeti birbirine düşürerek Türk Milleti aleyhine kararlar kabul ettirmektir. Bu durum saltanatın kaldırılmasını hızlandırmıştır. Bu gelişmeler ve nedenlerden dolayı Mustafa Kemal Paşa, padişahlıkla halifeliği birbirinden ayırıp Siyasi İktidarı temsil eden saltanatın kaldırılması, halifeliğin ise devam etmesi şeklinde bir çözüm yolu buldu. Komisyonda görüşmelerinin çıkmaza girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bir sıranın üzerine çıkarak şunları söylemiştir. “Efendiler, egemenliği, hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir, diye görüşmeyle tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osman oğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk Milleti, bunlara yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir.” dedi.” 



Demek ki, Osmanoğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlar ve bunu 600 yıl devam ettirmişler! 



Halkın ricasıyla ya da tercihiyle değil de yine zorla “bir grup ihtilalci” eliyle egemenliği devretmişler. 



Mustafa Kemal ve arkadaşları halka sormadan halkın vekaletini alarak bu işi yapmışlar. 



Engin Ardıç, 28 Ekim 2011 tarihli Sabah Gazetesinde şunları yazdı: 



“… Yani vatanın her köşesi cumhuriyet diye inlemiyordu… 



Cumhuriyetçiler, yani Gazi Mustafa Kemal Paşa ve bir avuç arkadaşı, temkinli adımlarla, amaçlarına alıştıra alıştıra, yavaş yavaş, kademe kademe yaklaştılar. 



Açıkçası, uygun gördükleri anda da emrivaki yaptılar. 



Halkın iradesi değil, bir avuç ihtilalcinin iradesi gerçekleşti. 



Adının 1 Kasım 1922`de değil de ancak 29 Ekim 1923`te konulabilmiş olması bir "vakvakları ürkütmeme" politikasının sonucudur.” 



Saltanat kalktı ve halkın yaşamı değişti. 



Yöneticilerin yetkilerinde, yaşamlarında, halka yaklaşımlarında çok şey değişti. 



Şimdi bakalım neler değişmiş. 



1924 Anayasası gereğince TBMM 29 Ekim 1923`teki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra üç kez daha (1927, 1931, 1935 yıllarında) Atatürk`ü tekrar cumhurbaşkanlığına seçti. 1927`de kabul edilen CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) tüzüğü ile Mustafa Kemal Atatürk, partinin "değişmez genel başkanı" ilan edildi ve milletvekili adaylarını seçme yetkisi kaydı, hayatı boyunca kendisine tanındı. 



Şimdi maddelerimizi sıralayalım: 



Atatürk ölünceye kadar Cumhurbaşkanı idi. 



Osmanlı sultanlarından kalan saraylarda yaşadı. 



Milletvekillerini, bakanları, başbakanı ve bürokratları belirleme yetkisine sahipti ve kendisine hesap sorulamazdı. 



Birçok gece içki sofraları kurar ve sabahlara kadar otururdu. 



12 yıl uşaklığını yapan Cemal Granda`yı dinleyelim: 



“… Ramazanlarda Kadir gecesi ağzına kadehini koymazdı… Kadir geceleri sofra bile kurdurmazdı. Saygısı büyüktü. Bazen Mevlit dinlediği de olurdu. Miraç bölümünde, ‘Gerçeklere çıktı Mustafa` denince gözleri yaşarırdı. O zaman hemen kolonya götürürdük. İnanışı samimiydi. Bence Allah`a inanıyordu.” 



Yine C. Granda, hatıralarında onun çevresindekilerle, kendisiyle ve yaverleriyle olan konuşma üslubundan söz eder. Çok nezih(!) bir dili vardır Granda`ya göre. 



Şimdi asıl meselemize gelelim. 



Atatürk, halkın seçmediği bir meclis tarafından cumhurbaşkanı seçildi. Daha doğrusu onun döneminde hiç sağlıklı bir seçim olmadı. 



Çok partili hayata geçilmişti; ama çok parti olması her zaman seçim olduğu anlamına gelmez. 



İki parti denemesi olmuş o dönemde. Kısaca söz edelim: 



Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (partisi). 



Cumhuriyet tarihinin CHP`den sonra ikinci; ama muhalefet olarak ilk partisidir. Partinin kurucuları Mustafa Kemal`in silah arkadaşları olan Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele`dir. Parti, 17 Kasım 1924`te kurulmuştur. 



Parti programını inceleyen araştırmacılar belirgin bir liberal partinin programını okuduklarını söylemişlerdir. Birçok maddede CHP`nin program ve uygulamalarının eleştirildiği izlenimi tespit edilmiş bu da iktidardakilerin tepkilerini çekmiştir. 



"Devletin vazifeleri asgari hadde indirilecektir" (madde 9) ile devletçiliğe, “Yasaların çıkarılmasında "halkın temayülatının" (eğiliminin) gözetilmesi (madde 3) ve "Milletin açık vekâleti alınmadıkça" anayasanın değiştirilmemesi” (madde 5) ile “Tek adamlığa” itiraz edildiği düşünülmüştür. Ekonomide serbest teşebbüse ve dine saygılı bir siyaset vaadine CHP`lilerin öfkelenmemesi şaşırtıcı olacaktı. 



Terrakiperver Cumhuriyet Fırkası hiç seçime giremedi, çünkü ilk seçimlerin yapılmasından yaklaşık 22 yıl önce kapatıldı. Kapatılma gerekçeleri Şeyh Said kıyamına karşı tutumları olduğu söylendi ve parti yöneticileri idamla yargılandı. 



İkinci denemenin adı Serbest Cumhuriyet Fırkası idi. 



Terrakiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılmasının üzerinden 5 yıl kadar geçtikten sonra 12 Ağustos 1930`da kuruldu. 



Partinin kuruluşu ile ilgili en çok söylenen gerekçe şudur: 



“Atatürk`ün istek ve onayıyla, dönemin Paris Büyükelçisi Fethi Okyar`ın başkanlığında Cumhuriyet Halk Fırkası`na karşı biriken hoşnutsuzluk ve tepkileri dağıtmak, hükümeti sarsmayacak bir muhalefet partisi oluşturmak amacıyla kuruldu.” 



Müthiş değil mi? 



Seçimsiz hükümet, ayarlanmış ve kontrollü muhalefet… 



Ve rejimin adı bal gibi Cumhuriyet, bal gibi demokrasi… 



Partinin kuruluşu ile ilgili değerlendirme yapanlardan bazıları şunu iddia eder: Atatürk`ün partiyi kurdurmaktaki gayesi İsmet İnönü`nün artan etkinliğini kırmaktı. 



Parti kuruldu ve rejimden hoşnut olmayan büyük halk kitleleri Serbest Fırkaya teveccüh ettiler.



CHP`nin yani devletin hoşuna gitmedi bu teveccüh ve İzmir`deki kimi olaylar bahane edilerek bu parti de kapatıldı. 



Birinci parti denemesi 7 ay, ikinci parti denemesi ise sadece 3 ay sürmüştü. 



Bazıları Serbest Cumhuriyet Fırkasının kapatılmasını Kubilay`ın öldürüldüğü Menemen hadisesine bağlar; ama tarihler öyle söylemiyor. 



Serbest Cumhuriyet fırkasının kapatılma tarihi 17 Kasım 1930 iken Menemen hadisesinin tarihi 23 Aralık 1930`dur. 



Aksine Serbest Cumhuriyet Fırkasının gördüğü teveccühten dolayı oradaki halkı cezalandırmak isteyenler Menemen`de bir komplo tezgahlamışlar ve bundan dolayı da çok sayıda suçsuz insan infaz edilmiştir. 



Menemen Komplosu efsanesini başka bir bölüme bırakarak saltanat ile ilgili konumuza dönelim. 



Atatürk ömür boyu cumhurbaşkanı olarak kaldı ve hiçbir zaman seçime gitmedi. Hiç kimsenin siyasi anlamda onu görevden alma gibi bir yetkisi de yoktu. 



Peki, sultan mıydı? 



Sultanlığın ne olduğunu düşünüp araştırıp ona göre değerlendirme yaparsanız daha sağlıklı sonuçlara varabilirsiniz. 



Evet, Osmanoğulları örneği gibi bir Mustafaoğulları hanedanı kurmadı; ama… 



Çocukları olmadığı için yönetimi onlara bırakıp bırakmayacağı konusu meçhuldür. 



Yaptıkları sorgulanamazdı. 



Dünyada sağlığında onun için yapıldığı kadar hiç kimse için heykel yapılmamıştır. 



Ama tüm bunlara rağmen o saltanatı kaldırdı öyle mi? 



Şimdi söyler misiniz, sultan olsaydı bundan daha fazla yetkisi mi olacaktı? 



Ya da aslında 15 sene idaredeki konumu saltanattan ne kadar farklıydı?
 
Hasan Sabaz | İnzar Dergisi | Kasım 2017 | 158. Sayı

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Aşıklar Köyü

Aşıklar Köyü

3 sene ago
3 min 119
Aşıklar Köyü

Aşıklar Köyü

3 sene ago
3 min 119