Efsane Komutan: Mühendis Yahya Ayyaş

Korkunun adıydı işgalci İsrail için. Nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağı bilinmeyen bir korku… Bazen Mahula’da Yahudi yerleşim merkezinde, bazen Batı Yaka’da Kefer Balut geçidinde, bazen Afule’de İstişhad eyleminde yahut Beyt-i Lid’de, Kefâr Darum’da, Nablus’ta… Bir istişhad, bir suikast, bir bomba… ardından bıraktığı ve işgalcilerin kulaklarında yankılanan, işine yakışır bir lakap: “Mühendis!” O bir mühendisti; halkı için özgürlük dileyen bir inşa mühendisi. İşgalciler içinse bağırlarında al al kanlarla onulmaz gedikler açan bir korku mühendisi.

Yahya Abdüllatif Ayyaş’tan bahsediyoruz, iftiharlarımızdan, yiğitlerimizden bir yiğitten. Yani meşhur adıyla YAHYA AYYAŞ’tan… Filistin’in ve Kudüs’ün özgürlüğü için kendini adayan öncülerimizden olan Şehid Yahya Ayyaş’ın 22 Şubat 1966’da Filistin’in kuzey bölgesinde bulunan Rafat köyünde yaşam öyküsü başladı. Filistinli her çocuk gibi esaret ve zulmün altında… İşgalci İsrail’in zulmüne doğuşunda da -tıpkı Şehid edilişindeki gibi- ölümünde de tanıklık etti.

Şehitler kervanının bu genç, ama cesaretli kahraman adı gibi “Uzun süre yaşayacak kişi”, “çok yaşayan” biriydi. Çünkü “Ayyaş”, Arapçada bu anlamdaydı. Nitekim şehitler de bu sıfatlarla Rabbimiz tarafından mükâfatlandırılmamış mıydı? “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz” (Bakara:154) Madden otuzunda ebedi âleme irtihal edip, manen sonsuzluk sahibi “çok yaşayan” bir hayat sahibi oldu. İsmiyle müsemma olan seçkin insan, selam sana… Selam sana ey yüreğini ve bileğini Filistin’e adayan, işgalci İsrail’e korku salan…

Babası Abdullatif; tarımla, taş kırma işiyle uğraşıyordu. Ailesinin ilk çocuğu olan Şehid Yahya’nın iki erkek kardeşi de vardı. O, ailesinin övüncü, cesaretiyle de Filistin’in yılmaz kahramanı, iftiharıydı.

İlköğrenimini üstün bir başarıyla devam ettiren Yahya, altı yaşında Kur’an-ı Kerim’i hıfz etmeye başladı. İslam’i ilimlerdeki üstün başarısı ve hıfzından dolayı Kudüs Vakıflar Müdürlüğü tarafından üstün başarı sertifikası ile ödüllendirildi. Hem dini hem müsbet ilimleri beraber öğrenirken lise’den 100 üzerinden 92, 8 puanla mezun oldu. Sınırlı sayıda öğrencinin girebildiği Beir Zeit Üniversitesi’nin Elektrik Mühendisliği Bölümü’ne kayıt yaptırdı. 1988 yılında mezuniyet diplomasını alarak “Elektrik Mühendisi” oldu.

Yahya Ayyaş, üst düzey bir eğitim, master ya da doktora yapmak sahasında ilerlemek istiyordu. Bu gayeyle yurt dışına çıkmak istediyse de işgalci İsrail tarafından engellendi, istekleri reddedildi.

1991 yılında amcasının kızıyla evlendi. Bu evliliğinden Berâ ve Abdüllatif adında iki çocuğu dünyaya geldi. Abdüllatif ikinci çocuğu olup şehadetinden iki gün önce dünyaya gelmişti.

1992 yılının başlarından itibaren İzzeddin Kassam Tugaylarında aktif bir şekilde görev aldı. Üstün başarısı sayesinde bu tugayın askeri kanadına bağlı İstişhadi Eylemler Grubu’nun komutanı oldu. Filistinlilerin elindeki materyallerden etkili bombalar imal etme konusunda uzmanlaştı. O, Filistinlilerin, işgalci Siyonist İsrail’e karşı gösterilen direnişte, halkın onur kaynağı olan İstişhadi operasyonlarla, dünyayı tanıştıran yegâne insandı. Cesareti, ihlâsı ve samimiyetiyle kısa sürede önemli bir konuma gelmişti. Küçük yaşta gördüğü İslami İlimler ve İslami terbiye Onu direnişin içinde bağımsızlık mücadelesinde planladığı başarılı eylemlerle işgalci yüreklere korku salan biri yaptı.

Onu tanıyanlar komşuları olsun yahut akrabaları, sevgi ve saygı duyulan bir şahsiyet olarak bahsederler. Çünkü Yahya, halkını seven ve ihtiyaçlarına derman olmaya çalışan bir kişilikti. Gösterişten uzak, yardıma ihtiyacı olanları arayıp bulan biriydi o. Gözleri çakmak çakmak; ama mütevazı, ince bir düşünce ve anlama bilgeliğine sahip özellikler barındırıyordu benliğinde.

Silahsız Filistin halkına karşı katliamlar gerçekleştiren işgalci İsrail’e karşı cevap vermenin İstişhadi eylemlerle mümkün olacağına inanıyordu. En son El-Halil’deki Hz. İbrahim Mescidinde namaz kılan 70 Müslüman’ın katledilmesiyle Hamas olarak bu katliamın bedelini işgalcilere ödeteceğine and içmişti. Nitekim birkaç hafta sonra 16 Nisan 1993’te gasp edilen yerleşim birimlerinden Gavru Ürdün bölgesindeki Mahula’ya ilk İstişhadi eylem düzenlendi. İki ölü, dokuz yaralı vardı. Ardından 4 ay sonra Ağustosta Batı Yaka’nın kuzeyindeki Kefer Balut geçidinde iki işgalci asker otomatik silahlarla öldürüldü. Ocak 1994’te planlanan bir eylemde ise iki işgalci asker ağır yaralandı. Aynı yılın yazında yine kendisinin planladığı bir İstişhadi eylemde sekiz Siyonist öldürüldü, yirmisi de yaralandı. İşgalci İsrail’in bağrında yani Tel-Aviv’de gerçekleştirdiği bir başka İstişhadi eylemde ise 22 işgalcinin ölümü 50’sinin yaralanması söz konusuydu. 1995 yılının başlarında da Beyt-i Lid’de 22 işgalci İsrail askerini, planladığı İstişhadi eylemle cehenneme yollarken onlarcasını da yaralamıştı.

Kısa bir süre sonra ilk eyleminden itibaren her saldırı sonrası Siyonistlerin ulaştığı tek isim Yahya Ayyaş, nam-ı diğer Mühendis oldu. Adı, arananlar listesinin en başına yazıldı. Altı büyük İstişhadi eylemden sorumlu tutulan Yahya’nın bu eylemlerinde toplam yetmiş Siyonist öldürülmüş, 340 dolayında kişi de yaralanmıştı.

Onu ele geçirmek, yerini belirleyebilmek için İsrail iç istihbarat örgütü ŞABAK başta olmak üzere tüm ajan ve işbirlikçiler, askerler seferber oldular. Adeta karınca deliklerine kadar her yeri, her mağarayı, dağlık bölgeleri, mülteci kamplarını, köyleri, metruk evleri, gizli bölgelerin girişlerini, ilişkisi olabilecek herkesi aradılar, baskınlar düzenleyip rahatsızlıklar verdiler. Fakat o, arandığı beş yıllık zaman diliminde peşindeki casusları, işbirlikçileri, askerleri ve tüm güvenlik elemanlarını ellerindeki fotoğraflarına rağmen atlattı.

Çünkü işgalcilerin sandığı gibi efsane adam mağaralara, metruk evlere, köylere yahut dağlık bölgelere gizlenmiyordu. O bazen yaşlı bir Filistinli, bazen dindar bir Yahudi, bazen de silahlı bir Yahudi yerleşimci kıyafetinde şehirlerde dolaşıyordu. Hatta kendisinden önce şehitler kervanına katılan Kemal Kehil’in cenazesine uzun sakallı, cübbeli ve gözlüklü bir din âlimi kıyafetiyle katılmış, tanınmamıştı.

ŞABAK ve işbirlikçi ajanlarının onu yakalayamaması ona “efsane bir şahsiyet” kimliği kazandırmıştı. Zira o, işgalci istihbarat elemanlarının kullandığı metodların aynısını onlara karşı kullanıyordu. Böylece Allah’ın lütfuyle aldığı tedbirle İsrail istihbaratını yanıltmayı başarıyordu.

İşgalci güçler onu yakalamak için birçok yola başvurdular. Teslim olması için ailesinin fertlerine olmadık baskılar uyguladılar. Annesi yaşlı ve şeker hastası olmasına rağmen bir buçuk ay süreyle onu zindanda tuttular. Sırasıyla kardeşlerini de tutuklayarak çeşitli işkenceler yaptılar. Öyle ki günlerce evlerini muhasaraya alıyorlardı.

Bir defasında evleri yine askeri kuşatmaya alındığında küçük oğlu Bera’nın kafasına silah dayayıp hanımından kocasının yerini söylemesini istediler. Aksi halde çocuğu öldürecekleri tehdidinde bulundular.

Yahya’nın babası Abdüllatif tüm gelişmeleri şöyle anlatıyor: “İşgal kuvvetleri Yahya’nın yerini söylemediğimiz takdirde evimizi roketle yerle bir edecekleri tehdidinde bulundular. Evimize onlarca kez geldiler. Belli bir saatte gelmiyorlardı. Bazen sabah, bazen öğle, bazen akşam saatinde bazen gece yarısı geliyorlardı. Bazen tüm aile fertlerini dışarı çıkmaya zorluyor ve beni zorla içeri alarak Yahya’nın saklandığı yeri göstermemi istiyorlardı. Onun evde olabileceğinden ve beni yanlarına alamadan içeri girip arama yapmaları halinde kendilerine silahla karşılık verebileceğinden korkuyorlardı. Bu yüzden beni böyle şeylere karşı kalkan olarak kullanıyorlardı.”

İşgalci İsrail tüm gayretlerini ve nüfuzunu kullanmasına, işbirlikçi ve basit menfaatlerin kölesi yüzlerce casusuna ve tüm istihbaratına rağmen beş yıl boyunca ona ulaşamadı. O, sürekli Filistin içinde gizlice hareket etti. Bu vasfından dolayıdır ki “Efsane bir şahsiyet” oldu. Her yerde takip edilen ve çokça bilinen “Mühendis”, arkadaşlarına kendisinin bir gün mutlaka şehid edileceğini söylüyordu. Ancak kendisinden sonra binlerce “Mühendis” binlerce “Yahya” bırakarak göçeceğini dile getiriyordu. “Siyonistler karşısındaki savaşın Yahudilerin tümü Filistin topraklarından çıkarılıncaya kadar devam etmesi gerekir” diyordu.

Bu gayeyle hayatının son yılında birikimlerini aktaracak elemanlar yetiştirmek için çalıştı. Ölüm her an gelebilirdi. Zamanla yarışmalıydı. Nitekim öyle de oldu. Mühendisler yetiştirmek için çokça emek sarf etti. Onlarca Filistinliyi çok basit materyalleri kullanarak silah yapabilme hususunda eğitti. Her zaman “Yahudiler beni Filistin’den atabilirler. Ama ben, halkın arasına onların kolay kolay çıkarıp atamayacakları kişiler yetiştirmek istiyorum” derdi.

Bir ara Nablus’ta olduğu istihbaratını alan işgalci İsrail, bir suikast gerçekleştirdi. Bir arabaya konulan bomba sonucu Ali el-Asi ve Muhammed Osman adlı arkadaşları şehid oldu. Fakat patlamadan kısa bir süre önce işgalci askerleri atlatarak gözetimde olduğu binayı terk etmeyi başarmıştı.

Yine bir ara Gazze’nin Şeyh Rıdvan mahallesinde olduğu haberi alındı. Bulunduğu tahmin edilen eve suikast saldırısı yapıldı. Büyük bir patlama meydana geldi. Olayda ölenlerin arasında Yahya Ayyaş’ında olduğu gazetelerce yazıldıysa da öyle olmadığı ve patlamadan bir müddet önce evi terk ettiği anlaşıldı.

Nihayetinde bir gün İşgalci İsrail istihbaratı, Filistin’in işbirlikçi hainlerinden yıllardır beklediği haberi aldı. Yahya Ayyaş’ın yeri tespit edilmişti. Usame Hammad adlı bir şahsın evinde kalıyordu. Usame, İsrail işgal devletinin istihbaratı için çalışan 45 yaşlarındaki Kemal Abdurahman Hammad’ın yeğeniydi. Kemal Hammad, Usame’ye bir cep telefonu verdi. Telefonun pil yuvasına pilin yarısı büyüklüğünde bir bomba İsrail istihbaratınca yerleştirilmişti.

“Ben mi tedbirimden eyledim noksan

Yoksa tecellayı kader mi böyle?”

diyen şair, bir hakikati dile getiriyordu mısralarıyla. Her tedbir ilahi kaderi gerçekleştirmeye yönelik bir adımdı. Nerden bilinsin ki?

Nitekim Yahya Ayyaş bir gün babasıyla telefonda konuşurken aniden bağlantısı kesilir. Meğer o civarlarda dolaşan bir İsrail helikopterinden Yahya’nın cep telefonu bloke edilmişti. Bunun üzerine Usame, dayısı Kemal Hammad’ın verdiği ve içinde bomba düzeneğinin bulunduğu cep telefonunu uzatarak konuşmasını bununla sürdürebileceğini söyler. Şehid Yahya, bu durumdan hiç şüphelenmez; çünkü tecellayı kader anıdır ve vakit gelmiştir. Gerçekleşecek olan karşısında tüm gözler kör, tüm tedbirler faydasızdır. Uzatılan cep telefonuyla konuşmaya başlayan Yahya Ayyaş’ın helikopterden gönderilen sinyal ile söz konusu cep telefonundaki bomba patlatılır.

Ocak ayının beşi günlerden Cumadır. 1996 yılının bu soğuk ayında toprağı sımsıcak bir şehadet kanı sulamıştı. Kafasının büyük bir kısmı vücudundan kopan şehid Yahya’nın sımsıcak şehadet kanı… Brütüslerin/hainlerin ve ruhu köleleştirilmiş işbirlikçilerin, İsrail istihbaratıyla yıllardır ortaklaşa düzenledikleri operasyonlar, Filistin’e bir şehid, tarihe bir şehadet olayı kazandırdı.

Şehadeti, cihad yolunu aydınlatan bir nur huzmesi oldu. Filistin İslami Hareket onun verdiği mücadeleyle istisnasız iftihar etti. Cenaze törenine 250 bin kişilik muhteşem bir insan seli katıldı. Gazze ilk defa böyle bir törene şahitlik ederken, katılan herkes “Mühendis”in cihadını sürdüreceklerini ve işgalcilerden onun intikamını alacaklarını haykırıyordu.

Özerk Yönetim Güvenlik Mahkemesi bu suikastte suçlu görülen dört kişiyi yargıladı. Kemal Hammad, Husam Hammad, Kerime Hammad ve Usame Halid Hammad. İlk ikisi suikastın hemen ardından İsrail istihbaratının düzenlediği pasaportla Amerika’ya kaçtıklarından savcı gıyabından onları yargılayıp idamla cezalandırmayı talep etti. Kemal Hammad’ın Gazze’den kaçmasına yardımcı olan Kerime Hammad ise 22 Haziran 1996 tarihinden bu yana Gazze Merkezi Hapishanesinde tutuklu bulunuyor. 16 Temmuz 1996 tarihinden bu yana Usame Hammad da tedbir ve dikkatsizliği yüzünden kasıtsız bir şekilde Yahya Ayyaş’ın şehadetine sebep olmakla suçlu görüldüğünden tutuklu olarak cezaevinde bulunmaktadır.

Mühendisin şehadet olayı sadece Filistin’de değil tüm dünyada yankılandı. Özellikle Amerikan gazeteleri sürmanşetlerden olayı sevinçle veriyor ve şehid Yahya hakkında uzun uzun raporlar yayınlıyorlardı. Televizyonları da bu gayretten (!) geri kalmıyordu. Hatta 40 dakikalık özel programlar yapan ve İsrail istihbaratının şehidin ardındaki beş yıllık serüvenini anlatan belgeseller dahi yayınlandı. İşgalci İsrail’in gazete ve televizyonları da sevinçlerini(!) açıkça dile getirirken zamanın İsrail Başbakanı Şimon Perez, suikastın gerçekleştiriliş şeklini doğrulayan açıklamalarıyla olayı üstlenmişti. İsrail İstihbaratının Eski Genel Müdürlerinden olan Jakop Piri, şehidin bu kadar süredir istihbarat elemanlarını atlatabilmesinin müstesna bir başarı olduğuna dikkat çekerek şöyle demişti: “Ayyaş’ın ölümüyle bizim şimdiye kadar tanıdığımız en tehlikeli ve en şiddetli bir savaşçının eylemlerine nokta konulmuş oldu.”

Fakat bu onların tespitiydi. İzzeddin Kassam’ın hesabına göre kazın ayağı hiç de öyle değildi. Tam otuz gün boyunca bir dizi şehadet operasyonu işgalcileri şoka soktu. Peşinden iki taraflı bir saldırıyla işgalciler karşılık vermeye çalıştılarsa da yirmiden fazla askerlerini kaybettiler. Mühendisin öğrencileri İzzeddin Kassam, bu saldırıların sorumluluğunu üstlenerek cenaze töreninde edilen intikam yeminlerini gerçekleştirdi. “Bu sadece kahraman ve cesur komutanımız Yahya Ayyaş’a düzenlenen suikast için misillememizin başlangıcıdır” dendi.

Hâlbuki İşgalci kuvvet, Onun şehadetiyle İstişhadi operasyonların duracağını, daha fazla saldırı olmayacağını ve direnişin daha da büyümeden küçüleceğini zannettiler. Onlar kesinlikle akılsız ve zekâdan yoksun tespitlerde bulunuyorlardı ve onlardan bir gazeteci – ki yahudidir- şu gerçeği dile getirmişti: “Hamas, mühendis olarak bilinen komutanın öldürülmesine karşılık Yahudi Devletine ağır bir bedel ödetecek gibi görünüyor. Sadece sekiz gün içinde düzenlenen dört intikam saldırısında bir düzine İsrailli öldürüldü ve bu İsrail’in politik tarihinde bir yön değişmesine yol açacak nitelikte.”

6 Ocak 1996 Cumartesi günü Gazze’de düzenlenen şehidin 250 bin kişilik törenine Yahya’nın annesi Aişe, babası Abdüllatif ve hanımı da katıldı. Annesi Aişe Hanım cenazede kısa bir konuşma yaptı: “Hepiniz bir Yahya’sınız. Allah hepinizi ve tüm gençlerimiz korusun. Şehidlikten daha güzel bir şey var mı?.. Allah senden razı olsun Ey Yahya!”

Gözlerinden pınar gibi akan gözyaşları daha fazla konuşmasına müsaade etmedi. Babası da aynı şekilde gözyaşlarıyla dolu kısa konuşmasında Yahya’nın şehid edilmesiyle mücadelenin bitmeyeceğini herkese duyurdu.

Hüzün bulutları Gazze semalarından hiç eksik olmamıştı. Ama bu gün yağmurunu bulutlar gözyaşlarına vermişti. Dalgalar kızgınlıkla sahili döverken, deniz kabarmış, rüzgâr şiddetini artırmıştı. Yahya’nın intikam fısıltılarını Tel-Avive kadar götüren şiddetli rüzgâr, işgalcilerin her sokağına şunu haykırıyordu: “Cihadın sürecek, intikamın alınacaktır.”

Şehadetinin yıldönümünde rahmet, minnet ve özlemle efsane komutan Yahya’yı anarken annesinin sözleriyle bitiriyoruz: “Şehidlikten daha güzel bir şey var mı? Allah senden razı olsun ey Yahya!”

(Ali ŞİRNANİ)