İnzar Röportaj/Söyleşi“ADI YASİN” KİTABI ÜZERİNE… YAZAR MERYEM VAROL İLE RÖPORTAJ

12 Kasım 2022
https://inzardergisi.com/wp-content/uploads/2022/11/adi-yasin.jpg

Değerli okurlar!

6-8 Ekim 2014 tarihinde Diyarbakır eksenli Van’a ve Adana’ya dek uzanan vahşi bir katliam ve vandallık sergilendi. Bu süreçte içinde Şehit Yasin Börü ve arkadaşlarının da olduğu 52 kişi vahşice öldürüldü. Sözde Kürtlerin hakları ve ezilmişliği adına sokaklara yapılan çağrı neticesinde bu sürecin siyasi sorumlusu ve katilleri, Müslüman halkın nazarında unutulmadı.

Lakin sürecin bir “Kurban Bayramı” günü kurban eti dağıtan masum şehidi Yasin Börü ve arkadaşlarının katliamı üzerine çok yazılıp çizilse de ilk yazılan roman olma özelliği, Yazar Meryem Varol’un “ADI YASİN” adlı bu çalışması olsa gerek.

İnzar Dergisi ailesi olarak henüz yeni yazılan bu eseri ve yazarını sizler için tanımaya çalıştık. Yapılan bu röportajla sizleri başbaşa bırakırken şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar, zalimleler lanet diliyoruz.

-Okuyucularımız için Meryem Varol’u kısaca tanıyabilir miyiz?

1989’da Batman’da doğdum. Ortaokul ve liseyi dışarıdan okudum. İki yıllık bir medrese sürecinden sonra İlahiyat Fakültesine başladım. Çocuklarla biraz uzun sürse de sonuçta bitti. Şimdi Necmeddin Erbakan Üniversitesinde İslam Tarihinde yüksek lisans yapıyorum. İki çocuk annesiyim. Kendimi bildim bileli okurum. Dört yıldır da çeşitli dergilerde öyküler yazıyorum.

-Öncelikle tebrik ederiz. Şehit Yasin Börü ve arkadaşlarının hayatını kitaplaştırmak fikri nasıl doğdu, açıklar mısınız?

Teşekkür ederim. Aslında galiba bu fikir onların şehadetleriyle onları tanıdığımdan beri vardı. O zaman Van’da ikamet ediyorduk. 6-8 Ekim’de ise bayram nedeniyle Batman’daydık. O atmosferi ancak yaşayanlar bilir diye düşünüyorum. Tek kelimeyle korkunçtu. Sonra araya bayram girince durulur gibi oldu. Ama tabi fırtına öncesi sessizlikmiş bilememişiz. Ortam çok gergin olunca kötü şeyler olacağını tahmin etmek zor değildi. Fakat bu kadarını kimse beklemiyordu. O günlerde hep bu olayların içinde bulunmuş birinin yazması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü başka yerlerden bakınca, olayları tam olarak anlayamıyorsunuz. Yani İstanbul’dan Ankara’dan bakınca olay size çok farklı görünüyor. Ama daha çok anı veya biyografi olarak düşünmüştüm.

Öyküler yazmaya başlayınca kendimi bu konuda bir öykü yazmak zorunda hissetmiştim. Yazdım ve olayın yıl dönümünde yayımlanmıştı. Öykü yazarken haliyle araştırıyorsunuz, müthiş detaylar vardı. Bu roman olmalı demiştim; ama kendim yazarım diye düşünmedim.

Yasin ve arkadaşlarının dertleri, davaları, o genç yaşta yüklendikleri misyon, şehadetleri herkes gibi beni de çok etkiledi. Yasinlerin bize çok güzel şeyler öğrettiğini düşünüyorum. Bayram günlerinde bütün gençlerin eğlenceli şeylerle meşgul olduğu bir günde bu gençler neredeler? Hem de insanların korkuya yenik düştükleri bir yerde. Ne gençliklerine ne de korkularına yenik düştüler. Yaşama amacımıza dikkat çektiler. Birkaç genç çocuk, bize büyük bir ders verdiler ve gittiler. Büyük küçük hepimize taze kan pompaladılar. Hem de bu Müslümanların ruhsuz, umutsuz olduğu herkesin hazlarına taptığı bir çağda oldu. Gençlerimizin, bırakın mahallesindeki şehrindeki yetimleri fakirleri düşünmesini, yan odada yatan annesinden haberi yokken.

Bir de olaylara şahit olduğum için de yazmam gerektiğini düşündüm. Çünkü tarih de size böyle vazife yüklüyor. En azından onları anlatmalıyım diye düşündüm. Bir hocamın teşvik ve yardımlarıyla romanı yazmaya karar verdim. Bu romanla kendimce Yasin’i andım, anlattım.

– Eseri ne kadar bir zaman diliminde, nasıl kaleme aldınız?

Öyküyü yazarken çok araştırma yapmıştım. Tabi kitap için yeterli değildi. Okuma araştırma süreçleri biraz uzun sürdü. Çok fazla haber ve program vardı. Hepsini karşılaştırmalı inceleyip notlar almak gerekti. Yasin’in annesi Hatice hanımla tanışmamız, onunla görüşmelerimiz, romanın yazım ve tashih süreçleri toplamda bir senelik bir çalışma ile yazıldı diyebilirim.

Kaleme alırken çok zorlandığım zamanlar oldu. Yakınlarım bilir, ben öykülerimi de hep yaşanmış olaylar üzerinden yazarım. Bazen olduğu gibi yazarım, bazen biraz kurgu biraz gerçek, bazen de gerçek hayattan sadece esinlenirim. Fakat yaşanmış bir hayat hikâyesini hem de gerçeklere bu kadar sadık kalarak yazmak çok zor bir iş. Kurgu yapamıyorsunuz, olayları olduğu gibi yazmak durumundasınız. Hareket alanınız o kadar dar ki! Şehit ailelerine, yakınlarına ve arkadaşlarına karşı sorumluluk hissediyorsunuz. Hatta tarihe karşı bile sorumluluğunuz var. Yazdığınız kurgu vakıaya ters düşmemeli. Bu yönü çok zordu. Bu yüzden neredeyse tamamı gerçeğe yakın yazıldı.

-Şehit Yasin’in annesiyle görüştüğünüzü söylediniz, süreç nasıl işledi?

Evet. Onun yardımlarıyla gerçeğe daha uygun bir roman yazıldı. Olaydan sonra aileler ekranlarda çok yıpratıldı. Acılarını hiç yaşayamadılar. O zaman ekranlardan tanımıştık. Özellikle Hatice annenin her röportajını defalarca okudum. Kendimi sürekli onun yerine koyarak okuyordum. Çok zordu. Çünkü ben bir anne olarak bu olaya bakınca çok daha fazla acı hissediyordum. O süreçte neler yaşadı? Sonrasında hayatına nasıl devam etti? Şimdi ne düşünüyor? Acısıyla nasıl baş ediyor? Sonra onunla tanışmaya karar verdim. Çok şükür nasip oldu. Birkaç defa görüştüm. Çok yardım etti. Yasin’e dair her detayı, şehadetini, sonrasında yaşananları, en ince ayrıntısına kadar sorup her defasında yarasını kanatmamıza rağmen sabırla, samimiyetle yardım etti. Kendisine de söyledim. Allah bazen “şehit”lerden sonra “şahit”ler bırakıyor. Hem onları daha iyi tanıyalım, örnek alalım diye hem de vicdan sahiplerini uyandırmak, zalimlerin yüzlerini bu dünyada da karartmak için. Bu misyon bazen bir gaziye bazen şehidin yakınlarına/arkadaşlarına yükleniyor. Hz. Hüseyin’den sonra Hz. Zeynep’e yüklendiği gibi… Bu çok zor ama şerefli bir vazife… Hatice anne de bu misyonunu hakkıyla yerine getiren bir hanım. Allah razı olsun.

-Henüz erken olsa da eseri okuyan veya inceleyenlerin dönütleri nasıl oldu?

Dediğiniz gibi daha erken. Bunu zaman gösterecek. Sadece bir arkadaşım yazdığımı duyunca “Yasin ve arkadaşları şehit olunca çok üzülmüştük. Yasin’den küçük oğlum var. Ona günlerce sarılamamıştım. Ne zaman hatırlasam yüreğim burkulur. Müslüman kardeşlerimiz neler çekmiş bilememişiz. Onun hayatı yazılmalı ki oğlum ve diğer gençler okusun.” demişti. Bize kardeş olduğumuzu ümmet olduğumuzu hatırlatıp gittiler. Aslında biz anlatmasak bile Yasinler kendilerini anlatıyor. Bizimki karınca misali safımızı belli etmek…

-Bu vahşeti yazarken neler hissettiniz?

Tarifi çok zor… Günlerce evin içinde ruh gibi dolaştım diyebilirim. Detaylar insanı mahvediyor. Bazılarını yazarken bunu nasıl ifade etsem, insanlar bu kadarı da olmaz diyecekler diye düşünüp durdum. Kurgu olduğu zannedilecek. Bazı şeyleri aklınız hayaliniz almıyor. İnsanın nasıl vahşileşebildiğini görüyorsunuz. Esfeli safilin olan insanı görüyorsunuz. O zaman insanı en rahatlatan şey Ahiret inancı oluyor. Bu hikâye yarım kaldı. Bu dava sonuçlanmış gibi görünse de yarım kaldı. Ama tamamlanacak hem de Yasinlerin lehine. Buna inanmak insana çok iyi geliyor.

Olayın sonrasını çok merak ettim. Çünkü buna seyirci kalanların, alkış tutanların bir kısmının kadın hatta belki anne olması çok tuhaf. Yasinlerden sonra evlerine çekilince çocuklarını görünce ne hissettiler? Bir de bunu yapanlarla aynı şehirlerde yaşıyoruz. Belki o gençlerden biri onların kapısının önünden geçti. Yardım götürdü evlerine. Aynı otobüste aynı sokakta karşılaştılar veya hiçbir karşılaşma olmasa bile bir insana sokak ortasında neler yapıldı. Bu olay bir evde gizlice olmadı ki! Koca bir mahallenin ortasında oldu.

Ya aileler! Bu vahşetten sonra aileler ne yaşadılar? Çünkü o şehirde yaşamaya devam ediyorsunuz belki de sizin oğlunuza bunu yapanla karşılaşıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Hatta bunu Hatice hanıma da sordum. Cevabı çok etkileyiciydi. Okurlarımız romanın çeşitli yerlerinde okuyacak. Hatice anne şunu gösterdi bana, biz farkında olmasak bile inanç, gerçekten çok kıymetli bir şey. Hiçbir tedavinin, terapinin sağlayamadığı şifayı bize sunuyor.

-Okuyucularımız sizi iyi bir hikâyeci olarak tanıyor. Başka romanlar da olacak mı?

İyi hikâyeci olduğumu düşünmüyorum, ama öykü/hikâye yazmaya çalışıyorum. Öyküye devam inşallah. Roman konusunda düşüncelerim var, ama kesin bir şey yok.

-Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz?

Rica ederim. Ben teşekkür ederim.