Mehmet Zeki ErginAhaliyi İslamlaştirma Tesbih ve Zikir Ehlinin Vazifesidir

2 sene ago8220 min

Sure-i celile yani Nasr/zafer suresi İslam anlayışındaki mükemmel fethe ve bu fetihten sonra mümin şahsiyetin yapacağı, yapması gerekenlere işaret ediyor. Ta ki bu zafer ve fetih insaniyetin ve İslamiyet`in ayaklarına dolanan büyük bir nikmete dönüşmesin, evvel emirde büyük bir nimet olduğu halde…

اِذَا جَٓاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُۙ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ ف۪ي د۪ينِ اللّٰهِ اَفْوَاجاًۙ ﴿٢﴾ فَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُۜ اِنَّهُ كَانَ تَـوَّاباً ﴿٣﴾

Allah`ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah`ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O`ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir. 1﴾-3﴿

Sure-i celile yani Nasr/zafer suresi İslam anlayışındaki mükemmel fethe ve bu fetihten sonra mümin şahsiyetin yapacağı, yapması gerekenlere işaret ediyor. Ta ki bu zafer ve fetih insaniyetin ve İslamiyet`in ayaklarına dolanan büyük bir nikmete dönüşmesin, evvel emirde büyük bir nimet olduğu halde…

Sure-i celile mükemmel bir fethin prototipini çizerken üç önemli unsura değinmektedir. Bunlar; Allah`tan olan bir zafer, memleket kapılarının İslam`a sonuna kadar açılması yani fetih ve insanların fevç fevç Allah (cc)`ın dinine dâhil olmaları… Bu son unsur, yani insanların akın akın Allah (cc)`ın dinine dâhil olmaları neticedir, üründür ve asıl amaç edinilen de budur. Eğer bu üç unsurun herhangi birinde sekte söz konusu olursa özellikle de sonuncusunda o zaman Allah (cc)`ın gösterdiği yola intisapta bir sorun söz konusudur demektir. Eğer ürün almada bir sorun söz konusu ise mutlaka ekim esnasında sıkıntılı bir durum vardır. Müminin bunu iyi irdelemesi gerekecektir.

Sûrede her ne kadar açıkça değinilmemiş olsa da kanaatimizce üzerinde durulması gereken hususlardan bir tanesi de zafer ve fetih öncesi yapılması gerekenlerdir. Bir zaferin Allah (cc)`ın İsm-i celiline izafe edilmesi, bu izafe ile teşrif edilmesi ancak bu şartların hepsine riayetten sonra doğru olur kanaatindeyiz. Bu ön hazırlıklar fethi müyesser kılacak, yani kolaylaştıracak hususlardır. Böyle bir durumda zafer ve fetih için zorlamaya başvurulmaz ve insanların İslam`a ve onun temsilcileri hakkındaki kanaatlerinde sıkıntı ortaya çıkmaz.

Hz. Resulullah (s.a.v)`in Mekke`nin fethine kadar yaptıklarının bir özetini çıkarmak kanaatime göre elimizde bir yol haritasının oluşması için kifayet eder.

Kronolojik bir sıralama şeklinde Mekke`nin fethine kadar Efendimiz (s.a.v)`in yaptıklarını kısaca sıralayacak olursak;

1- Yerleştiği yeni merkezde kendi müntesiplerini kaynaştırmak için onları kardeşler yapması ve bunun için gerekli bütün psikolojik destekleri devreye sokması. Dikkat edilecek olunursa Hz. Resulullah (s.a.v)`ın ashabı iki büyük kütleden oluşuyordu. Bunlar Ensar ve Muhacirlerdirler. Başka bir tabirle Mekkeliler ve Medineliler… Hz. Resulullah (s.a.v) bunları bu şekilde büyük kütleler halinde bırakmıyor, bir birine katıyor.

2-  Yeni merkezinde iç huzursuzluğa neden olabilecek bütün unsurları ortadan kaldıran Medine Vesikası ile mücessem hale gelen içeride güveni tesis etmesi. Ve bunu kıracak hiçbir girişime tolerans tanımaması…

3- Çevre kabileler ile anlaşma yoluna gitmesiyle dostlarını çoğaltıp düşmanlarını azaltması… Oysa bu anlaştığı kabilelerin hepsi kendisinin en büyük savaşımını verdiği şirk inancına sahip olanlar oldukları halde bunu tercih ediyordu.

4- Düşmanın huzurunu kaçıracak kadar büyük ama onu galeyana getirip büyük bir saldırıya geçirecek kadar da büyük olmayan hamleler.

5-  İlk büyük savaşın başında bizzat bulunması ve savaş için gerekli her türlü tedbiri aldıktan sonra Allah`ın dergâhına ısrarla sığınması…

6- Savaşı olabildiğince temiz tutmaya çalışması… Düşmanları ısrarla kirletmeye çalıştıkları halde, kendisinin ısrarla temiz tutmaya çalışması ve düşmanlarının tahrik damarına basacak ve onları ölümüne savaşın ortasına sürükleyecek fiillerden ısrarla kaçınması… Ne kin bağlayıp kinin onu sürüklemesine izin vermesi ne de düşmanın kin bağlamasını sağlayacak politikalar gütmemesi… Tam aksine aradaki kin ve düşmanlığı minimize edecek her fırsatı değerlendirmesi…

7- Ve kanaatimce en önemli hususlardan bir tanesi de her şeye rağmen barış taraftarı olması… Hatta gurur kırıcı maddeler içermesine rağmen sırf barış olsun diye Hudeybiye Barış Antlaşmasını kabul etmesi…

Barış metni, öyle bir metin ki ashaptan çok az bir kısmı hariç hiç kimsenin içine sinmiyor. Ama evvelemirde barış olması başlı başına müminler için büyük başarıdır.

Sonrasında ise barışın maddelerini lehine çevirme veya aleyhine dönüşme durumu senin geliştireceğin politikalarla orantılıdır. Ashabın en çok karşı durduğu madde olan sığınanların iadesi maddesi bile Allah Teâla`nın yardımı ve Hz. Resulullah (s.a.v)`ın gelişmesi için destek verdiği proje ile Müslümanların lehine dönüştü.

Öyle ise barış, her zaman savaştan müreccahtır. Onur kırıcı gibi gözüken maddeler içerse bile…

Bu saydığımız maddelerin yanında sıralanacak çok madde olur kanaatimce işin ehli tarafından. Ama bu maddeleri sıralamamızın asıl nedeni zamanımızda İslam`a hizmet etmek isteyen Müslüman liderlerin ve İslam`ı kullanmak isteyen bazılarının savaşımlarının ortak noktası zaferi ümmetin evlatlarının sırtından elde etmeye çalışmaları.

Zafer için kendilerine düşen hiçbir sorumluluğu yerine getirmedikleri halde hatta bırakın nebevi olanı yerine getirmeleri beşeri hiçbir yükümlülüklerini yerine getirmedikleri halde daha çok ümmet evladının feda olması üzerinden zafer elde etmek isteyenlere dikkat çekmekti asıl amacımız. Ümmetin evlatlarını yok etmek için oldukça hevesli olan düşmanlarının bütün gururunu bir kenara bırakıp başarılı olmak için bütün enstrümanlara başvurduğunu gördüğü halde şeytani gururlarını bir kenara bırakıp hemen ayaklarının dibinde duran sebepler için bir girişimde bulunmayıp zafer elde etmek için daha çok itaat ve feda olmayı ümmetin evlatlarından beklemek ve bunun neticesinde gelecek olan bir zaferden medet ummak pek nebevi bir ümit olmasa gerek. Bu daha çok solcuların yüksek devrim hayallerini anımsatan hayaller, ütopyalardır. Bunun neticesinde savaşlar kazanılabilir, ama kesinlikle insanların İslam`a akın akın gelmesini sağlayacak fetihler değildir bunlar.

Zafer ve fethe giden basamaklar İslam ümmetinin evlatlarının bedenleri üzerine inşa edilmez. Evet, fedakârlık olmazsa olmaz bir gerekliliktir, ama zafere giden yol ümmetin evlatlarının bedenleri üzerine değil, sa`yin üzerine, akıllıca ve ihlasla hareket etmenin üzerine bina edilir. Aksi halde zafer gibi gözüken bile en büyük hezimete dönüşür.

Sure-i celilede dikkat çeken birkaç hususa değinmek gerekirse;

1-    نَصْرُ اللّٰهِ ibaresinde ifade edildiği gibi zaferin Allah`a nispet edilmesi. Bu kanaatimce iki yönlü bir nispettir. Birincisi; zafer ancak Allah`tandır. Ki nitekim وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ (Zafer ancak Aziz ve Hekim olan Allah katındandır) ayetinde buna açıkça işaret edilmiş. Zira Allah muhafaza zafer için bütün tedbirler alındığı halde zaferle alakası olmayan bir tarafından bile zafer akamete uğratılabilir. Öyle ise her türlü tedbire rağmen zafer ve arkasından gelecek olan fetih ancak Allah Teâla dilerse müyesser olabilir.

İkincisi; zafer ve fetih ve bunlara giden yollar Allah Teâla`nın dilediği şekilde öyle bir döşenmiş ki ve o kadar temiz tutulmuş ki Allah`a izafe edilse yeridir. Kanaatimizce ikinci bakış açısının ehemmiyeti birincisinden geri değildir.

2-    Zafer, fetih ve insanların İslam`a akın akın gelmesi üçlüsünün bütünleşikliği… Bunlar birbirinden ayrılmaması gereken ve aynı zamanda birbirini doğrulayan hususlardır.

3-    Bütün bunlardan sonra yapılması gereken. O da; tevbeleri çokça kabul eden ve kullarına karşı pek merhametli olan Efendimizin Rabbini hamd ile tesbih etmektir. Bu hitap Resulullah (s.a.v) ve Onun gibi hareket eden başta lider ve komutanlar olmak üzere tüm mücahitleredir. Zira sünnetullaha ittiba için her şeyi seferber edip neticede zafere ulaşmak kalbi gaflete düşürebilir. Bu durumda şeytana fırsat sağlayabilir. Bu fırsatın neticesinde Allah muhafaza zaferin hem dünyevi ve hem de uhrevi getirileri heder olabilir.

Zaferleri korumak onları elde etmekten daha zordur, sözünün İslami anlamı kanaatimizce budur.

Değinilmesi gereken bir husus da Osmanlıların fethettikleri topraklara halkı İslamlaştırmak için gönderdikleri ve yerleştirdikleri tasavvuf ehli davetçiler politikasıdır. Kanaatimce bu sûrenin pratik tefsirinin en güzel numunesidir. Zira fethedilen yerin ahalisinin İslamlaşması, siyasilere ya da askere bırakılacak değil. Ayette işaret edilen tesbih ehli olanlardır. Ki bunlar da tasavvufla uğraşan dergâhlardır, buraların terbiyesi ile yetişen davetçilerdir.

Mükemmel bir fethi yeniden müyesser kılması dileğiyle Allah`a emanet olunuz.

Mehmet Zeki Ergin / İnzar Dergisi – Mart 2017 (150. Sayı)
 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *