Nur KılıçBelleğimize Çizgilerle Atılan Çizikler Silinmiyor!

3 sene ago6715 min

Doğrudur. Hayat bu! Bir teselliden ibaret kimi zaman… Bir gayretten, çabadan… Üstelik de bir imtihan… Ancak kastım tam olarak o değil.

Yetişkinler olarak çocukluk anılarımız, eski günlere atıflarımız ve özlemimiz indimizde her zaman ciddi bir yer tutmuştur. Aradan geçen onlarca yıl, bir takım kaygıları silemediği gibi kimi duyguları da kabartmaktadır ki; özlem ve geriye dönme arzusu bunların başında geliyor.

Evet, mazi ‘çocukluğa’ değdiğinde onu hasretle ananlar oldukça fazladır. Çocukluk yıllarının o saf ve masum izleri, o doyulmamış tadı ve o enfûsi kokusu öyle derin, öyle coşkun tezahür eder ki bazen… Keşke, demekten alamayız kendimizi. ‘Keşke hep çocuk kalsak…’

Bununla beraber bazen zihni bulandıran, gözü karartan, duyguları allak bullak eden hatıralar düşer yâdımıza. Hep özlem ve arzuya mukabil anılmaz o eski günler. Zira tesir-i müspet kadar tesir-i menfi de yatar altında. Diyeceksiniz belki; hayat bu, hep olumlu olacak daima güzel geçecek değil ya!

Doğrudur. Hayat bu! Bir teselliden ibaret kimi zaman… Bir gayretten, çabadan… Üstelik de bir imtihan… Ancak kastım tam olarak o değil. Yani kaza ve kader cezbesinde yaşanan/başa gelen bir takım olumsuzluklardan ziyade; o en savunmasız olduğumuz demde, çocukluğumuzda çevremize örülen ağlaradır sitemim.

Öyle ki çocukluğumun en keskin hatları, zihin dünyamı şekillendiren birkaç çizgi filmden ve bana yaşattığı duygulardan müteşekkil. Bu menfi tesir aradan geçen onlarca yıla rağmen tazeliğini koruyabilmiş. Hatırlamak için zihnimi kurcalamaya gerek bırakmayan, kötü ruhların arasından fırlayıp çıkan sevimli hayalet(!) Casper… Annesinden, ailesinden mini minnacık bir boyutta küçülerek uzaklaşan, kendini bambaşka bir dünyada bulan ve yıllarca annesine kavuşma hayaliyle maceradan maceraya atılan küçük kız Tumbelina… Elinde havucuyla bir görünüp bir kaybolan tatlı kemirgen Arkidiş… Ve bunlar gibi daha birçok çizgi kahraman(!) çocukluk yıllarımı (bilhassa ilk 7 yıl) adeta gasp etmiş.

Küçük bir çocuk için hayaletlerle dolu bir evi kendi eviyle kıyaslamak… Anneciğinin gözleri önünde küçülen, kendisini annesine gösterebilmek için çırpınan bir kızın yerine koymak kendini ve o acıyı/endişeyi iliklerinde hissetmek… Kara bir kış günü karlar içinde elinde havuçla kendisini çağıran bir tavşanın davetine icabet etmek, onun yuvasında bir süre yaşamak ve bunu gerçekten yaşadığına –üstelik aradan on yıllar geçtiği halde- inanmak… Tüm bunlar küçük bir çocuk için ne demektir? Onun düşünce ve duygu dünyasını bundan çok daha fazla korkunç ve kaygı verici izlenimlerin tasarladığını düşünmek, vahim olduğu kadar anne-baba sorumluluğuna da dikkatleri çekmiyor mu sizce?

Doğrusu, sıklıkla çizgi filmlerdeki 25. kare tekniğinden ve subliminal mesajlardan bahsedilmesine; bu yollarla tertemiz zihinlerin nasıl da kirletildiği ve tahrip edildiği ifşa edilmesine rağmen bu durumun yeterince ciddiye alınmadığını düşünüyorum. Zira görünen kısmıyla ebeveynler çocuklarını o şiddet ve gayr-ı ahlâki tutumlar içeren çizgi filmlere çok rahatlıkla yönlendirebiliyorlar. Oysa kişinin sadece, çocukluğunda yaşamış olduğu bir takım olumsuzlukları göz önünde bulundurması bile kendi çocuğuna yaklaşımlarını ciddi ölçüde belirleyecektir.

Anneler olarak bir takım sorumluluklarımız var ve üstesinden gelebilmek için çoğu kez çocuklarımızı başka bir şeylerle meşgul etmemiz gerekir. Bu meşguliyet kimi kez bir oyalama olabilir, olsun bunda sıkıntı yok. Ancak yanlış yönlendirme olması, kabul edilebilir türden değildir kardeşler. Telafisi mümkün olmayan yaralar açabilir ki; içeriği uygun olmayan çizgi filmlere yönlendirme, bu yanlışlıkların başında geliyor. Zira bu sayede çocuklar, bir takım duygularla çok ama çok erken yaşta tanışmış oluyorlar ve bu onların o masum dünyalarına fazla geliyor.

Çizgi filmler eliyle ya da bir takım oyun konsolları vasıtasıyla, yaşamaması gereken (korku-gerilim-cinsel dürtüler vs.) duyguları yaşayan/tadan çocuklar ise yarının o potansiyel suçlusu, hayırsız evladı, sorunlu bireyi olup çıkıyor. Bu gerçekten de ürkütücü değil mi? Bilhassa da çocuğu kucağında büyüyen anneler olarak; böyle bir neslin türemesindeki fonksiyonumuzu gözden geçirmemiz gerekmez mi?

Dediğim gibi anne bazen yoğun olur ve normalde dikkat etmesine rağmen çocuğunu, içinde bol bol kaygı, stres, endişe, korku, gerilim vs. barındıran bir çizgi filmin karşısına oturtabilir. Bir kereden ne çıkar mantığı ya da başka bir seçenek olmadığı düşüncesi baskın çıkabilir. Ancak bu hususta baba fonksiyonu devreye girebilmeli. Evde olduğu ve imkânı elverdiği ölçüde, babanın çocukla ilgilenmesi, alternatif bir oyalama(!) yöntemine başvurması gerekir. Birçok durumda olması gerektiği gibi baba, bu hususta da anneyi elinden geldiğince desteklemeli ve dahi yönlendirmeli/bilgilendirmelidir…

Bu, “Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” (Tahrim / 6) ilahi ikâzının bir gereği olarak orta yerde duruyor. Durumun vahametinin babalarca da kavranması, doğrusu çözüme ve algıya ilişkin olacak; olumlu/güzel gelişmelerin önünü açacaktır inşallah.

Hafızanın tazecik olduğu, almaya en elverişli bulunulan o (0-12) yıllarında çocuklarımızı, görüp duydukları hususunda elimizden geldiğince muhafaza etmek zorundayız. Bilhassa adeta göz medeniyetinin hâkim olduğu böyle bir zaman diliminde, onların gözlerini güzelliğe odaklamak sûretiyle ruhlarını/gönüllerini/zihinlerini beslemek-doyurmak durumundayız. Birçok anne, bu durumu yanlış algıladığı için yanlış da yapıyor. Gözü sırf madden/şeklen doyurulmuş bir çocuğun; sadece almak istemesini, vermeye/paylaşmaya yanaşmamasını ve esasen doymak nedir bilmemesini yadırgıyoruz sonra. Oysa bu gayet tabi bir sonuç… Yöntem ve yaklaşım yanlış olunca sonuç da doğru olmuyor, doğal olarak…

Öte yandan çocukların karakter gelişiminde azımsanamayacak kadar etkili olan çizgi filmler konusunda alternatifsiz değiliz, elhamdülillah. Rehber TV ekranlarında yayınlanan Keko başta gelmek üzere, çocuklarımızı iç huzuruyla ve tam bir güvenle karşısına oturtabileceğimiz nice yapımlar var. Kimi zaman boy gösteren doyumsuzluk hali ya da daha albenili olması nedeniyle, çocuğumuz farklı şeyler izlemek isteyecektir/istiyordur. Ancak duygu ve düşünce dünyasında oluşacak çalkantıları göz önünde bulundurarak ve yaşayacağı travmaları hesaba katarak bir karar vermeli; emanetlerimizi iyi muhafaza etme adına didinmeliyiz. Aksi taktirde onların, yaşamlarının ileriki dönemlerinde bile üzerlerinden atamayacakları bir takım menfi tesirlerin zeminini hazırlamış olmanın ceremesini, hem dünyada hem de ahirette yaşayacağımız muhakkaktır!

Nur Kılıç / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar