Anasayfaİnzar Dergisi Mehmet Gülsever

En geniş tanımıyla dünya, üzerinde yaşanılan ortak alandır. İnsan önce Dünya’ya çizgiler çizmeye kıyamadı. Ancak zamanla “yeryüzünde fesat çıkarma” eğilimi gelişti. İhtiraslar dal budak saldı. Ve insan adım adım yeryüzünü, çizmeye, çehresini bozmaya başladı. Bölünmemesi gereken “gözünü”de böldü, “ağzını”da dikti, “burnunu”da kesip düz alanlar oluşturdu.         En geniş tanımıyla dünya, üzerinde yaşanılan ortak alandır. İnsan önce Dünya’ya çizgiler çizmeye kıyamadı. Ancak zamanla “yeryüzünde fesat çıkarma” eğilimi gelişti. İhtiraslar dal budak saldı. Ve insan adım adım...

Evet! Üzerinden iki yıl geçti ama iki bin yıl da geçse 6-8 Ekim’in ne hesabı biter ne de kelamı… Ne kabuk tutar bu yara ne de yaratılmış zaman yeter unutmaya. Ne deryalar söndürür bu öfkeyi ne de “helak”lar teskin eder bu yüreği. Züntikam’ın eliyle ancak teskin olur bu yürek.               Olaylar vardır unutulmazlar.               Fedakârlıklar vardır eşsizdirler.               Felaketler vardır tarihtirler. Yaşanmışlıklar vardır ibret vericidirler. Acılar vardır dinmezler. Yaralar vardır hiç kabuk tutmazlar, içerdendirler. İhanetler...

Akşamdı. Sıradandı. Sakin başlamıştı. Ne ürpertiyi gerektirecek bir tıkırtı, ne de endişeyi gerektirecek bir lakırdı vardı. Yıldızlar salınıyordu gökyüzünde bütün tembellikleriyle. Akşamdı. Sıradandı. Sakin başlamıştı. Ne ürpertiyi gerektirecek bir tıkırtı, ne de endişeyi gerektirecek bir lakırdı vardı. Yıldızlar salınıyordu gökyüzünde bütün tembellikleriyle. Ay masum masum ve kaygısız gülümsüyordu. Yakamozlar saklambaç oynuyordu su ile. Gah görünüp gah kaybolarak yaramazlıklar yapıyordu. Kurbağalar ve Cırcırlar korosu kıyasıya bir yarışa tutuşmuş enstrümansız şarkı okuyorlardı yaz şenlikleri adına. Patika yolun...

Beraber koyulmuştuk yola. Beraber omuzlamıştık dünyayı. Beraber vurulacaktık güya. Ama olmadı. Meğer yola çıktığımız bazı dostlar yüzümüze başka, arkada başkaymışlar. Beraber koyulmuştuk yola. Beraber omuzlamıştık dünyayı. Beraber vurulacaktık güya. Ama olmadı. Meğer yola çıktığımız bazı dostlar yüzümüze başka, arkada başkaymışlar. Meğer bizden ayrı zamanlarda secdelerde seherliyorlarmış. Meğer haşin görünümleri aldatıcıymış. O düşmanı ürküten bakışlarının içinde gizlenmiş pınarlar varmış secdeleri ıslatacak. Meğer bizim “dileğimiz” gırtlaktan yukarıymış; ta yüreğimizin derinliklerine nüfuz etmiş bir yakarış değilmiş. Meğer yiğitlik...

Ne zor soru? Kimine zamanın yetmediği bilinir. Yaptıklarının yanında; bunca koşturmanın yanı sıra yapamadıklarına ayıracak zaman bulamayanlar… kimi de zamanı harcama telaşında “bugün ne yapsam acaba” diye. Ne zor soru? Kimine zamanın yetmediği bilinir. Yaptıklarının yanında; bunca koşturmanın yanı sıra yapamadıklarına ayıracak zaman bulamayanlar… kimi de zamanı harcama telaşında "bugün ne yapsam acaba" diye. Bence insan önce biraz gülmeli. Sonra sevmeli. Sonra yürümeli amaçlı amaçsız zaman zaman. Sonra yemeli. Biraz "insan" olmalı, biraz "insan" yaşamalı....

Boy vermiş buğday başağının tanelerinin dolacağı haziran hazırlığında; son bir yağmur bekleniyorken gökten… Tatlı yorgunluğun huzurlu yatışına hazırlanırken, cırcır ve kurbağa senfonisi, yağmur duası estetiğinde mehtaba kur yapmada. Münbit tarlalarda yorgun köylüler… Mayıs gecesinin serin vaktinde… Boy vermiş buğday başağının tanelerinin dolacağı haziran hazırlığında; son bir yağmur bekleniyorken gökten… Tatlı yorgunluğun huzurlu yatışına hazırlanırken, cırcır ve kurbağa senfonisi, yağmur duası estetiğinde mehtaba kur yapmada. Nineler tespih çekerken, çocuklar şiir ezberlemekte doğu aksanı ile… Anneler yatakları...

“Hocam geçici olarak Bağlar’da bir ev tuttuk. Eski evimizden daha iyi ama çocuklar ‘biz evimizi istiyoruz, mahallemizi istiyoruz’ diye sıkboğaz ediyorlar. “Hocam geçici olarak Bağlar’da bir ev tuttuk. Eski evimizden daha iyi ama çocuklar ‘biz evimizi istiyoruz, mahallemizi istiyoruz’ diye sıkboğaz ediyorlar. Arkadaşlarını istiyorlar. Komşularımızı istiyorlar. Evlerimizin akıbetini bilmiyoruz. Bize bir yol gösterebilir misiniz?”dedi daha önceden büyük çocuğunu okuttuğum Sur mağduru bir kadın. Korku ve mutsuzluğu yüzüne vurmuş, annesinin eteklerine sığınmış on yaşlarındaki çocuğu “ama...

“Tekâmül” olan ile uğraşırsanız ancak geriletmiş olursunuz. Oysa insan, meyvesinin en olgununu ve en lezzetlisini hiçbir zaman vermedi ve hiçbir zaman da vermeyecek. Hiçbir mutluluk hikâyesi yoktur ki hüzünle, kederle başlamış olmasın. Hiçbir zafer yoktur ki uğrunda savaşılmamış, mücadele verilmemiş olsun. Hiçbir “gayret” yoktur ki bulunduğunuz yerden daha yukarıya sizi çıkarmamış olsun… Ve hiçbir sabitlik statiklik yoktur ki sahibini, binenini, duranını bulunduğu yerden aşağıya indirmemiş olsun. Zira yaşam hep yenileme, büyüme, gelişme, yükselme ve ilerleme...

İnsan acıyla vardır, acıyla insandır, acıyla olgunlaşır. İnsanın acıyı üretmeyeceği (yaşamayacağı) bir zemin ve zaman yoktur. İnsanoğlu en müreffeh zamanda, sırça köşklerde bile kendisine dert edinecek, üstesinden gelmesi gerekecek ve huzurunu kaçıracak bir problem illa ki üretir ve bu acı duyacağı problemle uğraşıverir; geçerse sevincini yaşar ve hemen yenisini üretir. İnsan acıyla vardır, acıyla insandır, acıyla olgunlaşır. İnsanın acıyı üretmeyeceği (yaşamayacağı) bir zemin ve zaman yoktur. İnsanoğlu en müreffeh zamanda, sırça köşklerde bile kendisine dert...

Bir beyaz işaret belirdi penceremde… Tane tane, nazlı nazlı, ince ince… Bin bir taze umut doğurdu yüreğime… Bana sana, bize size, ürkek ürkek… Bir beyaz işaret belirdi penceremde Tane tane, nazlı nazlı, ince ince Bin bir taze umut doğurdu yüreğime Bana sana, bize size, ürkek ürkek Bir çetin yıl biter ömrümden bedenimin Hüzün hüzün, keder keder, heder heder Bir yeni yıl “biter” rahminden toprağımın İlmek ilmek, umut umut, telek telek “Bir Ocak” düşer duvarımın takvimine...