Mehmet Zeki ErginEy Ehlullah Mescidleri Ancak Sizler Mamur Edersiniz Öyleyse Mescidleri Mamur Etmeye Yönelin

2 sene ago8119 min

Malumdur ki İslam`ın hem toplumsal alanda hem de diğer alanlarda hâkimiyeti mescidlerin mamur oluşu ile doğru orantılıdır. Mescidler, manen harabe olduğu, fonksiyonlarından tecrid edildiği sürece İslam`ın hâkimiyetinden söz edilemez. Tıpkı Allah`ın kullarının kendilerini güven içinde hissetmedikleri sürece İslam`ın hâkimiyetinden söz edilemeyeceği gibi mescidler de mamur olmadığı sürece İslam`ın mutlak hâkimiyetinden söz edilemez.

اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ﴿١٨﴾ اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۢ ﴿١٩﴾

Allah`ın mescidlerini ancak Allah`a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah`tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm`ın imar ve bakım işini (üstlenen kimseyi), Allah`a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe 18-19)

Malumdur ki İslam`ın hem toplumsal alanda hem de diğer alanlarda hâkimiyeti mescidlerin mamur oluşu ile doğru orantılıdır. Mescidler, manen harabe olduğu, fonksiyonlarından tecrid edildiği sürece İslam`ın hâkimiyetinden söz edilemez. Tıpkı Allah`ın kullarının kendilerini güven içinde hissetmedikleri sürece İslam`ın hâkimiyetinden söz edilemeyeceği gibi mescidler de mamur olmadığı sürece İslam`ın mutlak hâkimiyetinden söz edilemez. Öyle ise ayetin nazil olduğu dönemde başka mesajları ön planda olsa bile zamanımızda bu ayet-i kerimenin camilere yönlendirme mesajı daha çok ön plandadır. Sanki; “İslam`ın hadimleri ünvanı ile sahaya çıkanlar Allah`ın mescidlerini mamur etmeye yönelin.” diyor.

Ayette geçen اِنَّمَا يَعْمُرُ (ancak ve ancak mamur kılar) ibaresi hem inşa etmek ve hem de fonksiyonlarını icra etmek manasında olan mamur etmek manaları için uygunsa da ikinci ayette geçen عِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ (mescid-ül haramı imar etmek) ibaresiyle müşriklerin yaptıkları beytullahı inşayı büyük görmemeleri gerektiğine vurgu yapması اِنَّمَا يَعْمُرُ ibaresi ile fonksiyonları icra etme manasının daha çok kastedildiği anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin; "Bir adamın mescidlere gidip gelmeyi alışkanlık haline getirdiğini görürseniz, onun imanlı olduğuna şehadet ediniz. Çünkü Cenab-ı Hak: "Allah`ın mescidlerini ancak Allah`a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar eder" hadisi de açıkça imardan kastın daha çok fonksiyonlarını icra etmek olduğuna işaret ediyor.

Öyle ise Allah`ın mescidlerini mamur etmek, fonksiyonlarını tam manasıyla icra etmek isteyenlerin ayetin işaret ettiği sıfatları haiz olmaları gerekmektedir. Eğer bu sıfatlar konusunda zafiyet varsa ya o zafiyetleri telafi yoluna gitmeliler ya da bilmelidirler ki bu zafiyetlerle bu kutsal görev icra edilemez.
Bu sıfatların başında Allah`a ve ahiret gününe iman gelmektedir. İman ise marifete tabidir. Öyle ise bu görevi icraya koyulanların en ehemmiyetli işlerinden biri marifetullah hakkında donanımlı olmaya çalışmalarıdır. İmkânı olanların bir seydadan en azından bir akide kitabını ders olarak almaları, olmayanların ise güvenilir bir akide kitabını tetkik etmeleri, anlamı konusunda sıkıntı çektikleri yerleri ise bir bilenle istişare etmeleri başlangıç için iyi olur.

Ahiret hakkında ise ruhların kabzedilmeye başlanmasından cennete dâhil olan en son kişiye ve en son nidaya kadar çok detaylı bir şekilde hepsi rivayet ve ayetler ışığında hazırlanmış detaylı kitaplar var. Kurtubi`nin tezkiresi, İmam Gazali`nin ahiret ilimleri, Suyuti`nin kıyamet alametleri ve diğer eserleri, Haris el Muhasibi`nin Tevehhüm kitabı… bu eserler ve isimlerini zikredemediğimiz eserlerden bir iki tanesini okumak herhalde yeterli olacaktır. Ama bilinmesi gereken husus şudur ki genellikle Kur`an-ı Kerim`de iman ilkeleri sıralanırken diğer rükünler iman etmekle tabir ediliyor, ahiret rüknü ise yakîn ile tabir ediliyor. O yüzden ahiret konusunda iyi bir donanıma sahip olunmalı…

Namazın ikame edilmesi ile zekâtın verilmesi hususuna gelecek olursak; nasıl ki Kur`an-ı Kerim`de imanın iki a`zam ilkesi Allah`a ve ahiret gününe iman beraber zikrediliyorsa aynı şekilde İslam`ın iki a`zam ilkesi olan namazın ikamesi (dosdoğru kılınması), zekâtın verilmesi de birbiri ile beraber zikrediliyor.

Öyleyse bu ayet-i kerimede hem imanın a`zam iki ilkesinin ve hem de İslam`ın iki a`zam ilkesinin beraber zikredilmesi sanki hem imanı ve hem de İslam`ı sağlam olanlar ancak bu işe ehil olabilirler ve bu işin hakkını verebilirler, manasına işaret ediyor.

Tıpkı Allah`a ve ahiret gününe iman ile ilgili donanım sahibi olunması gerektiği gibi Namaz ve Zekât hakkında da donanım sahibi olmak gerekir ki bu iki ibadet hakkıyla yerine getirilebilsin. Özellikle zahir kadar manaya ehemmiyet verilmesi gerekli olan namazda şartlardan olan huşu için bu konuda yazılmış ve ulaşılabilir her eserden istifade etmesi gerekir bu işe koyulanın. Zira mescid namazla ile özdeştir.

Namaz ile zekâtın mescidlerin mamur edilmesini konu edinen ayette bir arada zikredilmesi hususuna Fahreddin er-Razi şöyle ince bir nükte ile değiniyor;

“Bil ki, mescidin imârında namaz kılıp zekât vermenin nazar-ı dikkate alınması, sanki de mescid imar etmeden muradın, orada bulunma, mevcut olma olduğuna delâlet eder. Bu böyledir, zira insan namaz kıldığı zaman, mescidde bulunur. Böylece de bu namaz ile, mescidin imârı, şenlenmesi gerçekleşmiş olur. Zekât verdiği zaman da, zekât almak için, bütün fakir ve yoksullar mescidde bulunurlar. Böylece, bu yolla da mescid imâr edilmiş olur. Biz, bu ayette geçen "imâr etme" lafzını, bizzat bina etmek manasına hamlettiğimizde de, bu konuda da zekât verme nazar-ı dikkate alınmış olur. Zira zekât vermek farz, mescid yaptırmak ise nafile bir ibadettir. İnsan, farzları yapıp bitirmeden, nafile ibadetlerle meşgul olamaz. O halde, görünen odur ki, insan zekâtını vermediği müddetçe, mescidler yapmakla meşgul olmaz.”

Ayet-i kerimede geçen اِنَّمَا يَعْمُر ibaresi hem inşa etme hem de mamur kılma manalarına gelme ihtimalinin olduğunu yukarda izah ettik. Her ne kadar müfessirlerin hemen hepsine göre burada daha çok fonksiyonlarını icra etme manasının ön planda olduğu söylenmişse de inşa manasından da hali olmadığı yine hemen hemen bütün müfessirler tarafından dile getiriliyor. Öyle ise ayet şöyle bir hususa da dikkat çekmiş oluyor.

Camileri imar yani inşa edecek olan mimar ve ustalar da bu sıfatlara haiz olanlardan olsun. Zira mimarlık bir sanattır ve sanatın içinde öyle şeytanlıklar oynatıla biliniyor ki, bazen çok tatsız şeylerin yapıldığı yüzyıllarca sonra anlaşılabiliyor. Evet, bu tür durumlar içlerinde yapılan ibadetlere zarar vermez ama inananları psikolojik olarak rahatsız eder. Örneğin ismini şu an hatırlayamadığım bir caminin avlusunun giriş kapısının üst tarafına üç boyutlu bir resmin yaptırılmış olduğu bilgisayar teknolojisi kullanılarak çok net bir şekilde anlaşılabiliyordu.

Öyleyse bu ayeti kerime iman ehlini kanaatimce cami mimarlığına da teşvik eden bir ayeti kerimedir.
Dikkat çekici hususlardan biri de iman ve İslam`ın temel ilkelerinin yanında üçüncü bir ilkeden söz ediyor ayet-i kerime; o da وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ ibaresi ile işaret edilen Allah`tan başka hiç kimseden korkmama hususu…

Selef âlimleri bu ibareyi ihlaslı olmakla izah ediyorlar. Yani camileri inşa etmek isteyenlerin Allah`ın rızası dışında bir amaçlarının olmaması gerektiğiyle izah ediyorlar. Zira İslam ve Müslümanların merkezi olan bu yerlerin ancak ihlas üzere bina edilmesi gerektiğine vurgu yapıyorlar. Allah muhafaza bu kadar kutsal bir mekânın temeline riyadan eser girmemeli hususuna dikkat çekiyorlar. Aksi halde en üst dereceden mukaddes olan bir hakikati en süfli emellerine alet etmeye çalışmış olmanın bedelinin ahirette çok ağır olacağına dikkat çekiyorlar. Elhak dedikleri doğrudur.

Ama kanaatimize göre ihlasla beraber bir hususa daha dikkat çekiyor ayeti kerime… O da camileri mamur kılmak gerçekten cesaretli bir imana ihtiyaç duyuyor. Bu izahatı yaparken, yalnızca bu hakikati iliklerimize kadar yaşadığımız zamanı göz önünde bulundurarak söylemiyorum. Bugün beytullahta görevli olan koca koca âlimlerin kukla kralların batıl söylemlerini Kâbe gibi bir mescitte dahi dillendirmek zorunda kendilerini görmeleri, her zaman ve mekânda bu kutsal görevin dünyadan yana hiçbir korkuları olmayan, Allah korkusu dışında korku taşımayan gerçek müminlerin eliyle gerçekleşebileceğine apaşikâr işaret ediyor ayet-i kerime…

Özellikle işaret etmek istediğimiz bir diğer husus ise bu ayetin başka bir açıdan okunması…
“Mescidleri ancak zikredilen sıfatları haiz müminler inşa ederler, zikredilen sıfatları haiz müminler de Allah`ın mescidlerini tahrib değil ancak ve ancak mamur etmenin gayreti içinde olurlar.

Her ne olursa olsun mescidi tahrib bu sıfatlarla bağdaşmaz. Böyle bir eylem içinde olan da bu sıfatlarla bağdaşmaz…”

Sizce ayet-i kerime böyle de okunmalı değil mi?

Mehmet Zeki Ergin | İnzar Dergisi | Temmuz 2017 | 154. Sayı

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *