Mehmet Beşir VarolEy Milletim!

5 sene ago11841 min

Allahu Teâlâ’nın “Yakın aşiretini uyar.” (Şuara 214) fermanına uyarak, malum hain ve mürted örgütün 6-8 Ekim’de sergilediği vahşet ve katliamla gün gibi gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra milletime açık bir çağrıda bulunmayı uygun gördüm ve Allahu Teâlâ’nın izni ve yardımıyla faydalı olacağını da umut ediyorum. Şöyle ki:

Allahu Teâlâ’ya layıkıyla hamd; Efendimiz Muhammed’e, Onun pak âline, fedakâr ashabına ve onların yolunda yürüyen, tüm müminlere salat ve selam olsun.

Allahu Teâlâ’nın “Yakın aşiretini uyar.” (Şuara 214) fermanına uyarak, malum hain ve mürted örgütün 6-8 Ekim’de sergilediği vahşet ve katliamla gün gibi gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra milletime açık bir çağrıda bulunmayı uygun gördüm ve Allahu Teâlâ’nın izni ve yardımıyla faydalı olacağını da umut ediyorum. Şöyle ki:

“Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Sizi ilk defa topraktan yaratan ve orada yerleştiren O’dur. Öyleyse O’ndan bağışlanma dileyin, sonra da O’na tevbe edin. Kuşkusuz Rabbim kullarına çok yakındır ve onların dualarını kabul edendir.” (Hud 61)

Ey Milletim!

“(Allahu Teâlâ tarafından) emrolunduğun gibi dosdoğru ol… Aşırı gitmeyin. Çünkü Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. Zalimlere güvenmeyin/meyletmeyin. Aksi takdirde size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka yardımcılarınız da olmaz. Sonunda yardımsız bırakılırsınız.”

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, bilsin ki, o da onlardan olmuştur. Kuşkusuz Allah zalim topluma doğru yolu göstermez.” (Maide 51)

“Ey iman edenler, sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah, onların yerine, kendisinin sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı son derce alçak gönüllü, kâfirlere karşı da son derece izzetli, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan bir toplum getirecektir. Bu, Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah lütfu ve ihsanı çok geniştir ve O her şeyi bilir.

Sizin dostunuz sadece Allah, Peygamberi ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.

Kim, Allah’ı, Peygamberini ve müminleri dost edinirse bilsin ki, gerçek galipler Allah’ın hizbidir.

Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizle eğlenip alay edenleri ve kâfirleri dostlar edinmeyiniz. Gerçekten inanmışsanız Allah’tan korkunuz.” (Maide 54-57)

Ey Milletim!

Bu hain ve mürted örgüt İslam dininden başka her din ve akideyi kabul edebilmektedir. Sadece İslam’la düşmanlık etmektedir. Bütün imkânlarıyla İslam’la savaşmaktadır. Milliyetçiliği İslam aleyhinde kullanmaktadır. Özgürlük dediklerinde amaçları kendilerinin tamamıyla İslam’ı terk ettikleri gibi size de terk ettirmektir.

Ey Milletim!

Bu hainlerin Müslümanlardan başka gerçek düşmanları yoktur. Herkesle anlaşıp ittifak kurabilirler. Ancak bilinçli Müslümanlarla asla bir araya gelemiyorlar ve asla onlara tahammül edemiyorlar.

Laik Türkler ve Araplarla rahatlıkla bir araya gelebiliyorlar. İttifak kurabiliyorlar. Ancak bilinçli bir Müslümanla Türk olsun, Kürd olsun, Arap olsun düşmanlıktan başka bir şey yapmıyorlar. Kürtlerin haklarını tastamam vermiştir iddiasında bulunmuyoruz ama mevcut hükümetin Kürtlere yaptığı iyiliği eğer laik rejimin kurucu partisi yapsaydı ona tapacaklardı. Söz konusu parti Cumhuriyet tarihinde Kürtlere zulümden başka bir şey yapmadığı ve yapmadık hiçbir zulüm bırakmadığı halde yine en samimi dostları mezkur partidir. Her husus ve durumda onların saffında yer alıyorlar.

Zira her ikisinin de fikirleri birdir. Amelleri birdir. Efendileri birdir. Gördükleri eğitimleri birdir. Fikir hocaları birdir.

Nasıl ki laik rejimin kurucu partisi hiçbir zaman Türklerin maslahatını düşünmemiş ve onlar için iki taş üst üste koymamış, bilakis istiklal savaşında binlerce dindar kahraman şehit ve gazilerin kanıyla kazanılan zafer ve istiklali Lozan’da emperyalist efendilerine kurban etmişse bu hain ve mürted örgüt de hiçbir zaman Kürt halkının fayda ve maslahatını amaç edinmemiştir. Bu halk için hiçbir eylemde bulunmamış ve bu halkın gerçek düşmanlarıyla savaşmamıştır.

Kürt milliyetçiliğini Kürt halkını İslam’dan uzaklaştırmak için kullandı ve kullanıyor. Milliyetçiliği bal gibi takdim ederken dinsizlik ve her türlü ahlaksızlığı için katarak millete yediriyorlar. Dinsizliklerini yutmayanları da hain ve ajan ilan ederek tasfiye etmeye çalışıyorlar.

Bu Türk ve Kürt hainleri kendilerini halkın savunucusu ve liderleri konumuna getirmek için Müslüman Türk ve Kürt halkını ırkçılık fitne ve tahrikiyle bir tarafta savaştırıyorlar, diğer taraftan da Qenco’nun köşkü gibi köşklerde her gün bir araya gelerek içki bardaklarını tokuşturmaktan geri kalmıyorlar.

Bu hainler solcu ve laik Türklerle ittifak etmiş ve el ele vermiş dindar Türk ve Kürt halkını düşman ilan etmiş ve yok etmeye çalışıyorlar.

Ey Milletim!

Bunların bu durumları göz önündedir. Bütün hal ve hareketlerinde görülmektedir.

Ey Milletim!

Eğer bu hainler Kürdistan’da iktidarı ele geçirirlerse Türk laik rejiminin sana yaşattığı zulmün ve vahşetin yüz katını yaşatırlar. Daha tam değil cüzi bir hâkimiyet ellerine geçtiği halde sergiledikleri vahşet ve zulmü görüyorsun. 6-8 Ekim’de tarihte benzeri az görülmüş bir vahşet ve katliamı nasıl hunharca yaptıklarını gördün.

Ey Milletim!

Bu hainlerden sana bir hayır gelmez. Bunlar kesinlikle senin mücadeleni vermiyorlar. Bunlar kendi makamının ve emperyalist kâfir patronlarının mücadelesini veriyorlar. Bunlar seni sevmiyorlar. Bunlar kendilerini ve kâfir devletleri olan patronlarını seviyorlar. Amerika’yı seviyorlar. Rusya’yı seviyorlar. Avrupa’yı ve İsrail’i seviyorlar. Onların fikirleri, adet ve ahlakıyla yetişmişler. Seninle, senin dininle ve senin tarihinle hiçbir bağları yoktur.

Kendini bu hainlere teslim edersen sana dünyada hiçbir şey kazandırmadan ebedi ahiret hayatını da mahvederler. Seni dinsizleştirirler. Bütün faziletli ahlak ve değerlerden kopartırlar. Seni kendilerine ve kâfir patronlarına köle yaparlar.

Ey Milletim!

Sen tarih boyunca Allah’ın yardımıyla hep şerefli ve izzetli yaşamışsın. Hep doğru kararlar almışsın. Hep âlimleri ve evliyaları önder ve rehber edinmişsin. Hep dindar ve namuslu liderlere tabi olmuşsun. Hep İslam dinine sahip çıkmışsın. Hep Allah ve peygamberini her şeyin üstünde tutmuşsun. Allah ve peygamberinin yolunda ve uğrunda hiçbir bedelden kaçınmamışsın. Hep büyük ve uzun vadeli düşünmüşsün. Hep ahireti dünyaya, bakiyi faniye ve kalıcı olanı geçici olana tercih etmişsin.

Ne olur Allah aşkına, fahr-ı kâinat aşkına, o kadar yetiştirdiğin âlim, evliya ve mümin kahramanlar aşkına, İslam uğrunda feda ettiğin onca şehit ve gaziler aşkına, şerefli ecdad aşkına, şerefle inşa ettiğin tarih ve mazinin aşkına yine kendine sahip çık. Kendi ipini soysuzların eline verme. Bütün bu mazine ve şanlı geçmişine ihanet eden, sırt çeviren hain ve mürtetlere tabi olma. Onlara karşı diren. İpini onların elinden çek ve onlara tavır koy. Bütün bu zikrettiğim geçmişine sahip çıkan dürüst, cesur, fedakâr, basiretli ve mümin insanlarına tabi ol. Onların yanında yer al.

Yoksa Allah muhafaza bu zikrettiğim hainler, mürtetler haysiyetten, namustan, şereften zerre miktar nasibini almayanlar sizi kâfir ve emperyalist devletlere kendi makamları için satarlar. Sizi onlara köle haline getirirler. Sizin dünyanızı da ebedi hayatınızı da mahvedeler. Elinizden alırlar.

Ey Milletim!

Bu hainler seni her gün bir pazarda pazarlıyorlar. Bazen seni Rus pazarında, bazen Avrupa bazen de Amerika ve sair pazarlarda seni satışa çıkartıyorlar. Eğer sen kendini onlara teslim edersen köle olmaktan başka şansın yoktur.

Zira bunlar izzet nedir bilmiyorlar, şeref nedir bilmiyorlar, özgürlük nedir bilmiyorlar. Emperyalistlerin okullarında yetiştikleri için her şeyi onlara tersine öğretmişler. Zilleti izzet, şerefsizliği şeref, köleliği özgürlük, ahlaksızlığı ahlak olarak onlara öğretmişler. Böylece her şeyi tersine anlamışlar ve çok katmerli bir cehalet ve dalalet içindedirler.

Bundan dolayıdır ki bu hainler iddia ettikleri her şeyin tersini yapıyorlar. Özgürlük diyorlar fakat hep emperyalist ülkelerin ismini anıyorlar. Bugün “serok Obama” dedikleri gibi dün de “serok Stalin, serok Mao” diyorlardı. Daha şimdiden sana ne kadar da koyu bir esareti yaşattıklarını görmektesin.

Adalet diyorlar, fakat bölgede ne kadar da katı bir zulüm uyguladıklarını görmektesin.

İzzet ve onur diyorlar fakat serokleri bile kendi düşmanına “beni öldürmeyin, size lazım olabilirim ve her türlü hizmete hazırım” diyerek ölüm korkusundan zelilce düşmanına yalvarabiliyordu.

Namus diyorlar fakat tarih boyunca namusla meşhur ve namdar Kürtlerin kızlarını dağlara çıkartıp mağaralarda namahrem insanlara teslim ettiler. Evlilik mefhumuna düşman olan komünist düşünceyi savundular ve eşcinsellerin avukatlığını üstlendiler.

Demokrasi diyorlar, fakat bölgede Kemalizm’in tek parti döneminin en koyu dönemini yaşatıyorlar.

Hâsılı bütün değer ölçülerinin tersini yapıyorlar. Örneğin yalan söylemede onların eşi yoktur. İftirada yine öyle, tahammülsüzlükte yine öyle… Vahşette yine öyle… 6-8 Ekim günü bütün vahşet ve menfilikleri ortaya çıktı.

Ey Milletim!

Kendini bu hainlere teslim edersen tarihi bir hata yapmış olacaksın ve dünya ve ahirette büyük bir felakete maruz kalacaksın. Birkaç neslin heder olmasına mal olabilir.

Dinden, imandan, namustan ve hiçbir faziletten zerre miktar nasibini almayan bu hainlere insan tavuğunu bile teslim edemez. Sen nasıl dünya ve ahiretini teslim edeceksin. Bu asla olmamalıdır.

Allah’a sonsuz şükürler olsun ki sen alternatifsiz değilsin. Bütün faziletlere sahip ve bütün tarihi değerlerinle barışık olan ve sahip çıkan İslami bir camia var. Bütün her şeyinle kendini onlara rahatlıkla teslim edebilirsin. Allah’ın izniyle seni dünya ve ahirette sahil-i selamete çıkaracaklar.

Ey Kavmim!

Allahu Teâlâ’nın bütün insanlara tanıdığı haklara sen de diğer insanlarla eşit bir şekilde sahip olabilmen için kendi hak ve hukuk mücadeleni şeriat ve hikmet ölçülerine göre sonuna kadar vermelisin. Bu uğurda ölsen de şehit olursun.

Ancak aman dikkat! Irkçılık ve ayrılık düşüncelerine sapma. Zira bunlar şeytani düşünceler ve saplantılardır. Emperyalist ülkeler bütün imkânlarıyla bu parçalayıcı ve öldürücü virüsü İslam ümmetinde ekiyorlar. Ta ki parçalasınlar ve gün be gün ufaltıp ta ki hiç yorulmadan ve hiç çiğnemeden yutabilecek küçük lokmalar haline getirebilsinler. Bu virüs hangi toplumda yerleşirse artık o toplumun iflahı yoktur. O toplum birbirinden ayırılıp parçalanır ve birbirini yerler ta ki iki öz kardeş bile kalırsa onlar da birbirini öldürmeye çalışır.

Hiçbir zaman ırkçılık insanlara hayır getirmemiştir ve hiçbir zaman ayrılık, parçalanma ve bölünme bir derde derman olmamıştır. Bilakis hep emperyalist ülkelerin ve İslam ümmetinin düşmanlarının işini kolaylaştırmıştır. Osmanlı döneminde Müslümanların yekvücut olduğu dönemde Müslümanların izzeti ile ırkçılık virüsüyle parçalandıktan sonra Müslümanların içine girdikleri zillet ve hakikatin en açık ispatıdır. Osmanlının parçalanma ve yıkılışından emperyalist ve ümmet düşmanlarından başka kim kazançlı çıkabildi. Hiç kimse…

Bu hakikatten dolayıdır ki Allahu Teâlâ ve alemlere rahmet peygamberi sallallahu aleyhi vesellem bize şu emirleri vermektedirler:

“Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sıkı sıkıya bağlanın, ayrılığa düşmeyin.” (Al-i İmran 102)

“Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa aralarını bulup barıştırınız.” (Hucurat 9)

“Müminler ancak kardeştirler. Dolayısıyla kardeşlerinizi barıştırın. Ve Allah’tan korkun ki acınasınız.” (Hucurat 10)

“Ey insanlar, biz sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye sizi uluslara ve kabilelere ayırdık. Kuşkusuz Allah katında sizin en değerliniz, O’na karşı en fazla sorumluluk bilinci taşıyanınızdır. Çünkü Allah her şeyi bilir ve her şeyden haberdardır.” (Hucurat 13)

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Namazdan, oruçtan ve sadaka(zekat)dan daha faziletli bir dereceyi size haber vereyim mi? diyerek sahabelerden sordu. Sahabeler “Evet buyur ya Resulallah!” deyince Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem “İnsanların arasını düzeltmek ve birleştirmektir. Çünkü birlik ve bütünlüğün bozulması, dini kazıyıp silmek gibidir.” buyurdu. (Tirmizi H. No. 2511, Ebu Davud H. No. 4914)

Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur: “Birlik ve bütünlüğünüzün bozulmasından sakının! Çünkü bu, yok edici bir husustur.” (Tirmizi H. No. 2510)

Bir hadiste de Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Irkçılığa davet eden bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir ve ırkçılık için ölen bizden değildir.” (Tirmizi ve Ebu Davud / Cem’ul-Fevaid/ Terğib ve terhib/El-Fıkhu’l-İslami ve Edilletuhu C. 8 s. 6321 Zuhayli Arapça Daru’l-Fikr)

Ey Milletim!

Amerika başta olmak üzere bütün emperyalist ülkeler İslam âlemini yeni bir karışıklığa ve fitneye sürüklemek ve sokmak için elbirliği yapmışlar ve bu husus için bütün imkânlarını seferber etmişler. Gördüğünüz gibi Irak’ı viraneye çevirdiler. Suriye’yi viraneye çevirdiler. Mısır’da darbe yaptılar ve binlerce sivil insanı öldürdüler. Yemen’i karıştırdılar. Libya’yı da birbirine düşürmüşler. Devlet diye bir şey kalmamış. Hele Afganistan zaten işgal durumundadır.

Şimdi bu hain örgüt gibi bazı piyonlarıyla Türkiye’yi de karıştırmak istiyorlar; bizi de ırkçılık, mezhepçilik ve daha birçok fitnelerle birbirine düşürmek istiyorlar. Aman! Hepimiz Müslüman olarak dinimizin talimatlarına kulak verelim. Düşmanımıza karşı uyanık olalım. Onların oyunlarına gelmeyelim ve tuzaklarına düşmemeye çok dikkat edelim.

Emperyalistler şeytan ve canavar ruhludurlar. Onlarda insani duygular yoktur. Hiç kimseye faydası ve maslahatı için yardım etmiyorlar. Bilakis sadece ekendi emperyalist emellerine alet etmek ve kullanmak için yardım edebilirler.

Onlarda merhamet, şefkat, insani duygular yoktur. Hiç kimsenin özgürlüğü için, rahat etmesi için ve faydası için savaşmıyorlar. Hiç kimseye hak ve hukuk tanımıyorlar. Kısmen verseler de tümüyle imanlarını almadan veya kendilerine köle haline getirmeden vermezler. Kuru vaadlerine aldanmayalım ve kendi elimizle memleketimizi komşu ülkeler gibi viraneye çevirmeyelim. Memleketimiz ve ülkemizin insanları, ırkı ve mezhebi ne olursa olsun hepimiz elhemdu lillah Müslüman olduğumuz için İslami talimat ve İslami alim ve büyük şahsiyetlerimizin rehberiyetinde hak ve hukuk mücadelemizi verelim. Kâfir ve hainlere güvenmeyelim. Dünya ve ahiretimizi tehlikeye atmayalım.

Kim meramına ve doğru bir hedefe ulaşmışsa Allah’ın dinine, şer’i emirlerine ve hiç kopmayan ipine sarılarak ulaşmıştır. Hiç kimse kâfir ve hainlerin aracılığıyla ve desteğiyle ulaşamamıştır.

Biz çok nazik bir dönemden geçiyoruz. Biz şu anda toplum ve millet olarak her hususta en önemli sınavımızın sürecini yaşıyoruz. Eğer biz tercihimizi Allah peygamberi ve müminlerden yana koyarsak (ecdadlarımız gibi) dünya ve ahiretimizi kurtarmış ve kazanmış oluruz. Aksi takdirde her ikisini de kaybetmiş oluruz. İşte gerçek hüsran budur.

Ey Milletim!

Kâinatın sahibi Allahu Teâlâ’dır. Zalimler ve kâfirler ne kadar güçlü de olsalar olsunlar (Allahu Teâlâ istemediği ve izin vermediği takdirde) hiçbir şey onların dilediği gibi olmaz. Daima Allah’ın dilediği oluyor. Allahu Teâlâ için mağlubiyet ve başarısızlık hiçbir zaman ve hiçbir şekilde mümkün değildir. Başarısızlık daima Allah düşmanlarının kaderidir. Bazen imtihan gereği Allahu Teâlâ onlara bazı galibiyetler verse de akıbette mutlaka onlara hezimeti tattırmaktadır.

Nice Nemrutlar, Firavunlar ve Ebu Cehiller geldiler ve çoğu insanlar onları yenilmez zannettiler. Ancak sonuçta görünüşte galibiyet şansları sıfır sanılan İbrahimler, Musalar ve Muhammed’ler Allah’ın salat ve selamı hepsinin üzerine olsun hep galip oldular.

Allahu Teâlâ nesil be nesil insanları bu dünya denilen sınav meydanına getirmektedir. Onlara emir ve yasaklarını iletmekle sınav süresi başlamaktadır. Neticede hep mağlup olan iblis ve grubu oluyor. Ve galip olan da hep Allahu Teâlâ ve Hizbi oluyor. Mağlup olan ebediyen mağlup oluyor bir daha kazanma şansları kalmıyor. Kazanan da ebediyen kazanıyor. Artık hiç kimsenin onlara kaybettirmeye gücü yetmiyor.

Ey Milletim!

Son olarak senden bu ayet-i celileleri pür dikkat okumanı rica ediyorum.

“Allah’a ve peygamberine karşı gelenler, işte onlar, en alçaklar arasındadırlar.

Allah ‘kesinlikle Ben ve elçilerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır. Allah çok güçlüdür ve her şeyin üstesinden gelir.

Allah ve ahiret gününe inanan bir toplumun, Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere sevgi beslediklerini görmezsin. Onlar kendilerinin babaları veya oğulları veyahut kardeşleri ya da aşiretleri olsa da… İşte onlar Allah’ın kalplerine imanı yazıp katından bir güçle desteklediği kimselerdir. Allah onları, sonsuza dek kalacakları içlerinde ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da ondan razı olacaklardır. İşte bunlar, Allah’ın Hizbidirler. İyi bilin ki Allah’ın Hizbi gerçek kurtuluşa erenlerdir.” (Mücadele 20,21,22)

Ey Milletim!

Allahu Teâlâ dünya ve ahirette yar ve yardımcın olsun ve ayaklarını sırat-ı müstakimde sabit kılsın. Seni bütün şeytan, hain, tağut ve diktatörlerin şerrinden korusun ve onlara galip getirsin. Dünya ve ahirettini Allah’a emanet ediyorum. Vesselamu aleyküm ve rahmatullahi ve berekatüh…

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Aralık 2014 (123. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 147
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 115
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 133