Mehmet Beşir VarolEy Nefsim! -4-

5 sene ago11830 min

Kürdistan’dan cennet kokusu tekrar gelmeye başlarken, her tarafa yayılırken, yine aslan Hamzaları, Musabları, Enesleri mıknatıs gibi kendine çekerken, Amed gülistan olmuşken, bülbüller hızla gülistana doğru uçup sabırsızlıkla güllere kavuşmak isterken…

Kürdistan’dan cennet kokusu tekrar gelmeye başlarken, her tarafa yayılırken, yine aslan Hamzaları, Musabları, Enesleri mıknatıs gibi kendine çekerken, Amed gülistan olmuşken, bülbüller hızla gülistana doğru uçup sabırsızlıkla güllere kavuşmak isterken,

Dicle tekrar kıpkırmızı akarken, şehadet pınarından fışkırırken, cennete doğru akarken, gül ve lalelerini sularken,

Şehadet kervanı kalabalık bir şekilde tekrar yola çıkarken, güvercinler Arş-ı Âlâya doğru uçup kanat çırparken,

Âşıklar, maşuk-ı Bakiye kavuşup Şeb-i Arus’u yaşarken,

Rahmani ordu bütün korku kelepçelerini, tembellik kayıtlarını, dünyevilik zincirlerini kırıp bütün şeytani surları aşarak İblisin ordusuna galip gelirken,

İbrahimî ve Muhammedî eller tevhid baltalarıyla putperestler tarafından gönül kabesinde dikilen bütün putları kırıp atarken, gönülleri Allahu Teâlâ’ya has kılarken,

Bu kutlu zaferin kutlama tekbirleri yer ve gökleri gür sedasıyla çınlatırken,

Sen ne duruyorsun bu uzaklarda, zindan duvarları, demir kapılar seni nasıl tutabiliyor.

Ey Nefsim!

Kalk Amed’e koş! Allah (cc) yolunda can veren cananlara ve Arş-ı Âlâya yükselen kuşlara katılmaya çalış.

Git! Onları örten toprağı kokla, yüzüne sür, gözüne sürme çek. Bunu da yapamıyorsan hiç olmazsa zindan hücresinde o aziz ve nazeninler için ağla ağla, ağla… Ta ki ruz-i mahşerde Resul-i Zişan “yeni Hamzalar için sen ağladın mı?” diye sorduğunda mahcup olmayasın.

Zira bu azizlerden daha aziz yoktur.

Ey Nefsim!

Kalk kuşan. Bu dünya imtihan, cehd ve cihad diyarıdır. İstirahat yeri değildir. Dünya var oldukça İslam ve küfür mücadelesi var olacaktır. Mücadele var oldukça yeni Hamzalar, yeni Musablar ve yeni Enesler olacaktır. Bu kervan durmayacaktır.

Ne mutlu o insanlara ki bu kervana katılabilenlere veya o niyetle kutlu davalarını sürdürenlere.

Yazıklar olsun o insanlara ki Allah için istirahatini bozmuyor, fani dünyadan el çekmiyor, baki cennete müşteri olmuyor, i’la-i kelimetullah için mücadele eden müminlere katılmıyor. Zilleti izzete tercih ediyor.

Allahu Teâlâ çoğu zaman ceza olarak zilleti tercih edenin kalbini dünyevi, cahili ve küfür davalara meylettiriyor. Allah için kıyamadığı can, mal, evlat ve bütün sevdiklerini o batıl ve boş davalar uğruna feda ediyor. Bir hiç uğruna elinden çıkıp gidiyor. Üstelik ahirette ve çoğu zaman dünyada bile önüne korkunç azap olarak çıkıyor.

Ey Nefsim!

Kalk üzerindeki tembellik ve rehavet tozunu silkele, istirahat yorganını at, fanilerden elini çek, kıyam et, zira kaçırdığın birçok fırsat yine kapının eşiğine gelmiş. Yine şehadet kapıya gelmiş, izzetlice şehadet varken, zillet içinde yaşamayı ne yapacaksın. Ebedi yaşamak, ölümden kurtulmak varken her an ölümü beklemeye ne gerek vardır. Peygamberlerin gıpta ettiği makam varken süfli emellere ne ihtiyaç vardır. Cennete gitmek varken cehenneme tercih koymanın ne lüzumu vardır. Baki nimetler varken fani lezzetlerden el çekmemenin ne mantığı vardır. Allahu Teâlâ’nın Cemali varken gölge, fani aynalara gönül vermenin ne izahı vardır. Öyle ise bir daha fırsatı kaçırmamaya çalış ey nefsim!

Ey Nefsim!

Hele bak Allahu Teâlâ ve cihan şümul peygamberi Allah yolunda şehit olanlar hakkında ne buyurmuşlar:

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Aksine onlar diridirler, fakat bunu siz fark edemezsiniz.” (Bakara 154)

“Allah yolunda öldürülenleri kesinlikle ölüler sanmayınız. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklandırırlar.

Allah’ın onlara lütfundan verdikleriyle mutlu olurlar. Onlar şehit olmayıp arkalarında kalanlara da hiçbir korku ve üzüntünün olmadığını müjdelemek isterler.

Allah’ın nimetini, lüffunu ve Allah’ın müminlere mükâfatını asla zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.” (Al-i İmran: 169, 170, 171)

“Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, hiç kuşkunuz olmasın ki Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların dünyada biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.” (Al-i İmran 157)

“Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır.

Onları amaçlarına ulaştıracak ve durumlarını düzeltecektir.

Onları kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.” (Muhammed 4, 5, 6)

“Cennete giren hiçbir insan bir daha dünya hayatına dönmek istemez. Velev ki yeryüzünde var olan her şey ona ait olsa dahi, şehit olan insan hariç… O dünyaya dönüp on defa öldürülmek ister. Zira cennette şehitler Allah katında ne kadar saygı ve ikram gördüklerini kendi gözüyle müşahede etmektedirler.” (Buhari ve Müslim/El-Lü’lüü ve’l-Mercan/Muhammed Fuad Abdulbaki H. No: 1232 Allah yolunda şehid olmanın konusu, Riyazu’s-Salihin/İmam Nevevi H. No: 1311)

“Borç hariç Allahu Teâlâ şehidin bütün günahlarını bağışlamaktadır.” (Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 1312)

“Kim samimi bir şekilde Allahu Teâlâ’dan şehit olmayı dilerse Allahu Teâlâ onu şehitlerin makamına ulaştırır. Velev ki kendi yatağının üzerinde de ölürse.” (Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 1321)

“Kim samimi bir şekilde şehid olmayı talep edip ararsa şehid olmazsa bile şehadet makamı ona verilecektir.” (Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 1322)

“Şehid olan öldürüldüğü zaman ancak bir pirenin ısırması kadar acı hisseder.” (Tirmizi hasen ve sahih rivayetle rivayet etmiştir/Riyazu’s-Salihin H. No: 1323)

Ey Nefsim!

Allah ve Peygamberinin şahitliğiyle şehadet ne kadar yüksek bir makam ve paha biçilmez bir değerdir. Dünyanın öbür ucunda olsa bile ona koşmak gerekirken şimdi kapının eşiğine gelmiş. Kürdistan pazarında az bir pahayla satılmaktadır. Kokusu etrafı sarmış. Zira yine mevsimi gelmiştir. Sen bu uzak yerlerde nasıl durabiliyorsun.

Ey Nefsim!

Allah yolunda yara alan gazilerin makamı da az değildir. (Allahu Teâlâ şehitlerimizin şehadetini kabul buyursun ve gazilerimize de büyük mükâfatla beraber aciz şifalar ihsan etsin.) Bak Allah ve Peygamberi onların hakkında ne buyurmuşlardır.

“Yaralandıktan sonra da Allah’ın ve peygamberinin çağrısına icabet etmek suretiyle örnek bir davranış sergileyen ve karşı gelmekten sakınanlar için büyük bir mükâfat vardır.” (Al-i İmran 172)

Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun, Allah yolunda yara alan her mümin ilk yara aldığı günün durumu gibi kıyamet gününde Hakk’ın huzuruna gelecektir; yarasının rengi kan renginde ve kokusu misk kokusunda olacaktır.” (Buhari ve Müslim / Riyazu’s-Salihin H. No: 1294)

“Allah yolunda yaralanan her yaralı mutlaka kıyamet gününde Allahu Teâlâ’nın huzuruna geliyor ve yarasından kan akıyor; rengi kan renginde ve kokusu misk kokusunda olacaktır.” (Buhari ve Müslim sahih olduğunda ittifak etmişlerdir. Riyazu’s-Salihin H. No: 1295)

İmam Nevevi hadisin şerhinde şunları açıklamaktadır:

“Hadiste zikredildiği şekilde yaralı Allah’ın huzuruna geliyor ki yara sahibinin faziletine ve onu yaralayan zalimin işlediği cinayetine şahitlik etsin. Yaradan güzel kokunun gelmesinin faydası Haşir meydanındakilere yaralının faziletini göstermek ve aralarında yaymaktır.” (Faydu’l-Kadir şerhu Cami’u’s-Sağir. C. 5 S. 28)

Ne mutlu o müminlere ki Allahu Teâlâ’nın huzuruna ve Haşir meydanına çıktıkları zaman Allah (cc) yolunda olduklarına, saldırıya uğradıklarına, yaralandıklarına ve türlü türlü eziyetler çektiklerine dair böyle güçlü kanıtlara sahiptirler…

Ey Nefsim!

Allahu Teâlâ ömür denilen bir sermaye eline vermiş. Ahiret âlemindeki Mahkeme-i Kübra’da üzerindeki bütün hak sahiplerinin hakkını o sermayeden ödersin. Berzah âleminde, Haşir meydanında onunla sıkıntılardan kurtulabilirsin, onunla açlıktan ve susuzluktan kurtulabilirsin, onunla sırat köprüsünü geçip cehennemden kurtulabilirsin, onunla cenneti satın alır, Allahu Teâlâ’nın ebedi rızasına, cemalini görmesine, Resul-i Ekrem’in ve bütün Allah dostlarının komşuluğuna nail olabilirsin.

İşte bu hakikatten dolayı bu sermayeni çok kârlı bir ticarete koyman gerekir ki onunla bu kadar hayati öneme sahip zikrettiğim işleri görsün. Aksi takdirde peygamberler bile “nefsi nefsi!” dedikleri ve annelerin bile ciğerparelerine sahip çıkmadıkları bir günde şu anda tasavvur edemediğin feci bir şekilde perişan olursun.

Ey Nefsim!

Hiç şüphesiz en kârlı ve hayırlı ticareti bilen Allahu Teâlâ ve O’nun mesajlarını bize ulaştıran O’nun son Peygamberidir. Aleyhi’s-Salatu ve’s-selam… Şimdi bakalım onlar bize bu hususta ne yol göstermişler:

“Ey iman edenler! Sizi elim/acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?

(Bu), Allah’a ve peygamberine inanmanızdır, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad etmenizdir. Eğer bilseniz, bu sizin için daha iyidir/hayırlıdır.

Allah sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel evlere yerleştirir. İşte büyük başarı budur.

Hoşlandığınız diğer bir şey daha kazanırsınız: Allah’tan bir yardım ve pek yakın bir fetih! Müminleri müjdele!” (Saff 10-13)

“Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar. Öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat, İncil ve Kur`an’da Allah’ın kesin va’didir. Allah’tan daha iyi sözünde duran kim vardır?! Öyle ise Allah’la yaptığınız alışverişten dolayı sevininiz. İşte en büyük başarı budur.” (Tevbe 111)

“Hz. Ebu zer (r.a)’den rivayet edilmiştir ki, ben Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemden hangi amelin sevabı daha fazladır diye sordum. O, dedi ki: “Allah’a iman ve O’nun yolunda cihad etmektir.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 1288)

“Allah yolunda bir gün ve bir gece nöbette geçirmek bir ayın orucundan ve gece namazından daha hayırlıdır. Eğer nöbet tutan nöbette ölürse hayatında yaptığı salih amelleri durmadan sevapları üzerine akıyor/onun için nemalanıp sevapları amel defterine işleniyor. Rızkı üzerine akıtılıyor ve kabrin sınavından selametle/başarıyla çıkıyor.” (Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 1291)

“İki göz vardır ki cehennem ateşi onlara temas etmez: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda geceyi nöbette geçiren göz.” (Tirmizi ve Nesai hasen bir rivayetle rivayet etmişler. Tacu’l-Usul C. 4 S. 336)

“Bir adam Hz. Resulullah sallallahu aleyhi veselleme, ‘Ya Resulallah! Cihada denk gelebilen bir amel bana göster’ diye söyledi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem, ‘ben böyle bir amel bulamıyorum.’ dedi. Sonra, ‘mücahid cihada çıktığında sen de mescidine girip hiç ara vermeden namaz kılmaya ve hiç iftar açmadan oruç tutmaya gücün yetiyor mu?’ diye sordu. Adam, ‘kimin gücü buna yeter?!’ diye cevap verdi.” (Buhari/Riyazu’s-salihin H. No: 1298)

“Allah yolunda tozlanan ayaklara ateş dokunmaz.” (Buhari/Riyazu’s-salihin H. No: 1303)

“Kim, Allah yolunda cihad etmek isteyenin ihtiyaçlarını temin ederse cihad etmiş gibidir. Kim, Allah yolunda cihada çıkan birinin ailesine güzel bir şekilde bakarsa cihad etmiş gibidir.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-salihin H. No: 1306)

“Allah yolunda kim bir ok atarsa bir köle azad/serbest bırakmış gibidir.” (Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmiştir ve hasen ve sahihtir demişler./Riyazu’s-salihin H. No: 1337)

“Ok atmayı öğrenen sonra bırakan bizden değildir ya da Allah’a isyanda bulunmuştur.” (Müslim/Riyazu’s-salihin H. No: 1334)

“Kim Allah yolunda bir infakta bulunursa yedi kat sevap alır.” (Tirmizi rivayet etmiştir ve hadis hasendir demiştir./Riyazu’s-salihin H. No: 1338)

“Kim i’la-i Kelimetullah için savaşırsa o Allah yolundadır.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-salihin H. No: 1343)

“Ümmetimin seyahati hiç kuşkusuz Allah yolunda cihattır.” (Ebu Davud iyi bir senetle/Riyazu’s-salihin H. No: 1345)

“Malınızla, canınızla ve dilinizle müşriklerle cihad edin.” (Ebu Davud sahih bir senetle rivayet etmiştir/Riyazu’s-salihin H. No: 1349)

“Cihad etmeyenin ya da bir mücahidin levazımatını tedarik etmeyenin veya da bir mücahidin ailesine bakmayanın başına Allahu Teâlâ kıyametten önce büyük bir musibet getirir.” (Ebu Davud sahih bir isnadla rivayet etmiştir./Riyazu’s-salihin H. No: 1348)

Ey Nefsim!

Allahu Teâlâ sana bu ticarette esnaf olmayı ve kendi yolunda şehadet mertebesine kavuşmayı kısmet etsin. Şehitlerimizin şehadetlerini kabul etsin, onları af, mağfiret, rahmet ve cennetiyle şâd eylesin. Gazilerimize acil şifalar ve büyük mükâfatlar ihsan etsin. Hepsinin ailelerine sabr-ı cemil, büyük mükâfat ve doğru istikameti lütfetsin. Allahu Teâlâ bütün ailelerimizi arkadaşlarımızı ve Müslüman halkımızı bütün kâfir ve zalimlerin şerrinden muhafaza etsin. İslam dini istikametinde izzetli yaşamayı nasip etsin. İslami cemaatimize de kâfir, mürted ve zalimlere galip gelmeyi, hak ve adalet istikametinden ebediyyen ayrılmamayı kısmet etsin. Ve cümlemizin dini ve dünyasını Allah’a emanet ediyorum. Vesselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü…

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Kasım 2014 (122. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 141
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 113
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 130