Mehmet Beşir VarolEy Nefsim! -5-

5 sene ago12935 min

Ey nefsim! Allahu Teâlâ’ya hamd, Efendimiz Muhammed’e, Onun pak âline, fedakâr ashabına, gerçek manada onlara tâbi olan tüm müminlere salat ve selam olsun. Ey nefsim! Bu ne hâlindir. Sana ne olmuş, çelişkiler içinde yaşıyorsun. Hakikatleri unutup abes ve boş şeylerle ömrünü tüketiyor, sana verilen vazifeyi ihmal edip başka işlerle iştigal ediyorsun…

Ey nefsim!

Allahu Teâlâ’ya hamd, Efendimiz Muhammed’e, Onun pak âline, fedakâr ashabına, gerçek manada onlara tâbi olan tüm müminlere salat ve selam olsun.

Ey nefsim!

Bu ne hâlindir. Sana ne olmuş, çelişkiler içinde yaşıyorsun. Hakikatleri unutup abes ve boş şeylerle ömrünü tüketiyor, sana verilen vazifeyi ihmal edip başka işlerle iştigal ediyorsun. Gerçek memleket ve evine yatırım ve masraf yapmak yerine içinde misafir olduğun yer ve haneye masraf ve yatırım yapıyorsun. Allahu Teâlâ’nın kulu olduğun halde özgürmüşsün gibi davranıyorsun. Yarın A`dan Z`ye kadar her şeyin hatta her nefesin hesabı bile senden sorulacağı halde sanki hiç hesap vermeyecek gibi rahat davranıyorsun. İmtihan salonunda imtihan edildiğin halde sanki imtihanı başarıyla bitirmiş gibi, endişesizce takdirname bekler gibi oturuyorsun. Ha bugün ha yarın kesin öleceğine, öldükten sonra yerin ya cennetin bir bahçesi veya cehennemin bir çukuru olacağına inandığın halde böyle tembel sorumsuzca hareket ediyorsun. Senin yaşadığın çelişki zinciri saymakla bitmiyor.

Ey nefsim! Daha fırsat elden kaçmadan, imtihan süreci bitmeden, kendini toparlayıp çelişkili halini düzeltmen lazım… Aksi takdirde yarın boş yere çok vaveyla edersin.

Ey Nefsim!

Sen rabbinin emirlerine göre yaşarsan hem bu dünyada mesut olursun hem ebedi âlemde ebedi olarak mesut ve mutlu olursun. Aksi takdirde iki âlemde de kendine yazık edersin ve telâfisi de mümkün olmayacaktır. Cennet gibi bir mülkiyeti kaybetmek küçük bir kayıp değildir. Üstelik cehennem gibi bir zindana girmek de hafife alınacak bir ceza değildir. Zira cenneti kaybedenin hüsranı onunla kalmıyor, cehenneme de atılmaktadır.

Ey Nefsim!

Bak, kâinatın Rabbi kendi ezeli kitabında ve Peygamberi kendi sahih sünnetinde dünya ahiret ve saadetinin mutluluğu için sana gösterdikleri yoldan gidip gitmediğini, sana verdikleri talimat ve tavsiyelerine uyup uymadığını veya onlardan ne kadar uzak durduğunu tespit edebilmen için bu ayki dersimizde Allah yolunda infak yani mali yardımla ilgili ayet ve hadisleri zikredeceğim. İnşaallah Rabbim seni hesaba çekmeden ve sınavı daha kökten kaybetmeden o ayet ve hadislere bakıp sen kendini hesaba çekersin ve hatalarını ona göre düzeltmeye çalışacaksın.

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu yedi başak bitiren, her başağında yüz dane bulunan bir ekinin durumu gibidir. Allah dilediğine bunun kat kat fazlasını da verir. Allah’ın ihsanı geniştir ve her şeyi bilir.” (Bakara 261)

Ey Nefsim!

Rabbinin vaadine dikkat et. Ne kadar büyük bir kâr sana vadediyor. Ve kendi ilgisizliğine dikkat et. Sen ne kadar ilgisiz kalıyorsun

“Mallarını Allah yolunda harcayıp ardından başa kakmayan ve kırıcı sözler söyleyerek eziyet etmeyenlerin Rableri katında ödülleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. (Bakara 262)

Ey Nefsim!

Düşün. Kendin gibi bir insanın ödülüne ilgi duyduğun gibi dünya ve ahiret sahibinin ödülüne ilgi duyuyor musun? Eğer duymuyorsan bir düşün, sebebi nedir? Ayrıca korkusuz üzüntüsüz yaşama müşteri değil misin? Ki mutlaka müşterisin. Öyle ise niye bedelden kaçıyorsun? Yoksa bedelsiz sahip olacağını mı sanıyorsun.

“Ey iman edenler! Hayır için, kazandıklarınızın ve size verdiğimiz ürünlerin iyilerinden harcayınız. Onların kötülerini vermeye yönelip size verilirse gözlerinizi kapamadan alamayacak kadar kötü olan mallarınızı yoksullara vermeye kalkışmayınız. Biliniz ki Allah’ın bu tür sadakalara hiç ihtiyacı yoktur ve bütün övgüler O’nadır. (Bakara 267)

Ey nefsim!

Sen ucuz ve geçici bir şeye talip değilsin. Ve kendisi ile alışveriş yaptığın Zat da haşa basit bir Zat değildir. İşte ey nefsim! Buna göre davranman lazımdır. Mademki ebedi olan cennete talipsin ve Allahu Teâlâ ile bu pazarlığı yapıyorsun o zaman cimri davranmaman ve çürük malla bu işe kalkışmam gerekmektedir. Aksi takdirde kendini kandıracaksın. Madem hakikat budur o zaman hele düşün meseleye bu ciddiyetle mi yaklaşıyorsun? Yoksa çocuklar gibi mi davranıyorsun?

“Hoşlandığınız şeylerden infak etmedikçe infakınızın karşılığını/cenneti alamazsınız. Her ne infak ederseniz Allah onu kesinlikle bilmektedir.” (Al-i İmran 92)

Ey nefsim! Görüyorsun ki cennet ucuz değildir ve Allahu Teâlâ’nın kandırılması imkânsızdır. Zira Allah her şeyi bilmektedir. Demek ki Allah yolunda cimri davranırsan telafisi imkânsız olan bir hüsrana kendini atmaktasın. Görüyorsun ey nefsim, ne kadar ciddi bir meseleyi hafife alıyorsun.

“Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe 111)

Ey nefsim!

Mümin olduğuna göre demek ki Allahu Teâlâ canını cennet karşılığında satın aldığı gibi malını da satın almıştır. Öyle ise kendi isteğine göre değil Allah’ın istediğine göre harcamalısın. Zira mal O’nundur ve sende emanettir. Aksi takdirde emanete hıyanet etmiş olursun. Bunun da ne anlama geldiği gayet açıktır.

“Allah yolunda infakta bulunun. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın, kuşkusuz Allah iyilik yapanları sever.” (Bakara 195)

Ey nefsim!

Görüyorsun Allah, yolunda infak etmemeği Allahu Teâlâ tehlike saymıştır. Ve insan infak etmediği zaman kendi eliyle kendini o tehlikeye attığı için Allahu Teâlâ onu bundan nehyetmektedir. Bu da açık bir şekilde infakın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Zira bu imtihan diyarında hemen hemen hiçbir ibadet mal olmadan gerçekleşmemektedir. Bu ibadetlerin gerçekleşmemesinden birçok tehlike doğmaktadır. Bu tehlikelerden korunmanın tek yolu Allah yolunda infaktır. Yapılmadığı zaman bile bile insan kendini bu tehlikelere atmak durumuna girmektedir. Bu hususta birkaç örnek verelim, ey nefsim!

1- İlim tahsili ve âlimleri yetiştirmek İslam’ın en önemli ibadetlerindendir. Zira ilim ve âlimler olmazsa ne İslam kalır ne insan kalır. Bu zaruri ve bedihi bir durum olduğu için sanırım delile gerek yoktur. İlimleri geliştirmenin ve âlimleri yetiştirmenin ne kadar maddiyata ve mali yardıma ve infaka ihtiyaç olduğu da bilinen bir durumdur. Dolayısıyla eğer her Müslüman kendi imkânına göre medrese, ilgili dernek, vakıf ve kurumlara Allah için yardımda bulunmazsa ihtiyaç duyulan mal sağlanmaz. Tabiatıyla yeterli miktarda âlimler yetiştirilmez ve ilimler geliştirilmez. Çağın ihtiyacına cevap verecek duruma gelmezler. Küfür toplumunun bilim adamlarıyla yarışacak ve onların ortaya attıkları batıl fikirlerini ve şüphelerini cevaplandıracak âlimler olmaz. Böylece batıl fikirler ortalığı istila eder. Şüpheler Müslümanların kafalarını meşgul eder, hasta eder ve bozulmalarına zemin hazırlar. Böylece İslam cazibiyetini kaybeder. Küfür, ilim elbisesini giydiği için cazip gelir. Yani insanlar Müslüman olmaz. Var olanlar da günbegün bozulur. Teknolojide de Müslümanlar gittikçe geriye gider. Küfür âlemi ilerler ve bütün dünyayı istila eder.

İşte ey nefsim! Şimdiki İslam âleminin durumu zikrettiğim tablodan farklı mıdır acaba! Ve bu tabloya girmesinin en büyük sebebi cimrilik yapıp ilmi kurumlarımıza yeterince infak etmediğimiz değil midir acaba! Görüyorsun ey nefsim! Senin gibi cimri davrananlar ne kadar büyük bir tehlikeye ve felakete sebebiyet vermişler.

2- Cihad ibadeti de her kesçe malumdur ki maddiyat olmazsa yerine getirilmesi imkânsızdır. Saadet devrinde Hz. Ebubekir’in, Hz. Osman’ın, Hz. Abdurrahman bin Avf’ın ve sair cömert sahabelerin infakı olmasaydı Hz. Ali’nin, Hz. Halid’in ve diğer yürekli kahramanların kılıçları tek başına bir saadet asrını oluşturmak için yeterli olabilir miydi acaba!

İşte ey nefsim! Cömertlik saadet asırları oluşturduğu gibi cimrilik de felaket asırlarına sebebiyet vermektedir. Zira mal olmazsa cihad için gereken araç gereç alınamaz ve sair masraflar karşılanamaz. Böylece yürekli ve imanlı insanların cesaret ve güçlü bileklerinin de fazla bir tesiri olmadığı için İslam ve Müslümanlar savunmasız kalmaktadır. Savunmasız bir din ve millet aç kurtlar gibi İslam düşmanlarının karşısında ne kadar güvende olacağı herkesin malumudur.

İşte ey nefsim! Şimdiki İslam âleminin yürek parçalayan durumu senin gibi infakla ilgili ilahi emirlere kulak vermeyip cimri davrananların cimriliğinin neticesi olduğundan şüphe var mıdır?

3- Namaz dinin direği ve kâfir ve Müslümanları birbirinden ayıran en belirgin alamet bile infaksız ve mali yardım olmadan hakkıyla eda edilemez. Zira cami ve mescitlere ihtiyaç vardır. Zira Cuma ve cemaat ancak onlarda kılınabilir. Cami, minare, ezan ve cemaat İslam’ın şiarı ve sembolleridirler. Sembollerin ne kadar önemli olduğu herkesçe malumdur. Ayrıca bu sembolleri terk eden bir topluluk varsa İslam diyarında şeriat hükmüne göre onlara savaş açılmaktadır.

4- Zaten zekât infakın vacip şeklidir. Allahu Teâlâ insanın cimriliğini bildiği için bütün infakları insanın insafına bırakmamış, bazılarını vacip kılmıştır. Bazı nankörler zekâtta bile cimrilik yapıyor ve hakkıyla vermiyor.

5- Oruç ibadeti de birkaç yönde infakla ilgilidir. Zira orucun bir hikmeti herkes fakirleri hatırlayıp imkânına göre yardım etmektir. Bir hikmeti de insanı iktisada alıştırmaktır. Zira genelde iktisat yapmayı bilmeyenler cimri davranıyorlar. Oruç tutan kişi her gün bir öğün yemeğinin parasını biriktirebilir. Bayram gününde fıtır zekâtını da üzerine koyup ya bizzat veya bir hayır kurumunun aracılığıyla birkaç muhtacın yüzünü güldürebilir.

6- Hacda kesilen kurbanlar, fidyeler, kefaretler, yapılan alışverişler, getirilen hediyeler ve sair maddi yardımlaşmalar ne kadar infakla alakalı olduğunu gösteriyor.

7- “Allah’tan sakının ve aranızı düzeltin.” (Enfal 1) ayet-i celile ve benzeri ayetler gösteriyor ki Müslümanların arasını düzeltmek ve ümmetin birliğini sağlamak da yerine getirmekle mükellef olduğumuz bir ibarettir. Bu ibadeti yerine getirebilmemiz ve tefrika hastalığından kurtulmamızın en etkili ilacı yine mali infaktır.

Zira imtihan gereği Allahu Teâlâ bazı insanları fakir bazılarını da zengin kılmıştır. Fakire sabrı, zengine de infakı emretmiştir. Eğer zengin hakkıyla zekâtını ve infaklarını fakir ve muhtaçlara verirse zaruri ihtiyaçları giderilir. Hatta vasat bir mali varlığa sahip olabilir. O zaman fakirin de normal fakirlik haline sabretmesi kolay olur. Zaruret/aşırı ihtiyaç onu zenginin malını çalmasına, gasp etmesine, dolandırmasına veya kalbinden kin beslemesine zorlamaz ve istisna kaideyi bozmaz, çok kötü bir fakir olmazsa böyle durumlara teşebbüs etmez. Hatta çoğu fakirler zenginden bu yardımı gördüğü için ona karşı sevgi besler, ona yardımcı olur ve saygıda bulunur. Bu şekilde gittikçe aralarındaki birlik ve beraberlik güçlenir ve kalınlaşır.

İslam âleminde kısmi da olsa zekât ve infak olduğu için komünizm fitnesi tutmadı ve küfür diyarına yerleştiği gibi yerleşemedi. Bazı yerlerde kısmi tutmuşsa da kavmiyet aracılığıyla tutmuştur.

Hâsılı eğer Müslümanlar asr-ı saadet gibi cömert davransaydılar, fani dünya yerine ahirete hazırlık yapsaydılar, gerektiği ölçüde infakta bulunsaydılar ve cimrilik yapmasaydılar şu anda Müslümanlar arasında ve İslam aleminde var olan feci durumların yüzde biri de büyük ihtimalle olmazdı.

“Siz hayır için neyi infak ederseniz, Allah onun yerini doldurur. O, rızık verenlerin en iyisidir.” (Sebe 39)

Ey nefsim!

Gördüğün gibi Allahu Teâlâ infak edilen malın karşılığını sadece ahirette vermiyor. Dünyada da karşılığını veriyor ve yerini dolduruyor. Bundan daha büyük bir ikram ve mükâfat olabilir mi?

Bu hususta bakalım Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin hadisleri bize ne ferman etmektedirler:

• “insan iki hususta kıskanırsa yeridir. Allahu Teâlâ birine mal vermiş ve o da durmadan hak ve doğru yerde infak ediyor/harcıyor. Birine de ilim vermiş o da durmadan onunla doğru yolu insanlara gösteriyor ve insana öğretiyor.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-Salihin)

• “Bir Parça hurmayla da olsa kendinizi ateşten koruyun.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-Salihin) yani imkânınız bir parça hurma infak etmeye yetiyorsa infak edin. O da sizi cehennem ateşinden koruyabilir. Azdır diye infakından çekinmeyin.

“hiçbir günün sabahı yoktur ki mutlaka iki melek gökten biri diyor ki; ‘Allah’ım infak eden insanın infak ettiği malının yerini doldur’ ve diğer melek de diyor ki; ‘infakta bulunmayan/malını kendi elinde tutan insanın malını yok et.’ (Buhari ve Müslim Riyazu’s-Salihin)

Kutsi hadiste Allahu Teâlâ insana şöyle hitap ederek diyor; "Ey âdemoğlu infak et ki sana infak edilsin." (Buhari ve Müslim Riyazu’s-Salihin Hadis No: 549)

“Ey âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını Allah yolunda harcarsan senin için daha hayırlıdır. Elinde tutup harcamazsan senin için menfi bir durumdur. Ancak ihtiyaç miktarınca elinde tutman kınanacak bir durum değildir. İnfakta aileden/nafakaları üzerinde vacip olanlardan başla. Üstün el alt elden daha hayırlıdır.” (Müslim Hadis No: 1036 Riyazu’s-Salihin Hadis No: 552)

“Sadaka hiçbir malı azaltmaz. Allahu Teâlâ affetmek ahlakıyla kulunu daima izzetli/onurlu kılar. Tevazu edeni de Allahu Teâlâ yükseltiyor." (Müslim Hadis No: 2588 Riyazu’s-Salihin 556)

Hazreti Ebubekir’in kızı Esma’dan rivayet edilmiştir. Diyor ki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki elinde olan malını yanında tutup biriktirme. Yoksa aynı muameleye maruz kalırsın.”

Başka bir rivayette; “Elinde olan malı muhtaçlara infak et, yanında biriktirme, muhtaçlara vermemezlik etme yoksa Allahu Teâlâ da senden kısar ve sana vermez.” (Buhari ve Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 559)

“Kendinizi başkalarına zulüm etmekten koruyun. Zira zulüm kıyamet gününde karanlıktır. Kendinizi cimri davranmaktan da koruyun. Zira cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etti. Onları birbirinin kanını dökmeye ve haram olanı kendilerine helal görmeye sürükledi.” (Müslim/Riyazu’s-Salihin H. No: 563)

Dersimizi bu birkaç ayet-i kerime ile sonlandıracağız.

“Onlar sevdikleri yiyeceklerden yoksula, öksüze ve esire yedirirler. Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz ve sizden hiçbir karşılık ve teşekkür istemiyoruz.” (İnsan/Dehr 8,9)

“Mallarınız ve çocuklarınız sadece bir sınavdır. Asıl büyük ödül Allah katındadır. Gücünüz yettiğince Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının, dinleyin, itaat edin. Kendiniz için hayır yapın. Kimler nefsinin aşırı cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Allah’a güzel bir ödünç verirseniz onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah, iyiliklerin karşılığını fazlasıyla verir ve çok yumuşak davranır. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. Onun her şeye gücü yeter ve her işinde hikmet vardır.” (Teğabun 16)

Ey nefsim!

İnşallah bu dersten dersini almışsın. Allah yolunda infakın dünya ve ahiretin için ne kadar faydalı ve önemli olduğunu anlamışsın ve ona göre davranırsın. Seni dünyevî menfaate ve hırsa sürüklemek isteyen çevrene kendini kaptırmaz, bile bile dünya ve ahiretini mahvetmezsin. İnşallah sen çevreni dünyevilikten el çektirmeye çalışırsın. Allah senin ve bütün okuyucuların yar ve yardımcısı olsun.

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 147
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 115
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 133