Mehmet Beşir VarolEy Nefsim! -6-

4 sene ago11344 min

Ey nefsim! Mademki hak ve hakikat budur ve sen buna inanmışsın O zaman her hususta olduğu gibi milliyetçilikte ve kavmine faydalı ve doğru bir şekilde hizmet etmekte de Allah Resul’üne sallallahu aleyhi ve sellem`e uymalısın ve şeytanın aldatmalarına karşı çok uyanık olmalısın. Yoksa Allah muhafaza hem kendini hem de kavmini ebedi hüsranın ve cehenneme atılmasına sebep olacaksın.

Ey nefsim!

Allahu Teâlâ`ya layıkıyla hamd, Efendimiz Muhammed`e, Onun al, ashab ve etbaına salat ve selam olsun.

Ey nefsim!

“Kuşkusuz sizden Allah`a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah`ı çok ananlar için Allah`ın elçisinde güzel bir örnek vardır.” (Ahzap 21)

“De ki; eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevip günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.” (ali İmran 31)

“Benim ve benden sonraki raşid halifelerin sünnetine/yoluna tabi olun. Ondan hiç ayrılmayın.” (Tirmizi H. 2676; Ebu Davut H. 4607 İbni Mace H. 42 ve başkaları)

Bu ayet-i celilede hadis-i şerifte Allahu Teâlâ ve Resûl-i Ekrem’i sallallahu aleyhi ve sellemin beyan ve buyurdukları gibi hayatımızın her alanında son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem`i kendimize örnek almalıyız ve ona tâbi olmalıyız. Yoksa Allahu Teâlâ’nın sevgisinden/rızasından ve Resulünün şefaatinden mahrum kalıp dünya ve ahirette en büyük hüsrana maruz kalacağız. Allahu Teâlâ bizi bin defa böyle bir durumdan muhafaza etsin.

“Ey iman edenler! Tümden İslam’a girin/her hususta ona uyun ve şeytanın peşine takılmayın. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara 208)

Bu ayeti celilede de Allahu Teâlâ her hususta tüm insanlara gönderdiği son dini olan İslam’a uymamızı bize etmektedir. Şeytana tabii olmamızı bize yasaklamaktadır ve şeytanın bize açık bir düşman olduğunu bildirmektedir

Ey nefsim!

Mademki hak ve hakikat budur ve sen buna inanmışsın O zaman her hususta olduğu gibi milliyetçilikte ve kavmine faydalı ve doğru bir şekilde hizmet etmekte de Allah Resul’üne sallallahu aleyhi ve sellem`e uymalısın ve şeytanın aldatmalarına karşı çok uyanık olmalısın. Yoksa Allah muhafaza hem kendini hem de kavmini ebedi hüsranın ve cehenneme atılmasına sebep olacaksın

Ey nefsim!

Biliyorsun Allah resulü herkesten fazla kavmine karşı merhametli ve şefkatliydi. Ona uyguladıkları onca işkenceye rağmen hata öldürülmesini planladıkları, Mekke gibi aziz bir yurttan çıkardıkları, hicrete zorladıkları, onu yaralayıp kan içinde bıraktıkları, Hamza gibi aziz birçok akrabalarını en vahşi bir şekilde öldürdükleri, en ağır ve çirkin iftiraları ona yakıştırdıkları halde, onlara beddua etmiyordu. Mevcut olanlardan ümidini kestiği halde evlatlarından iman edenler çıkabilir umuduyla onlara dua ediyordu. Ve bütün yaptıklarına sabrediyordu. Onlara galip geldiği zaman da hepsini affetti. İntikam almadı. Şimdi bakalım Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu kadar onlara karşı merhamet ve şefkat beslediği insanlara ne tür hizmetler veriyordu ve onlara neyi kazandırmaya çalışıyordu…

Resulullah gece gündüz kalbine iman ve İslam dersini veriyordu. Onları Allah`a ve peygamberine iman etmeye, emirlerine teslim olmaya, onları inkâr edip emirlerine karşı gelmekten sakındırıyordu. İtaate teşvik ediyordu.

Kavmine “lailaheillallah deyin kurtulursunuz” diyordu. Onlara kuranı anlatıyordu. Allahu Teâlâ’ya şerik/ortak koşmak yasak sakındırıyordu. İslam ahlaklarını onlara öğretiyordu. Cahili/İslam öncesi ve İslam dışı adet ve örfler ile mücadele ediyordu. Onları o cahiliyetlerinden temizlemeye çalışıyordu.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem gece gündüz fani dünyevi saadetten ebedî uhrevi saadetlerini sağlamaya çalışıyordu. dünyevî vaatlerden ziyade uhrevi vaatlere ağırlık veriyor böylece dünyadan ziyade ahiretle bağlarını güçlendiriyordu. Dünyevi eziyet ve sıkıntılardan ziyade onları Allah’ın azabından kurtarmaya çalışıyordu.

Böylece yirmi üç yıl zarfında şu anda elimizdeki Kur’an ve sünnetle kendi kavmini şeytanın egemenliğinden, şirketten, küfürden ve her türlü cahili/İslam dışı ahlak, örf ve adetlerden kurtardı. Onları Allahu Teâlâ’ya, peygamberlerine, Kur’an’a, sünnete ve onlardan kaynaklanan İslami inanç, ibadet, hukuk ve ahlaka bağladı. Öyle bağladı ki artık onun kavmi tıpkı onun gibi bu değerlerle yaşadılar ve onlar için öldüler. Onların dersini verdiler, onları tebliğ ettiler/diğer insanlara ilettiler. Onların mücadelesini verdiler ve onlar için savaştılar ve barıştılar. Bir yanda Allahu Teâlâ’ya kul olmakla iftihar ettiler, şeref duydular, Allah’a kulluk kelimesini dillendirmekten lezzet ve haz aldılar. Allahu Teâlâ için gece gündüz secdeye kapandılar, alınlarını yere koydular. Ve hayatlarında en fazla bundan zevk aldılar. En fazla ona ağırlık verdiler. Kendileri gibi mümin yöneticilerine itaat ettiler. Canları pahasına emirlerini yerine getirdiler. Büyüklerini saydılar, hürmetler, küçüklerini sevdiler, şefkat ettiler. Birbirlerine karşı mütevazı oldular. mahfiyet gösterdiler. Kabalıklarına karşı kendi zillet kanatlarını indirdiler. Birbirinin hatalarını affettiler. Menfiliklere müspetle ve güzellikle karşılık verdiler.

Diğer yandan da dünyanın en özgür insanı oldular. Allahu Teâlâ’dan başka kimseye kul olmadılar. Hiçbir güce baş eğmediler. Allahu Teâlâ’ya kulluk etmeyi kendilerine yakıştırmayan birçok diktatörleri ve kibir küplerini kendilerine köle ettiler. Zalimlere düşman, mazlumlara imdat oldular. Allah (c.c)’ın düşmanlarına düşman oldular. Kâfirlere sert ve acımasız oldular. Allah’la bağı olmayan herkesle bağlarını kopardılar. En yakın akrabalarını bile bundan istisna etmediler.

Hâsılı, kelimenin tam manasıyla Allahu Teâlâ’nın hizbi oldular. Ona tebliğci ve askeri güç oldular. Peygamberlerinden öğrendikleri İslam dinini diğer insanlara ulaştırmaya ve öğretmeye başladılar. Şiddetle engel olanlara da şiddetle karşılık verdiler. Böylece gerçek özgürlüğü yani Allahu Teâlâ’ya gerçek kul olmayı dünyanın her tarafına yaydılar ve tüm insaniyete umut, örnek ve öğretmen oldular.

Ey nefsim!

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle muazzam devrimi yaparken ve böyle harika özgürlükçüleri ve kâmil insanları yetiştirirken kavmine hiçbir zaman; “ey kavmim bakın biz Arabız. Farsların ve Rumların egemenliğini kabul etmemeliyiz ya da ey Araplar siz böyle üstünsünüz veya siz şöyle iyisiniz veya da elhamdülillah biz Arabız” diyerek kalplerine ve damarlarına ırkçılığı cahili taassubu ve İslam dışı milliyetçiliği enjekte etmiyordu. Onları bu zehirlerle şişirmiyordu. Bir kavmi diğer bir kavmin aleyhine sadece ayrı bir kavim olduğu için kışkırtmıyordu. Birbirine karşı nefret tohumlarını ekmiyordu. Laf ve İblisi milliyetçilikten olabildiği kadar uzak duruyordu.

Bilakis Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kavmini İbrahimî milliyetçiliğe çekmek istiyordu. İblis’in milliyetçiliği yıkmaya çalışıyordu. Âlemşümul ve ebedi İslam milliyetçiliğini kalplerine ekmek için şöyle diyordu; “ey insanlar, ey âdemoğulları, ey iman edenler; ey Allah’ın kulları” gibi umumi hitaplarla genele hitap ediyordu ki herkes kendini diğer insanlarla eşit olduğunu ve aynı cinsten olduklarını öğrensinler ve şeytanların kalplerinde ektiği iblisi milliyetçilikten dolayı kendilerini birbirinden üstün ve farklı gördükleri kirden temizlesinler ve;

“Ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık” (Hucurat 13) ayet ile de bir ağacın dalları gibi bütün kavimler aynı kökten/aynı babadan anneden olduklarını ve dolayısıyla soylarından dolayı insanlar arasında ayrım yapmak ve gruplandırmak anlamsız ve iblisi bir cehalet olduğunu bildiriyordu.

Ve “birbirinizi tanıyasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık.” geçen ayetin bölümü ile de insanlara, Allahu Teâlâ’nın insanları kavim ve kabilelere ayırdığının hikmetini açıkça öğretiyordu. Zira Allahu Teâlâ açıkça hikmetini belirtmiştir. Bu hususta değişik bir şey söylemek Allahu Teâlâ’nın sözüne resmen hilaf ve tekzip anlamına gelmektedir.

Bu emir ve talimatlara binaen İslam tarihinde ümmet arasında hep birbirini tanımak için kavim ve kabile ayırımı kullanıldı. Muhammed-i Arabi, Ebu Zer-i Gaffari, Selman-ı Farisi, Suheyb-i Rumi, Bilal’i Habeşî, Caban-ı Kürdi diye denilmiştir. Hiç kimse hiç kimsenin kabilesinden nefret etmemiş, inkâr etmemiştir. Ve hiç kimse kendini mensup olduğu kavim, kabile ve aşiret nispet etmekten beis görmemiştir ve çekinmemiştir. İslam âlemi batılı devletlerin ve kültürünün işgaline girene dek bu durum devam etmiştir.

Ve “kuşkusuz Allah katında sizin en değerliniz ona karşı en takvalı davranandır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir ve her şeyden haberdardır” (Hucurat 13) ayetinde bu son bölümü ile de Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara, Allah katında üstünlük, alçaklık, müspetlik-menfilik dostluk ve düşmanlık ayrımı ve gruplandırması takvaya göre olduğunu öğretiyordu.

Yani Allahu Teâlâ ırk ve kökeni bakımından bütün insanları eşit tutmuştur. Fakat takvanın derece ve takvasızlığın derekesine göre insanları gruplara ayırmıştır. Mesela Allahu Teâlâ insanların mü`min-kâfir veya münafık, Müslüman-asi, adil-fâsık veya zalim, salih-talih, Hizbullah hizbuşşeytan ve sair gruplara ve sınıflara ayırmıştır. Ve veda hutbesinde de şunları söylüyordu:

“ey insanlar! Şüphesiz ki rabbiniz birdir ve şüphesiz babanız da birdir. Hepiniz âdemdensiniz ve âdem de topraktandır. Allah katında en değerliniz en fazla takva olanınızdır. (Allah`a karşı en fazla mükellefiyet ve mesuliyetlerini yerine getirendir.) bir Arab’ın bir aceme/Arap olmayana üstünlüğü yoktur, ancak olursa takva ile olabilir. Size tebliğ ettim mi? Allah’ım sen şahit ol, artık burada hazır olanlar hazır olmayanlara iletsin.” (Veda Hutbesi Nuru’l-Yakin fi-Sireti Seyyidi’l-Murselin / Muhammed Hudri Beg. sahife 245)

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem veda hutbesinde de ayetin verdiği dersi vurgulaya vurgulaya söyleyip üzerinde durmasıyla da İslam dininde (ki Allahu Teâlâ’nın insaniyete verdiği insaniyet elverdiği son şekil ve ona uygun gördüğü son nizamdır.) ne kadar büyük bir öneme haiz olduğunu insaniyete öğretiyordu. Özellikle “burada hazır olanlar olmayanlara da iletsin” cümlesi ne kadar ciddi bir husus olduğunu bize çok daha güzel ifade etmektedir.

Ey nefsim!

Zikrettiğimiz hakikatin delilleri yukarıda söylediğimiz ayeti celile ve hadisi şeriften ibaret değildir. Bilakis bu hususta çok ayet ve hadis vardır. Konumuzu daha fazla izahata kavuşturmak için birkaçına daha yer verelim.

“Müminler ancak kardeştir.” (Hucurat 10)

Allah`a ve ahiret gününe inanan bir kavmin Allah`a ve peygamberine karşı gelenlere sevgi beslediklerini göremezsin. Onlar kendilerinin babaları veya oğulları veyahut kardeşleri ya da aşiretleri olsa da.” (mücadele 22)

“sizin veliniz/dostunuz sadece Allah, peygamberi ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren mü`minlerdir.

Kim, Allah’ı peygamberini ve iman edenleri dost edinirse bilsin ki gerçek galipler Allah’ın hizbidir.” (maide 55 56)

“müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Korkup mecbur kalma durumu hariç, kim bunu yaparsa Allah’la hiçbir bağlantısı kalmaz. Allah sizi kendisinden korkmanız hususunda uyarır. Sonunda dönüş yalnız Allah`adır.” (ali İmran 28)

“mümin mümin için bir bina gibidir. Birbirini takviye ederler/desteklerler. (Buhari Müslim Riyazü’s-Salihin H. no 222)

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. (Buhari Müslim Riyazü’s-Salihin H. no 233)

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, onu yalanlamaz ve ona sırt çevirip düşmanına terk etmez. Müslümanın her şeyi Müslümana haramdır; ırzı da malı da ve kanı da… Takva buradadır. Müslüman kardeşini tahkir eden kişi kötülük açısından yaptığı kötülük ona yeterlidir.” (Tirmizi sahih rivayetle rivayet etmiştir Riyazü’s-Salihin H. no 234)

“Müslüman kâfire varis olmaz. Kâfir de Müslümana varis olmaz” (Buhari H. no 6383 Müslim H. no 1614 el-Fıkhü’l-Menheci)

Bu naslar ve benzeri yüzlerce nas, gün gibi gösteriyor ki İslam dininde insanlar kavim ve kabilelere değil, imana, akideye ve takvaya göre sınıflandırılıyor.

Ey nefsim!

Madem sen Müslümansın, o zaman Allahu Teâlâ’nın kitabını ve Resulünün sünnetini kendine üstad ve rehber edin. İnsanları akide ve takvaya göre sınıflandır. Sevgini, vefanı, desteğini ona göre kullan ve ayarla. Kavmi sınıflandırmayı sadece birbirini tanımada kullan. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in sahabe-i kiram`ın (radiyallahu anhum) ve selefi salihinin (rahmetullahi aleyhim) tesis edip uyguladıkları İslam milliyetçiliğinin uygulayıcılarından ol.

Kavminin ve içinde bulunduğun insanların imanlarını güçlendirecek, takvalarını artıracak, İslam ahkâmlarına hayatlarında uygulayacak ve İslam ümmeti ile bağlarını sağlamlaştıracak söz ve söylemlerde bulunan. Bütün kelime, hal ve hareketlerinde bu ölçüye titizlikle dikkat et.

Kavmini, cahil cahili taassuba, cahili örf ve adetlere, kavmi ve kabilevi ayırıma, cahili atarlara cahili tarihi çekecek, hatırlatacak onlara cazip hale getirecek söz fiil ve davranışlardan hassasiyetle sakınmalı kaçınmalısın.

Ey nefsim!

Milliyetçilikte kavmine hizmet etmekte Allah’ın resulünü örnek almalısın. İblisleri, şeytanları, Ebu cehilleri İbni Selülleri örnek almamalısın, onlara öğrenci olmamalısın.

İblis ırkçılık yaptı, ırkından ve kökünden dolayı kendini hazreti âdem aleyhi selamdan üstün gördü, Allahu Teâlâ’nın kesin emrine karşı geldi. Kendini Allah’ın lanetine müstahak etti, Allah’ın lanetine uğradı ve alçaklığın en derekesine indirildi.

Ebu Cehil, cahili atalarının put ve geleneklerine taassup etti. Allah Resulüne düşman oldu. Hem kendini ve hem de birçok insanın kâfir ölmesine ve ebediyen cehennemde yanmasına sebep oldu.

Emeviler, milliyetçilikle ümmeti yönetmek istediler. Ümmetin hışmına uğradılar ve saltanatları kısa sürdü.

İttihat ve terakki Osmanlı gibi bir cihan devletinin başına geldiler. Irkçılıkla daha da yükselmeye çalıştılar. Sonunda ne feci mağlubiyet ve felaketlere imza attıkları ve Enver Paşa’nın uğradığı akıbet tarihin malumudur. Birinci ve İkinci Cihan Harbi’nin sebebiyet verdikleri felaketler de malumdur.

Ey nefsim!

Bu iblisi yol işte böyledir. Başta bal gibi tatlıdır, nefsin çok hoşuna gidiyor. Hatta cüzi zaferler de onunla kazananlar oluyor. Ancak iki çarpı iki eşittir dört eder şaşmaz hesap gibi sonu zehirden daha acı ve fecidir.

Fakat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in kutlu sünneti/yolu tam tersi başta zehir gibi acı da gelse ve abesle iştigal görünse abesle iştigal ve delilik de sayılsa sonuçta hep tatlıca, zaferle, dünya ve ahiret saadetiyle neticelenmektedir.

Ancak şu anda birçok İslami cemaatin verdikleri İslami mücadelelerinde ciddi bir zafer elde edememelerinin nedenini kesinlikle kendilerinde aramaları lazımdır. Acaba nebevi metodunu ve zaferin şartlarını ne kadar kendilerinde muhafaza ettiklerine dair herkes kendini sorguya çekmelidir. Zira birçok tarihi vakalarla ispatlamakla beraber birçok ayet ve hadiste de Allahu Teâlâ’nın vadi vardır ki akıbet muttakilerin ve zafer i’la-i kelimetullah çalışanlarınındır. Allah vaadinin hilaf etmez ve her zaman gerçekleştirmesine kadirdir.

Ey nefsim!

Kavmiyetçilik, taassup ve cahili hamiyet, bir ateş kıvılcımı ve bir virüs gibidir. Kıvılcım baş küçüktür, ancak tedbiri alınıp söndürülemezse yavaş yavaş büyüyüp kocaman bir ormanı yakabilir. Virüs de tedbiri alınmazsa bir vücuda girdikten sonra yavaş yavaş çoğalıp bütün vücudu istila edebiliyor. Irkçılık da bir kalbe girdikten sonra ciddi bir tedavi ile öldürülmezse yavaş yavaş kalpte büyüyor kalbin tümünü istila edebiliyor. Artık o kişi fena fil kavmiyet oluyor. Fikri kavmiyet oluyor. Zikri kavmiyet oluyor. Bir sofi Allah Allah virdini çeker gibi veya bir Hizbullah cihat ve şehadet kelimelerini zikir etmekten zevk aldığı gibi münasebetli münasebetsiz kendi kavminin ismini tekrarlıyor ve tekrarlamaktan zevk alıyor. Yavaş yavaş kavminin zikri Allah zikrinin yerine geçiyor. Kavmin sevgisi İslam sevgisinin yerine geçiyor. Kavmi önderler peygamberin yerine geçiyor. Masalları, siyer yerine geçiyor. Kitapları Kur’an ve sünnet yerine geçiyor. Tarihleri İslam tarihinin yerine geçiyor. Cahili de olsa âdet ve örfleri, kılık kıyafetleri Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in sünnetinin yerine geçiyor. Böylece sakallı, sarıklı cübbeli ve şalvarlıların yerine pala bıyıklı şal-şapik giyimliler dergilerin köşelerinde yer almaya başlıyor. Kâfir da olsa hain de olsa hatta binlerce Müslümanların katili de olsa kavmiyet sakızını çiğneyen ve putuna tapanlara sempati duymaya ve sevmeye başlıyor. Sonra İslam ve Müslümanlar bir bütün iblisi milliyetçiliğe karşı çıktıkları için onlardan nefret etmeye başlıyor. Kendi kavminin gerçek dostlarının düşmanı oluyor ve gerçek düşmanın da dostu oluyor. Kendi kavminin dünya ve ahiret saadetlerine çalışan İslam davetçilerine düşman oluyor. Ancak kendi kavminin ebedi saadetlerini mahvetmeye çalışan dinsizlerin dostu oluyor. Zira iblisi milliyet ve kavmiyetçilik gözünü kör etmiş. Kavminin fayda ve zararını, dost ve düşmanını birbirinden ayırt edemiyor. Kendisi gibi kavmiyet sakızını çiğneyen her laf milliyetçiliği yapana dosttur ve kendisi gibi sakızı çiğnemeyen ne kadar da kavmine fayda sağlamışsa da boştur.

Bu körlükten ve iblisi zihniyetten dolayıdır ki; bir Arap milliyetçisi için Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem övgü kaynağı değildir. Bir Türk milliyetçisi için Osmanlı devleti övgü kaynağı değildir. Bir Kürt milliyetçisi için de Selahaddin-i Eyyubi övgü kaynağı değildir. Onlar için Antere, cengiz han ve nemrut övgü kaynağıdır.

Tabi durum bu seviyeye varınca fikir ve zihniyet değişince her şey ters yüz oluyor. Namus yerine namussuzluk savunuluyor. Adalet, merhamet yerin zulüm ve vahşet övünülüyor. Hak yerine kuvvet önem kazanıyor vesair vesair…

Ey nefsim!

Bu söylediklerimi abartılı görme. Zira şu anda anlattığım esfel-i safilin de uğursuz yolculukları nihayet bulan binlerce İslam evladı ve belamlıkta karar kılan yüzlerce âlim bu iblisi milliyetçiliği kurbanı olduklarından şüphe eden var mı? Ve şu anda bu virüsü kapan yüzbinlerce Müslüman eğer tedavi edilmezse onların da akıbeti diğerlerinden farklı olmayacağından şüphe var mıdır? Tabi aynı akıbete uğramanın hız ve suratı bünyenin çürüklük ve sağlamlığına göre değişebilir. Veya Allah’ın yardımı yetişip sağlam iman virüse galip gelebilir ve dışarıya atabilir. Yoksa Allah muhafaza geç de olsa aynı akıbete esfel-i safilinde karar kılacaktır. Zira iblisten daha bugünkü hain pislerimize kadar bu hesap şaşmamıştır. İblisin yoluna giren dönmeyip ısrar ederse esfel-i safilinden ve vaveyladan başka varacağı bir yer var mıdır?

İşte ey nefsim!

Madem hakikat budur iblisi milliyetçilikten kendini temizle ve İbrahimî, Muhammedî, İslami milliyetçiliğe sarıl. Kavmini, çevreni ve bütün insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaya bütün imkânlarınla çalış. İblisin hile, oyun ve tuzaklarına karşı uyanık ol. Sarf edeceğin her kelimene dikkat et. Neye sebep olabileceğinin hesap kitabını iyice yap. Zira sarf edilen her söz ya cenneti netice veren bir şeyi insanın zihninde çağrıştırır ya da cehennemi…

Allahu Teâlâ hepimizi ve bütün Müslümanları iblisin bütün yol, hile ve tuzaklarından muhafaza etsin ve son nefesimizi verene dek müstakim sıratından, Muhammedî yoldan, İslami ve İbrahimî milletten ayırmasın. Bu akide amel üzerine emanetini bizden alsın. Geçmiş hata ve günahlarımızı da af ve mağfiret etsin.

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun. Âmin…

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Nisan 2015 (127. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 146
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 114
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 132