Mehmet Beşir VarolEy Nefsim! -7-

4 sene ago10648 min

Darb-i mesel “eve kapıdan giriniz”dir. Yani her işe tabii yolundan başlayın. Yani bir Müslüman yapacağı her şeyi, Allah ve peygamberinin meşru gösterdikleri ve emrettikleri şekilde yapması gerekmektedir. Aksi takdirde, o yapılan şey kişiyi hedeflediği ilahi rızaya ve ebedi saadete vardıramaz. Hatta dünyevi hedefe de vardıramaz ve aksü’l-amelle netice vermesi büyük ihtimaldir.

Ey Nefsim!

AllahuTeala’ya layıkıyla hamd, Efendimiz Muhammed’e, O’nun al, ashap ve etbaına salât ve selam olsun.

Ey nefsim!

Şu ayet-i kerimede zikredilen darb-ı meselden yola çıkarak sana önemli bir hususu hatırlatmaya çalışacağım. “İyilik evlere arka taraflarından girmeniz değildir. Fakat asıl iyilik Allah`ın emrine aykırı davranmaktan sakınanların yaptığıdır. Evlere kapılarından girin ve Allah`ın emrine aykırı davranmaktan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”(Bakara 189) Ayetin sebeb-i nüzulü Hacla ilgili olsa da içinde çok önemli bir darb-ı meseli de barındırmaktadır ve umumiyetine girmektedir. Bu yönde bazı müfessirlerin görüşleri mevcuttur. (Kurtubi Tefsiri/El Camiu li’l-ehkamı’l-Kur’an/zikredilen ayetin tefsirine bakınız)

Darb-i mesel “eve kapıdan giriniz”dir. Yani her işe tabii yolundan başlayın. Yani bir Müslüman yapacağı her şeyi, Allah ve peygamberinin meşru gösterdikleri ve emrettikleri şekilde yapması gerekmektedir. Aksi takdirde, o yapılan şey kişiyi hedeflediği ilahi rızaya ve ebedi saadete vardıramaz. Hatta dünyevi hedefe de vardıramaz ve aksü’l-amelle netice vermesi büyük ihtimaldir.

Zira ev sahibi olsa bile, pencereden veya kapı dışındaki, tabii olmayan bir şekilde eve girmeye çalışırsa onu tanımayanlar onu hırsız zannederek ona zarar verebileceği gibi Allah’uTeala’nın meşru gösterdiği yoldan değil de başka bir yoldan herhangi bir işe girişen bir Müslüman ne kadar iyi niyetli olsa da ve girişilen iş faydalı olsa da ilahi yardım ve tevfikinden mahrum kalacağı gibi diğer Müslümanların desteğinden ve dualarından da mahrum kalacaktır.

Başka bir deyişle Mekke’ye gitmek isteyen Amerika’ya giden uçağa binerse Mekke’ye değil Amerika’ya varacağı gibi Cennete gitmek isteyen de eğer İslami usullerle değil küfrün metotlarıyla yola koyulursa Cennete değil Cehenneme varacaktır. Tabi ilahi yardım kişiye yetişip onu yolun yarısından döndürüp Cennetin yoluna koyarsa o müstesnadır.

Ey Nefsim!

İşte bu tartışılmaz hakikatten yola çıkarak madem sen Müslümansın, Allah’uTeala seni mükellef kıldığı ve Muhammed (sav)’in sana açıkladığı dinin esaslarına göre hareket etmelisin.

Zira Allah’u Teala şöyle buyuruyor: “İyi biliniz ki, yaratmak ve emretmek yalnız O’na (Allah’a) mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah her şeyden yücedir.” (A’raf 54)

“Sonra sana da emrimizden bir şeriat belirledik, artık ona uy. Bilmeyenlerin arzularına uyma. Çünkü onlar, Allah’tan gelecek olan hiçbir şeyi senden savamazlar.” (Casiye 18-19)

Rasulullah (sav) de şöyle buyuruyor: “Kim meşruiyetine dair fermanımızı taşımayan bir amel işlerse o amel kendisine geri çevrilir/ondan kabul edilmez.” (Müslim/Riyadussalihin H. No:169)

Bu zikrettiğimiz ayet ve hadislerle beraber daha yüzlerce ayet ve hadis bize açıkça gösteriyor ve ispat ediyor ki bu dünyada insan başıboş bırakılmamıştır. İstediğini yapmaya terkedilmemiştir. Onu yaratan Allahu Teâlâ’nın emrine yani din ve şeriatına göre yaşamak zorundadır. Kâinatın tek hükümranlığı emir verme yetkisine sahip ve yaratıcısı olan Allahu Teâlâ’nın emrini taşımayan herhangi bir inanç, söz ve fiil insandan sadır olmasına izin yoktur ve izinsiz davrananlar için Allahu Teâlâ dünyevi musibetlerle beraber uhrevi birçok azap hazırlamıştır ve insanı onlarla defalarca tehdit etmiştir.

İnsan Allahu Teâlâ`dan başka ve izni olmadan hiç kimseyi ve hiçbir şeyi kendine amir kabul etmemelidir ve itaat etmemelidir. Yani insan Allahu Teâlâ`dan başka her şeye karşı özgür olmalıdır. Sadece Allahu Teâlâ`ya karşı özgür olmamalıdır. O’na kul olduğunu bilmeli ve her hususta O’na itaat etmelidir. Zira insanın ve tüm kâinatın tek yaratıcısı O (cc) olduğu gibi tek amiri de O’dur

“Lâ ilâhe illallah Muhammedun rasulullah” kelime-i tevhidin manası da budur. Dolayısıyla Allahu Teâlâ’nın emrini göz ardı eden, O’ndan gafil yaşayan ve kendine başka amirler tayin edip kendini onlara bağlayan ve onlara göre hayatına şekil veren insanın akıbeti hüsrandır. Bin Müslüman ismi taşırsa beyhudedir. Zira Allahu Teâlâ isme bakmaz kalbe ve amele bakar.

Ey nefsim!

Dünyada ne kadar konu varsa onlara iki kapıdan girilir. Biri insanı en güzel şekilde yaratan, ona değer veren ve onu alayı illiyine/şerefin en üst mertebesine ulaştırmak isteyen Allahu Teâlâ`nın kapısıdır. O’nun kapısından konulara girilirse hem dünyada ve hem ahirette a’la-i illiyine çıkacaktır. Diğeri ise insandan kıskanan, Ona en gaddar düşman olan ve onu esfel-i safiline/rezaletin ve hüsranın en derin çukuruna indirmeye çalışan iblisin kapısıdır. Ki onun kapısından işlere girenler de dünya ve ahirette rezalet ve hüsranın esfel-i safiline düşmeye mahkûmdur

Bu hususta şimdilik “özgürlük” konusunu ele alalım:

Sihirli kelime özgürlük, insanın fıtri bir maşukudur. Fıtratı bozulmayan her insan ona âşıktır. Duyulduğu zaman sihir gibi insanı etkisi altında bırakmaktadır ve mıknatıs gibi kendine çekmektedir.

İnsanın bu sevgiliye varabilmesine dair önünde iki seçenek ve tercih mevcuttur. Biri Allahu Teâlâ`nın davetine kulak vermek ve o huri misal sevgiliye kavuşmak için açtığı kapı ve belirlediği yolda yürümektir. Ki bu da tümüyle şeytana ve emrinde olanlara baş kaldırmakla, isyan etmekle, onların hoş gösterdiği herşeyden uzak durmaya çalışmakla, insanın kendini onların tesirinden özgürleştirmeye ve kurtarmaya çalışmakla mümkündür. Tabi bu durumda insanın kendini Allahu Teala’ya intisab etmek ile, O’na ait olduğunu bilmekle, O’na kul olduğunu kabul etmekle, O’na yüzde yüz itaat etmeye çalışmakla, bazen yoldan çıktığı zaman da istiğfar edip tekrar yola dönmekle mümkündür. Allahu Teâlâ`ya göre insan bu şekilde yüzde yüz özgürleşir. Önünde engel ve sınır kalmaz. Her istediğine kavuşur. Sonsuza dek özgürce cennetin tatil kamplarında yaşar.

Aksi takdirde insan tümüyle özgürlüğünü kaybeder ve sonsuza dek hiçbir istediğine kavuşamaz. Cehennemin değişik zindanlarında yaşar.

Bu gerçek özgürlüğün kapısı, “la ilâhe illallah Muhammeden resulullah”tır. Ona ulaştıran yol ise, Allahu Teâlâ`nın son dini olan İslam’ın şeriatıdır. Kim bu kapıdan özgürlüğe giden şeriat yoluna koyulursa ve ölümüne dek devam ederse Allah`ın izniyle zikrettiğimiz gerçek ve ebedi özgürlüğe kavuşacaktır. Dünya hayatında da özgür bir ruhla izzetlice yaşayacaktır. Sahip olduğu iman ve takva derecesine göre bu özgürlük ve izzeti kendi kalbinde hissedecektir.

İkinci tercihi ise iblis-i lein ve avanelerinin özgürlüğe açtığı kapı ve belirledikleri yoldur. Bu kapı ve yolu tercih eden dünyevi, fani, ani ve cüzi bir özgürlüğe kavuşabilir. Ancak bu özgürlük fani, cüzi ve ani olduğu için çabucak ellerinden kaybolmakla beraber ahirette de ondan mahrum kalacaktır ve sonsuza dek katmerli bir şekilde cehennem zindanında esir ve tutsak yaşayacaktır. Bir defa değil bin defa ölümü temenni edecek ancak o da eline geçmeyecektir.

Bu uğursuz şeytani özgürlüğün ilk adımı insanın kendi hayat ve yaşayışında Allahu Teâlâ`nın emir ve yasaklarından gaflet etmek ve önem vermemek ile başlar. Sonra adım be adım ilerler. Ta ki kişi Allahu Teâlâ’yı kendine birinci düşman ilan eder. Allahu Teâlâ’nın bütün emrettiklerini kendine yasaklar ve bütün haram ve yasaklarını kendi hayatının vazgeçilmezi kılar. Böylece Allahu Teâlâ`ya muhalefet etmeği şiar haline getirir. Emrine uymak ayıp, gericilik, cahillik ve budalalık; yasaklarını işlemek de özgürlük, ilericilik, medeniyet, uygarlık, çağdaşlık, ilericilik, pozitiflik, bilimcilik… sayar.

Yani kısacası iblis-i lein ve yandaşlarına göre özgürlük Allahu Teâlâ’ya muhalefet etmektir. Kölelik ve esaret de Allahu Teâlâ`ya itaat etmektir.

Tarih boyunca şeytan bu sahte özgürlüğü insanlara tatlı ve cazip göstermeye çalışmıştır ve Allahu Teâlâ’yı da hâşâ özgürlüğün en büyük düşmanı ve engelleyicisi olarak tanıtmıştır. Bu şekilde insanların Allahu Teâlâ`ya düşmanlık yapmalarına çalışmıştır. Ancak Fransa ihtilaline dek direk ve aleni olarak Allahu Teâlâ`yı hedef alamıyordu. Gizli ve dolaylı hedef alıyordu. Ancak Fransız ihtilalinden sonra direk ve aleni hedef almaya başladı.

Ey nefsim!

Şeytanın birçok konuda yaptığı gibi özgürlük konusunda da bir hile ile insanları aldatmaya çalışmaktadır. O da şudur: özgürlüğün tarifini yapmadan ve ondan asıl gayesini ve hedeflediğini açığa vurmadan bütün imkânlarıyla (ki çoğu medya ordusu sayısız imkânlarından biridir) övmesine başlar ve reklamını yapar. Böylece insanın kalbinde tapılacak bir put ve hiçbir şeyle değiştirilmeyecek bir maşuk haline getirmeye çalışır. Sonra da insana neyi yaptırmak isterse “bu özgürlüktür” der. Bu sefer özgürlüğün kalblerinde putlaşan ve maşuklaşan zavallılar o şeyi sorgulamadan, doğrudur ve yanlıştır, helaldir veya haramdır, faydalıdır veya zararlıdır düşünmeden üzerine sinekler gibi çullanıyorlar. Hatta yüzde yüz zararlı olduğunu bildiği halde hatta ölüm dahi olsa ondan vaz geçmiyorlar.

İnsanın yapısında müspet yönde etkilenme olduğu gibi menfi yönde de etkilenme vardır. Zira Allahu Teâlâ bu dünya hayatını imtihan için insana vermiş ve bu imtihanın gerçekleşmesi için insanı bu şekilde yaratmıştır. Melek ve rabbaniler insanları gerçek özgürlüğe kavuşturmak için onları etkileyip ilahi yola yönlendirmeye çabalıyorlar. Şeytan ve şeytaniler ise insanın bu yapısından umutlanarak onu kendileri gibi gerçek özgürlükten mahrum bırakmak için var imkânlarıyla onları sahte özgürlüklerle etkilemeye ve Allahu Teâlâ’nın emrinin ters istikamete yönlendirmeye çalışıyorlar.
İşte Allahu Teâlâ şeytanın bu düşmanlığına karşı babamız Hazreti Âdem’i uyardığı gibi bizi de Kur`an-ı Kerim`in birçok ayetiyle uyarmaktadır.

Şeytanın insana düşman olmasının sebebi de şudur:

Allahu Teâlâ bu dünya hayatını insanlara imtihan için verdiği gibi cinlere de aynısı için vermiştir. İnsanları şeytanla imtihan ettiği gibi şeytanı da atamız olan Hazreti Âdem aleyhi’s-selâmla imtihan etti. Meleklerle beraber Hazreti Âdem’e secde etmesini emretti. Melekler imtihana tâbi olmadıkları ve masum oldukları için hepsi durmadan ve tereddütsüz secde ettiler. Ancak iblis (ki bütün cinnî şeytanların atası ve insî şeytanların hocası ve fikir verenidir) üstünlük ve faziletin ırk ve kökende olmadığını, takvada olduğundan gaflet ederek kendini Hazreti Âdem’den üstün görerek Allahu Teâlâ’nın emrine itaat etmedi. Ve Hazreti Adem`e secde etmedi ve imtihanı kaybetti. Allahu Teâlâ da onu lanetledi. Cenneti ona haram kıldı ve cehenneme atılacağına va’d etti. Tabi hazreti Âdem’in bu durumda hiçbir müdahalesi olmadığı halde iblis Hazreti Âdem’in amansız düşmanı oldu. O gün bugün bu düşmanlığını sürdürmektedir. İnsana zararlı olan ne varsa ona tatlılaştırmaya ve kendisi gibi onu da cennetten mahrum etmeye ve cehennemde kendine arkadaş ve yoldaş etmeye çalışmaktadır.

Ey nefsim!

Gerçek manada özgür insan bu dünyada yoktur. Zira özgürlük,“herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmadan, serbest ve hür yaşamaktır.” Böyle bir özgürlük dünyada yoktur. Zira medeni olsun, bedevi olsun hiç bir toplumda insanın tümüyle serbest yaşama imkânı yoktur. Hiçbir insanın istisnasız istediği gibi yaşama fırsatı yoktur. Ve her istediğine sahip olabilme ve ulaşabilme imkânı yoktur. Bu duruma ya yasalar engel oluyor ya zorbalar engel oluyor. Ya çevre engel oluyor ya fakirlik engel oluyor. Ya hastalıklar ve zararlar ve tehlikeler engel oluyor. Ve daha nice nice engeller insanın özgürlüğünü kısıtlıyor ve bulandırıyor.

Ey nefsim!

Engelsiz, kısıtlamasız, kelimenin tam anlamıyla berrak ve mükemmel özgürlük, Allahu Teâlâ’nın mümin kullarına özel olarak hazırladığı cennette vardır. Hatta insanların hayal edemeyeceği bir özgürlük, zevk ve sefa cennette mevcuttur. Ancak Allahu Teâlâ cennete yerleştirecek ve bu olağanüstü muazzam ödülü ile ödüllendirecek ve orada ebedi yurttaş kılacak müminleri sınavla belirlemeyi irade ve takdir etmiştir.

Bu sınavı gerçekleştirmesi için de bu dünyayı dar ve imkânlarını da kısıtlı yaratmakla beraber insana da büyük ve doymak bilmeyen bir iştah, hırs ve istek vermiştir. Bütün dünya ve var olan bütün imkânlar bir insana verilse bile doyurmasına yetmemektedir. Böylece istekler karşılık bulamıyor. Özgürlükler çakışmak zorunda kalıyor. Bu da çatışma ortamını oluşturuyor. Çatışmak da insana felaketi ve helaketi beraberinde getiriyor

Ayrıca bu söz konusu sınavın gerçekleşmesi için Allahu Teâlâ az da olsa bazı şeyleri insana zararlı kırmıştır. Bazı şeyleri de faydalı veya zararsız şekilde yaratmıştır. Ki bunlar zararlı şeylere kıyaslanmayacak kadar çoğunluktadır. Sonra da Allahu Teala insanları çatışma felaketinden ve zararlı şeylerin helaketinden korumak için kendine bazı insanları peygamber ve elçi seçmiş. Onlara vahiy etmiş. Onunla gereken ilmi öğretmiş ve onların aracılığıyla insanlara bu dünya hayatları için en adil nizamı, yasaları ve kanunları teşri etmiştir. Hak dinini en doğru hayat programında insanlara öğretmiştir. Hem de uygulamalı bir şekilde öğretmiştir. Tatbik ettirmiştir. Yararlılığını, adilliğini ve mükemmelliğini ispatlanmış. Peygamber ve Elçilerinin kendi emriyle bu din ve nizamı kurdukları ve bütün söylediklerinde doğru olduklarını mucize/olağanüstü durumlarla ispatlamıştır.

Sonra da Allahu Teâlâ kendi din ve yasalarını/şeriatini kendi dünya hayatında uygulayan ve ona göre davranana imtihanı kazanacağını ve cennetteki ebedi ve sonsuz özgürlüğe kavuşacağını bildirmiş ve va’d etmiştir. Aksi takdirde de ebedi hüsrana ve cehennem zindanında sonsuza dek tutsak kalacağını ve bütün özgürlükleri elinden alacağını da insana haber vererek uyarmıştır. Bunlar Kur`an-ı ilahide ve sünnet-i Muhammed`ide harfiyen mevcuttur.

İnsanları bu ebedi özgürlük diyarına talip olmaya teşvik ve ebedi esaret diyarından nefret ettirmek amacıyla Allahu Teâlâ özgürlüğü insana aşırı derecede sevdirmiştir ve bu aşırı sevdirmekle berber dünyada çok kısıtlı kılmıştır ve birçok engellerle engellenmiş hale getirmiştir ki gerçek özgürlüğün arayışına girsin, nerede olduğunu araştırsın. Neyle ve nasıl kavuşacağını merak etsin ve peşine düşsün. Böylece bu dünya hayatının imtihan için olduğunu öğrensin ve bu imtihanı kaybetmemeye bütün imkânları ile çalışsın.

Ayrıca insanın bu imtihanı kolayca kazanması için ona akıl vermiştir ve teşri ettiği bütün yasalarını akla uygun teşri etmiştir. Buna ek olarak da din ve şeriatinde sadece insanlara zararlı olanları yasaklanmıştır. Faydalı olanları emretmiş ve sayısız zararsız olanları da mubah kalmış ve serbest bırakmıştır. Onları insanın her türlü ihtiyacına ve zevkine yeterli hale getirerek harama/ zararlı olan yasaklara ihtiyaç bırakmamıştır. Bir anormal durumda zaruri ihtiyaç olduğunda onlardan da ihtiyaç miktarınca istifade etmesine ruhsat vermiştir.

İnsanın imtihanı kazanıp ebedi özgürlüğe kavuşması için Allahu Teâlâ bir meleği görevlendirmiştir. Sürekli insana hayır ve doğru olanı hatırlatıyor.

Bu hususla ilgili ilahi yardımlar zikir ettiklerimizle sınırlı değildir. Eğer biz saymaya çalışırsak ciltler dolabilir.

Tabii imtihan hikmetinin gereği Allahu Teâlâ kısmi de olsa iblisin/şeytanın önünü açmıştır. İnsanla uğraşıp kandırılmasına izin vermiştir. O da hiç durmadan gece gündüz bu fırsatı değerlendirmeye çalışmaktadır. Ebedi cennet özgürlüğünden ve saadetinden mahrum bırakılması cehennemde kendine komşu etmesi için bütün imkânları ile imtihanı ona kaybettirmesi ve kâfir olarak dünyadan ahirete yolcu etmesine çalışmaktadır

İblis-i lein avaneleriyle sadece insanın ebedi saadetini elinden almasına çalışmakla yetinmemektedirler. Bu bir kaç günlük dünya hayatını da ona zehir etmeye çalışmaktadırlar. Kendisine kulak veren insanları Allahu Teâlâ’nın şeraitine ters ve zıt yasa ve kanunlar yapmaya teşvik etmektedir. İnsana zararlı, huzur bozucu ve ona felaket olan ne varsa serbest kılmaya, cazip hale getirmeye ve özgürlüğü onu işlemekten ibaret saymaya çalışmaktadır. Böylece ilahi şeriatte haram sayılan her harama mutlaka cazip, çekici ve aldatıcı bir veya birden fazla kılıf uydurup giydirilmekte ve onunla insanı kandırmaya çalışmaktadır.

Yalan dolanlarla sahte cazip kamuflajlarla, şeytanca reklam ve propagandalarla vesvese ve gece gündüz telkinatlarla ve yorulmak bilmeyen ısrarlı bir şekilde tekrarlamak ve değişik metotları denemekle insana zararlı dayatmalarını ona hoş güzel ve hayatın olmazsa olmaz bir parçası olarak göstermeye ve kabul ettirmeye çalışmaktadır.

İblis-i lein insana çizdiği yasalar ve yol yüzde yüz Allahu Teâlâ’nın şeriatine zıt olduğu gibi neticeleri de zıttır. Allahu Teâlâ’nın şeriati insana ebedî saadet ve özgürlüğü kazandırıyor ve insanı zararlardan koruyor. Bunun için dünyadaki bazı özgürlüklerini kısıyor. İblisinki ise ebedi saadeti ve özgürlüğü kaybettiriyor ve dünyadaki felaketlere sürüklüyor ve birçok zararsız hatta faydalı şeylerden özgürlüğünü kısıyor.

Hâsılı hakiki ve gerçek özgürlük ve saadet yolu Allahu Teâlâ’nın son dini İslamiyettir. Gerçek kölelik ve esaretin yolu da İslam’ın yolundan çıkmaktır ki ismi ne olursa olsun iblisin yoludur. Müslümanların akıl hocası ve yol göstericisi Allahu Teâlâ ve enbiyalardır. Kâfirlerin ki ise iblis ve avaneleridir. Müslümanların akibeti Allah`ın lütfuyla ebedi saadettir. Kâfirlerin ki ise Allah`ın gazabı ile ebedi hüsran ve şekavettir. Ebedi saadet ve özgürlük isteyen İslam dinine girip haramlarından uzak duracak. Zaten haramdan uzak durmak vaciplerini de yerine getirmektir aynı zamanda.

Başka tabirle ebedi özgürlüğe talip olan Allahu Teâlâ`nın kulluğunu kabul edecek yani ona itaat edecek. Bu itaatin meyvesini de büsbütün O’na itaat eden kazanacak. Zira Allahu Teâlâ ne insanın ne de hiçbir mahlûkun hiçbir şeyine muhtaç değildir. Yani insan Allah’a itaat ederse tamamıyla kendisine çalışacak. Bütün kâr ve menfaat ona olacak. Sadece Halıkını tanıyıp talimatlarından istifade etmiş olacak. Aksi takdirde başta iblis-i lein olmak üzere bin bir şeye kul olacak. Ve o kullukta hiçbir kâr ve kazancı da olmamakla beraber sonsuza dek akla hayale gelmeyen acı ve felaketler yaşayacak. En fazla zehirli bal ve zevkli bir yemek yiyen kişi gibi çok az ve kısa bir zevk ve lezzet alabilecek.

Ey nefsim!

İblis-i leinin ve avanelerinin süslü püslü söz ve reklamlarına aldanarak zehirli bal gibi sahte ve anlık özgürlüğe talip olma. Allahu Teâlâ’nın özel olarak salih kullarına hazırladığı mucizeleriyle doğruluğunu ispatlayan Kur’an’ıyla bize haber verdiği ve tarif ettiği gerçek ebedi özgürlükten lakayt kalma. Zehirli bir baldan alacağın cüzi ve anlık bir zevki cennette ebedi zevk ve saadete tercih etme. İmtihan ve sınavına iyi çalış ve mutlaka kazanmaya yönel. Hiç kimse bu dünyada doğru dürüst zevk alamadığı, alamayacağı gibi sen de alamadın ve alamayacaksın. Ahretteki saadeti de kaybedersin. İblis gibi dünya ve ahirette kaybedenlerden olursun. Aman dikkat et! Faniyi bakiye tercih etme. Özgürlük gibi kullanılan, yaftalanan, göze ve kulağa hoş gelen süslü, cazip isim ve markalarına kanma. Her şeyin hakikatini ve gerçeğine bak, yoksa çok aldanırsın. Herşeyini kaybedersin ve telafisi hiç olmayan durumlara düşersin. Zira iblisleşmiş çok düşmanın var. Gece gündüz önüne tuzak kuruyorlar ve mayınlar döşüyorlar. Bu kadar düşmana karşı tek çaren Allahu Teâlâ`ya sığınmandır ve itaat etmendir. Allahu Teâlâ senin ve tüm okuyucularımızın yar ve yardımcısı olsun. Bütün şer ve şerirlerden sizi korusun. Ondan daha önemli olmayan sınavımız için dostlardan dua rica ederim.

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Nisan 2015 (127. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 147
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 115
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 133