Mehmet Beşir VarolEy Nefsim! -8-

4 sene ago13032 min

Ey Nefsim! Allahu Teâlâ`ya layıkıyla hamd, Efendimiz Muhammed`e, O`nun âl, ashab ve etbaına salat ve selam olsun. Ey Nefsim! Şu zikredeceğim hadis-i şerifleri iyice okuyup ezberle ve masivayı sevmekte, onunla maddi ve manevi bağı kurmakta kendine rehber et. Aksi takdirde senin sevgin aks’ul amel yapar. Tersine teper veya meyvesiz kalacaktır.

Ey Nefsim!

Allahu Teâlâ`ya layıkıyla hamd, Efendimiz Muhammed`e, O`nun âl, ashab ve etbaına salat ve selam olsun.

Ey Nefsim!

Şu zikredeceğim hadis-i şerifleri iyice okuyup ezberle ve masivayı sevmekte, onunla maddi ve manevi bağı kurmakta kendine rehber et. Aksi takdirde senin sevgin aks’ul amel yapar. Tersine teper veya meyvesiz kalacaktır.

“Üç şey vardır hangi Müslümanda varsa o, onlarla imanın tatlılığını bulmuştur: Allah ve resulünü masivalarından daha sevmek sevdiğin kişiyi sadece Allah için sevmek ve Allah onu küfürden kurtardıktan sonra ateşe atılmayı istemediği gibi küfre tekrar dönmeyi de istemeyip nefret etmek” (Buhari 1/ 56 58, Müslim 43 Riyazu’s-Salihin hadis no: 375)

“Allahu Teâlâ kıyamet gününde şöyle buyuruyor: Benim celalim için birbirini sevenler nerededirler? Benim gölgemin dışında gölge olmayan bugünde onları gölgemle gölgelendireceğim.” (Buhari 2/119; Müslim 1031 / Riyazu’s-Salihin Hadis No: 377)

“Kim Allah için severse, Allah için nefret ederse, Allah için verirse ve Allah için men ederse/vermezse kuşkusuz o kişi imanını kemale erdirmiştir.” (Camiu’s-Sağir hadis no: 8308)

“İmanın tadını almak isteyen kişi, insanları sadece Allah için sevsin/başka amaçlarla sevmesin.” (Camiu’s-Sağir hadis no: 8323)

Ey Nefsim!

Gördüğün gibi mahlûkları sevmenin tabii kapısı ve meşru yolu kâinatın/her şeyin hâlıkı olan Allahu Teâlâ sevgisinin bir yansıması olması gerektir. Dolayısıyla onun izni dâhilinde ve meşru saydığı şekilde olmalıdır.

Allahu Teâlâ’dan başka, kendi zatı için sevilmeyi hiç bir varlık hak etmemektedir. Ve meşru da değildir. Zira bu hususta birçok nakli delil olmakla birlikte akıl da böyle emretmektedir. Zira her şeyin hâlıkı Allahu Teâlâ’dır tek etki ve yetki sahibi de O’dur. İçinde yaşadığımız bütün nimetler de onundur. Bizi her türlü menfiliklerden de koruyan O’dur. Hâsılı biz ve bütün âlem istisnasız tümüyle O’na aidiz. İlahımız, malikimiz, melikimiz ve rabbimiz O’dur. Dolayısıyla zati sevgi ona mahsustur. Her şey onun için olmalıdır, onun emir ve izniyle yapılmalıdır veya onun yasak etmesiyle yasak olmalı ve sevilmemelidir.

Ey nefsim!

Madem hak ve hakikat budur o zaman sevgi ve nefretini bu ölçüye göre düzenlemelisin. örneğin:

Sen Allahu Teâlâ’nın bir mahlûku, kulu ve mümini olduğun için kendini sevmelisin. Ruhun ve bütün azaların onun birer emaneti ve hediyesi olduğu için sevmelisin, korumalısın, emrinde kullanmalısın, izin vermediği şeylerden uzak tutmalısın. Kendini kendin için sevmemelisin. Zira kendine değil ona aitsin.

Evlatlarını Allahu Teâlâ’nın mahlûku ve emaneti olduğu için sevmelisin, maddi manevi ihtiyaçlarını gidermelisin, değer vermelisin, maddi manevi tehlikelerden korumalısın, Allahu Teâlâ’nın dinine yönlendirmelisin, ona göre eğitmelisin ve yasakladığı her şeyden uzak tutmalısın. Kendi mülkün olduğu gibi değil onun mülkü olduğu gibi onlarla muamelede bulunmalısın.

Eşini, Allah’ın bir mahlûku, müminesi, nikâhla yanına aldığın bir emaneti için sevmelisin, saymalısın, ona şefkat merhamet etmelisin ve yardımda bulunmalısın, beslenmelisin, maddi manevi ihtiyaçlarını gidermelisin, İslami eğitimde ve mükellefiyetlerini yerine getirmesinde ona yardımcı olmalısınız, bütün maddi ve manevi tehlikelerden korumalısın. Allahu Teâlâ’nın emir ve izni dâhilinde onunla muamelede bulunmalısın. Bir kölen gibi değil her hususta seninle eşit haklara sahip bir insan olarak ona davranmalısın.

Malını, Allahu Teâlâ’nın bir vergisi, emaneti olarak sevmelisin. O’nun izin verdiği yerlerden kazanmaya çalışmalısın ve harcamalısın. Allah için korumalı ve Allah yolunda infak ve tasadduk etmelisin. Gönlünde değil elinde tutmalısın. Hakkını, zekâtını vermelisin. Kendi malın gibi değil Allahu Teâlâ’nın malı olduğu gibi davranmalısın. Dolayısıyla O’nun yolundan ve muhtaç kullarından esirgememelisin. Allahu Teâlâ’nın yasakladığı kaynaklardan kazanmaktan uzak durmalısın ve yasakladığı yerlere harcamamalısın. Meşru olmayan yollarla eline geçen bir mal varsa imkânın varsa sahibine iade etmeli imkânın yoksa muhtaç ve hayırlı yerlere vermeli ve elinde tutmamalısın.

Akrabalarına Allahu Teâlâ’nın mahlûkları, eğer müminlerse müminleri ve aranızda kurduğu sıla-i rahimden dolayı sevmelisin ve saymalısın. Hukuklarını yerine getirmelisin, sıla-i rahimlerini korumalısın. İmkânın dâhilinde maddi manevi onlara yardımcı olmalısın. Onlara yardımcı olman başkalarına yardım etmede daha öncelikli olduğunu bilmelisin. Yine imkânların dâhilinde onları küfür, zulüm ve günahlardan öncelikli olarak korumak ve uzaklaştırmakla mükellefsin. Aynen bunun gibi onları (yine öncelikli olarak) kâfir, zalim ve müfsitlerden korumak ve haklarını savunmakla da mükellefsin.

Ancak Tevbe Suresi`nin yirmi dördüncü ayet-i celile gereği akraba, evlat, mal ve istirahatın sevgisi Allah’ın, Rasûlü`nün ve cihad gibi emirlerinin sevgisinin önüne geçmemelidir. Gerektiği zaman sen bu sevdiklerini Allah`a, Peygamberine ve meşakkatli emirlerine feda edebilmelisin ve etmelisin.

Yine Mücadele Sûresi’nin yirmi ikinci âyet-i celile gereği en yakın akraba ve insanın olsa bile Allahu Teâlâ’ya ve Resûl`üne düşmanlık edip karşı gelenleri sevmemeli, onlara malını vermemeli ve hiçbir şekilde yardım etmemelisin. Aksi takdirde kendini Allah Teâlâ’nın azabına hazırlamalı ve her türlü desteğini, cennetini, rızasına kaybettiğini ve hizbinin dışına çıktığını bilmelisin.

Diğer insanların da, Allahu Teâlâ’nın şeref verdiği ve en güzel bir şekilde yarattığı mahlûku ve Müslümansa Allah Teâlâ sizi kardeş kıldığı için sevmelisin, saymalısın, hak ve hukukunu yerine getirmelisiniz, imkânın nispetinde ona maddi manevi yardım etmelisin. Kâfir, zalim ve müfsitlere karşı korumalı ve onu onlara terk etmemelisin.

Ancak Allah’a ve peygamberine iman etmeyip düşmanlık edenlerdense o zaman da Allah için, Allah’ın emriyle ondan buğz edersin ve ona reva gördüğü muameleye tabi tutmalısın.

İslami parti ve cemaatlere, Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarına uydukları, İslam ve Müslümanlara faydalı oldukları nispetinde onları sevmelisin, destek ve yardımda bulunmalısın. İslami olmayanlardan da tümüyle uzak durmalısın. Allah ve peygamberine, İslam ve Müslümanlara düşmanlık ettikleri miktarınca onlara düşmanlık etmeli, Allah adına ve izin verdiği dairede zararlarını önlemeye çalışmalısın.

Hayvanları da, sen Allahu Teâlâ’nın oldukları, Allahu Teâlâ’nın yarattığı bir taşıdığı, zikri ile meşgul olduğu ve birçok Esmaü’l-Hüsnasına aynadarlık ettiği için sevmelisin, onları koruyup eziyet etmemelisin, aç bırakıp tehlike ve ölüme terk etmemelisin. Yük hayvanları olurlarsa güçlerinden fazla ağır yük yüklememelisin. Kesim hayvanı olurlarsa Allah Teâlâ’nın ismi ile ve izin verdiği şekilde ve şer’i usulüne göre kesmelisin. Zira yaratıcıları O’dur.

Bitkileri, Allahu Teâlâ’nın mahlûku, onlara yerleştirdiği hayatı taşıdığı özel, – dilleriyle o’na zikrettiği O’nun sünnetinin ve fıtri şeriatinin gereği birçok vazifeyi ifa ettikleri ve birçok Esmaü’l-Hüsnaya mazhar oldukları için onları sevmelisin. Onları korumalısın. Zaruri ihtiyaç ve şer’i cevaz olmadan onları kesmemelisin. Bilakis imkânların ölçüsünde onları dikmelisin ve ekmelisin. Zira buna dair şer’i emir vardır.

Cemadat/hayatsız ve cansız bilinen mahlûkları da Allahu Teâlâ’nın mahlûku, kendi dilleriyle ona teşbih ettiği birçok fıtri vazifeler gördüğü ilahi birçok ayet taşıdığı ve birçok esmalarına delalet ettikleri için onları sevmelisin. Gayr-i meşru yollardan kullanmamalısın. Onun adıyla onlardan istifade etmelisin. İsraf ve tebzirden uzak durmalısın. Zira Allah hiçbir şeyi abes yaratmamıştır.

Cinler de insanlar gibi iki sınıfa ayrılır. Müminlerini sevip kâfirlerini sevmeyeceksin ve onların şerrinden Allah’tan istiaze edersin.

Hâsılı sevilen her şey Allahu Teâlâ için sevilmelidir ve sevilmeyen de O’nun için sevilmemelidir. Bu işe başka amaçlar girdiği anda sevgi gayr-i meşru olur. Zira sevginin sebebi ne olursa olsun Allahu Teâlâ’ya aittir. Zira bütün sebeplerin başı, sebebi ve yaratanı O’dur. Sebepleri sebep yapan ve gönüllere sevdiren de O’dur. Ayrıca sevgi öyle bir şeydir ki ortak kabul etmiyor. Bir anda iki şeyi gerçek manada sevmek imkânsızdır. Ancak yansıma şeklinde bir anda sayılmayacak kadar sevilenin olabilir. Eskiden beri demişler; “bir göz için birçok göz sevilir.” Biz de gerçek sevgimizi Allahu Teâlâ’ya vermeliyiz. Sonra da ondan ötürü ve Onun sevgisinin bir yansıması olarak sevmemize izin verdiği bütün mahlûkatına sevgimizi teşmil ederiz ve sevgi sahamızı genişletiriz.

Evet, en mükemmel varlıklar bile Allah sevgisinin yansımasıyla sevilmelidir. Örneğin;

Melekler melek oldukları ve mükemmel varlıklar olduğu için değil Allahu Teâlâ’nın mahlûkları, emrine harfiyen uyup yerine getirdikleri ve O’na hiç isyan etmedikleri için sevmeliyiz.

Peygamberleri de, akıllı oldukları, bilgili oldukları ve her hususta en kâmil insanlar oldukları ve insanlara çok faydalı işler başardıkları için değil, bilakis Allahu Teâlâ’nın peygamberleri oldukları, vahyine mazhar oldukları, peygamberlik makamıyla şereflendirildikleri, O’nun seçkin kulları oldukları, O’nun vahyini/talimatlarını emanet ve sadakatle tebliğ ettikleri ve kendi yaşantısıyla da uygulayıp her kese güzel örnek oldukları ve bu yolda çok cefa ve eziyet çektikleri için onları sevmeliyiz. İman etmeliyiz ve itaat etmeliyiz. Ve yaşantımıza örnek etmeliyiz.

Hatta Kur’an’ı da bir ilim, irfan, hikmet, kanun ahlak… Kaynağı ve eseri için değil sadece Allahu Teâlâ’nın kelamı, talimatı ve hayatımızı tanzim eden Rabbimizin bir kitabı olduğu için sevmeliyiz. Ona inanmalıyız, okumalıyız, ezberlemeliyiz, anlamaya çalışmalıyız ve hayatımıza program başı ve vazgeçilmez metod edinmeliyiz.

İslam dini de, adil bir nizam, güzel bir hayat programı veya kâmil bir eğitim sistemi olduğu için değil sadece ve sadece bizi ve tüm kâinatı yaratan ve Rabbimiz olan Allahu Teâlâ’nın dini, talimatları, emir ve nehiyleri olduğu için sevmeliyiz, iman etmeliyiz, hayatımızda tatbik etmeliyiz. Kendimize ve bütün cihana hâkim kılmaya çalışmalıyız. Canımızı, malımızı ve her şeyimizi uğruna feda etmeye hazır olmalıyız.

Hatta Allahu Teâlâ’yı da cennet sevgisinden, cehennem korkusundan veya dünyevi nimetlerinden dolayı değil sadece Zat-ı Alisi için sevmeliyiz, iman etmeliyiz, emir ve yasaklarına uymalıyız, bizi sevgisinden rızasından ve ahirette cemalini görmesinden mahrum bırakmaması için gece gündüz çalışmalıyız. Zira tek maksudu bizzat O’dur. O’ndan başka her şey O’nun için maksud olabilir. Kendi menfaatimiz için Allahu Teâlâ’yı seversek (irfani manada) kendi nefsimize tapmış oluyoruz ve nefsimizi Rabbimizden üstün tutuyoruz. Bu alçaklığa düşmekten Rabbimizin Zat-ı alisine sığınıyoruz.

Ey nefsim!

Sevgi ve muhabbet nasıl ki Allahu Teâlâ için olmalıdır. Buğz ve nefret de nefsimiz için değil sadece Allahu Teâlâ için olmalıdır. Örneğin:

Zalimleri, bize zulüm ettikleri, zarar verdikleri, düşmanlarımız oldukları veya sevmediğimiz bir topluluktan olduklarından dolayı değil sadece Allahu Teâlâ’nın haram kıldığı bir fiili işlediği, emrine itaatsizlik ettikleri, kendilerini savunamayan Allah ibadının hakkına tecavüz ettikleri için buğz edip sevmemeliyiz. Onu Allahu Teâlâ’nın itaatine döndürüp zulmüne son verinceye dek ona karşı gereken her türlü mücadeleyi vermeliyiz.

Fasıkı, işlediği fiilden dolayı değil, bilakis işlediği fiil Allahu Teâlâ’nın yasakladığı, emrine itaatsizlik ettiği için sevmemeliyiz, ona karşı çıkmalıyız, masiyetini terk edip Allahu Teâlâ’nın itaatine dönünceye kadar onunla mücadele etmeliyiz.

Kâfiri sevmediğimiz başka bir kabile, aşiret ve partiden olduğundan, hoşumuza gitmeyen bazı işleri işlediğinden, bize bazı zararlar verdiğinden veya bazı menfaatlerimize engel olduğundan değil, bilakis sadece Allahu Teâlâ’yı bizzat veya peygamber, kitap, din veya da dinden olduğunu ispatlı ve açıkça bilinen her hangi ilahi bir hükmü inkâr ettiği için ondan nefret etmeliyiz. Ve onu imana ve Allahu Teâlâ’nın itaatine döndürmek için sözlü ve fiili gereken ve meşru her türlü cihad ve mücadeleyi ona karşı vermeliyiz.

Hatta şeytanı bile şahsından d olayı değil, Allahu Teâlâ’ya kâfir olduğu, O’na isyan ettiği ve insanları O’na isyan etmesine teşvik ettiği için sevmemeliyiz ve Allahu Teâlâ’nın emri gereği ona düşman olmalıyız ve onun çabasını boşa çıkartmaya çalışmalıyız.

Hâsılı ey Nefsim!

Mademki biz Allahu Teâlâ’nın mahlûku ve kuluyuz her şeyimiz O’nun izin verdiği dairede, O’nun emrine uygun ve halis olarak O’nun için olmalıdır. O kimi ve neyi seviyorsa biz de sevmeliyiz. Kime ve neyi sevmiyorsa biz de sevmemeliyiz. Kime ve neye düşmansa ve savaş ilan etmişse biz de ona düşman olmalıyız ve savaş ilan etmeliyiz. Velev ki en yakın insanımız ve paha biçilmez bir menfaat ve zevkimize hitap eden bir lezzet dahi olsa.

Allah’ım! Bizi, bütün aile ve evlatlarımızı ve arkadaşlarımızı halis kullarından eyle ve öylece ömrümüze hatime ver. Ve bizi cemalinin görmesinden mahrum etme. Âmin…

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Haziran 2015 (129. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 146
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 114
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 132