Mehmet Beşir VarolEy Nefsim! -9-

4 sene ago13351 min

Allahu Teâlâ sevgisi ile ilgili dersimize devam etmek istemekteyim. Zira bu konu her şeyin başı ve esasıdır. Allah sevgisi üzerine kurulan hayat ve yaşayış gerçek manada doğru bir hayattır. Rahmet ve sevgi peygamberi olan hazreti Muhammed’in şu hadisinin ışığında dersimize devam ederiz:

Ey Nefsim!

Allahu Teâlâ`ya layıkıyla hamd, efendimiz Muhammed’e, onun âline, ashabına ve etbaına salat ve selam olsun.

Ey Nefsim!

Allahu Teâlâ sevgisi ile ilgili dersimize devam etmek istemekteyim. Zira bu konu her şeyin başı ve esasıdır. Allah sevgisi üzerine kurulan hayat ve yaşayış gerçek manada doğru bir hayattır. Rahmet ve sevgi peygamberi olan hazreti Muhammed’in şu hadisinin ışığında dersimize devam ederiz:

Ebu Derda`dan nakledildiğine göre, Resulullah salallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Davut peygamber şöyle dua ederdi; ‘sen ben seni sevmeyi, seni seven kişiyi sevmeyi senin sevgine ulaştıran ameli isterim.’ Allah’ım senin sevgini bana kendimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle.” (T.3490 Tirmizi, Daavat 72)

Ebu Zer’den rivayet edildiğine göre, Resulullah salallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için nefret etmektir.” (D. 4599 Ebu Davud, Sünet, 2)

Abdullah bin Mesud tarafından nakledildiğine göre hazreti peygamber salallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “kişi sevdiğiyle beraberdir.” (B. 6168 Buhari, Edeb, 96)

Ey Nefsim!

Unutma ki seni ve bütün kâinatı yaratan, hayat veren ve hayatını idame ettiren, çeşit çeşit rızık ve nimetlerle rızıklandıran, nimetlendiren, seni gafletinden uyarmak veya işlediğin günahlara kefaret olsun diye sana musibet ve bela elçileri gönderen Allahu Teâlâ’dır. Seni ibadetiyle şereflendirmiştir. Seni kendine halife seçmiştir. Yer ve göğü hizmetine amade etmiştir. Sana yüklediği ve seni onlarla mükellef kıldığı ibadetlerin faydaları da hepsi sanadır. Kıldığın ibadetlerden başta sen faydalanmaktasın. Allahu Teâlâ’ya hiç bir şekilde faydası olmamaktadır.

İnsanın saadeti için kendi mutlak ilmi ve hikmetiyle adil, doğru ve kolay bir şeriat ve hayat nizamı insana tesis etmiştir. Şeriata uymayan, başkalarının hak ve hukukuna riayet etmeyen, çevresindeki insanlara ve diğer mahlûklara zulmeden, zarar ve eziyet veren zalimleri başta değişik yollarla uyandırıp döndürmek ve vaz geçirtmek istemektedir. Dönmeye yanaşmayanlarının zulmünü mazlumlardan kesmek, yaptığı zulmün hesabını sormak ve mazlumların hakkını alıp, onlara iade etmek için ölüm yoluyla onu büyük mahkemesini kurduğu yurda göndermektedir. Çok ağır bir sorgudan sonra işlediği cinayet ve zulümlerin cezasını çektirmek için cehennem zindanına atmaktadır. Orada ilahi adalet tam tecelli etmektedir.

İbadet vazifesini yerine getiren ve şeriatına uyanları da ebedi bir saadetle mükâfatlandırmak için onları da ölüm yoluyla ebediyet diyarında özel olarak hazırladığı ve cennetle isimlendirdiği ebedi bahçe ve saraylara nakletmektedir ve orada onları en lüks ve mutlu bir şekilde yaşatmaktadır. Bu hususta da ilahi adalet tecelli etmektedir. Onun için Allahu Teâlâ fıtri olarak her şeyden daha çok sevilmelidir ve her sevginin esası ve ölçüsü o olmalıdır.

Ey Nefsim!

Bütün bu hakikatlerden dolayıdır, bütün enbiyalar, evliyalar ve arifler/gerektiği gibi tanıyanlar Allahu Teâlâ’yı seviyorlar ve kendilerini ona sevdirmeye çalışıyorlar.

Hazreti Resulullah salallahu aleyhi ve sellem örnek olsun diye hazreti Davud aleyhisselam`ın duasını bize öğretmektedir ve bizi birçok hadisleriyle Allahu Teâlâ’nın sevgisine teşvik etmektedir. Geçen yazımızda da bu hadislerden bir kaçına yer vermiştim.

Ey Nefsim!

Dikkat edilirse yukarıda zikrettiğimiz üç hadis-i şerif bize bu hususta şunları öğretmektedir:

1- zati olarak sadece Allahu Teâlâ sevilir ve sevmeliyiz. Masiva/Allah’tan başka şahıs olsun, amel olsun Allah u Teâlâ için sevilir ve sevmeliyiz. Yani Allahu Teâlâ’nın sevmediği kişi ve amelleri sevmemeliyiz. Yani sadece şeriatın cevaz verdiği amelleri o amelleri işleyenleri sevmeliyiz.

2- bu kapsamlı ilahi sevgiye ulaşmak için Allahu Teâlâ’dan bol bol dua etmeliyiz. Zira meşru amaçlara ulaşmak için en kısa yol ve en güçlü vesile duadır. Onun içindir ki Allahu Teâlâ ve peygamberleri bizi dua etmeye davet ve emretmektedirler.

3- Allahu Teâlâ`yı canımızdan, bize en yakın insanlardan ve en zaruri ihtiyacımızdan daha fazla sevmeliyiz. Zira bizi de en yakın insanlarımızı da ve en zaruri ihtiyaçlarımızı da yaratan ve temin eden Allahu Teâlâ`dır.

4- sevdiğimizi ve sevgiye layık olanı Allah niçin sevmeliyiz. Yani Allahu Teâlâ’nın yolunda olanları dünyevî bazı menfaatlerden dolayı değil, sadece Allah’ın yolunda oldukları için sevmeliyiz ve nefret ettiklerimizi de dünyevî bazı zararları bize dokunduğu için değil, bilakis sadece Allah u Teâlâ’nın yolundan çıktıkları için onlardan nefret etmeliyiz. İşte böyle bir sevgi ve nefret en faziletli ameldir. Zira en faziletli ve makbul amel ihlaslı ve Allahu Teâlâ niyeti ile yapılan amellerdir. Allah’ın rıza ve sevgisi için yapılmayan ameller Allah katında geçersiz ve merduttur. Bu hususta çok şer’i deliller mevcuttur.

5- insan bu dünyada kimi ve neyi severse fıtrî olarak kişiliğiyle, desteğiyle ve gönlü ile onlara kayar ve beraber olur. Bazı manilerden dolayı kişilik ve destek açısından ayrılsa bile gönül ve hayal beraberliğine devam etmektedir. İnsan kimi ve neyi sevmezse ondan uzak durmaktadır. Bu dünyada saf belirleme insanın elindedir. Zira sevgi ve nefret bazı sebeplerin neticesidir. Hangi şeyin sevgisinin veya nefretinin sebeplerine tercihimizi koysak netice olarak onu severiz veya nefret ederiz.

Buna karşılık ve netice olarak da ahirette Allahu Teâlâ bizi onların safına yerleştirir ve onlarla beraber oluruz. Ehl-i cennetle veya ehl-i cehennemle beraber olma tercihi bizdedir. Dünyada kimin safında yer alsak ahirette de onlarla beraber oluruz. Peygamberimiz çok açık bir şekilde bize bildirmiştir. Hesabımızı şimdiden çok iyi yapmalıyız ki yarın bu iş niye böyle oldu ve niye ben cehennemdeyim, demeyelim. Zira desek de, bin pişman olsak da boştur. Ve hiç bir faydası olmayacaktır.

Ey Nefsim!

Namaz ne kadar hayırlı bir amel ve ibadet olduğunu bilirsin. Ancak namaz o zaman namazdır eğer sadece Allah için kalınırsa namazdır. Başka amaçlarla kılındığı zaman o en hayırlı amel günaha hatta şirke dönüşüyor. Dinin direği iken dinin yıkımı oluveriyor. Cihat ne kadar hayırlı bir amel, kârlı bir ticaret ve kıyamete kadar kitap ve sünnetle emredilen bir fariza olduğunu bilirsin. Ancak bu cihat Allah için yapıldığı vakit böyledir. Kavmiyet, kahramanlık, ganimet ve sair Allah’tan başka olan amaçlar için yapıldığı zaman kimyası bozuluyor ve her şey zıddına dönüşüyor. İlahi rızaya değil gazabına vesile oluyor.

Mazlumlara ve fakir fukaralara yardım etmek, sahip çıkmak ve haklarını aramak da ne kadar önemli ve zaruri bir ilahi vecibe ve sevaptar bir salih amel olduğunu zerre miktar kitap ve sünnetten haberi olan biliyor. Ancak bu önemli iş ve zaruri amel sadece Allah’ın emri ve rızası için yapılırsa ibadettir, nurludur, salih ameldir ve yapanı cennete götürür. Aksi takdirde kavmiyet, asabiyet, cahili hamiyet dürtüler ve niyetlerle yapılırsa ibadet yerine masiyet, nur yerine karanlık ve salih amel yerine fasit amel olur. Cennet yerine sahibini cehenneme yuvarlaktır.

Artık diğer amel ve ibadetleri ben bunlara kıyas edebilirsin.

Ey Nefsim!

Sevgide ne kadar himmetin ali ise/yüksek ise dairesi o kadar geniş ve şümullü olur. Ne kadar inik ve küçük ise o kadar dairesi dar ve basit olur.

Mesela uçaktan dünyaya bakarsan çok geniş bir alanı görürsün. Bir apartmanın başından bakarsan daha dar bir alanı görürsün. Ancak eğer bir sokaktan veya vadiden bakarsan çok dar bir alanı görürsün.

Aynen bu örnek gibi eğer sevgide sen nefsini ve şahsına esas alırsan sadece sana menfaati olanı seversin. O da menfaati miktarınca ve menfaati olduğu müddetçe seversin. Ondan hariç hiç kimseyi ve hiç bir şeyi sevemezsin. O zaman Allahu Teâlâ’nın kalbinde fıtri olarak yerleştirildiği kocaman/halık ve bütün mahlûka yetecek sevgiye karşılık ve sarf edileceği alan bulamadığı için boşta kalır ve birikmiş halde kalır. O da fıtri olarak daima seni rahatsız eder ve eziyet çektirir. Suni sevgililerle işi ne kadar telafi etmeye çalışırsan da beyhudedir.

Ayrıca menfaatler ve faydalanma geçici oldukları için her gün bir kaç sevgiliyi bırakırsın ve yenilerini almayı çalışırsın. Bu da her gün bir kaç düşman kazanmak ve bir kaç dost kaybetmek demektir. Zira sevdiğin bir insandan sevgini ondan kestiğin zaman nefret ve düşmanlığını kazanmış olursun. Eski dostların yerini dolduracak yeni dostları çoğu zaman bulamazsın. Zira günbegün vefasızlığın ve bencilliğin ortaya çıktığı için sana yanaşanlar azalır. Böylece günbegün yalnızlaşır ve yalnızlaştıkça elindeki imtihanlar azalır. Menfaat alanın daralır. Huzursuzluğun ve acıların artar. İpek böceği gibi kendi elinle dünyayı kendine daraltır ve kendini boğarsın.

Sadece nefsini ve nefsinin gölgesine girenleri sevenler için beklenen kaçınılmaz akıbet genelde budur. Ancak Allah’ın imdadı birine yetişip onu bencillikten kurtarırsa o zaman kendisini bekleyen akıbetten kurtarabilir.

Ey Nefsim!

Eğer sen kavmiyet damına çıkıp sevgine esas alırsan sevginin dairesi biraz genişler. Zira kavmiyet dairesi daha geniş ve damı vadi ve sokaktan daha yüksektir. Ancak yine Allahu Teâlâ`nın kalbe yerleştirdiği sevgiyi karşılamamaktadır ve alanı çok dar kalmaktadır. Yine sevgi dar bir alanda sıkıştığı için sahibini yine rahatsız etmeye ve acı vermeye devam edecektir. Böyle birinin acısı öncekine nazaran daha az olsa da yine huzur bulması imkânsızdır.

Ayrıca kavmiyet sevgisi kavmiyet dairesinin gençliğinde de kalmamaktadır. Zira kavmi sevgi bencillik ve kavmi taassuptan kaynaklandığı takdirde kavminden olup kavmiyetçiliği tasvip etmeyenleri sevmez. Özellikle de İslam dini kökten kavmiyet/taassubunu haram kıldığı için gerçek bir kavmiyetçi İslam`ı da ve Müslümanları da sevmez. Hatta aşırı bir şekilde nefret ve düşmanlık ediyordur. Diliyle bunu açığa vermezse de gönlü bununla atmaktadır, zira gayri ihtiyari de bazen sarf ettiği kelimeler ve ortaya koyduğu hal ve davranışlar kalpte olana açık bir şekilde tercümanlık etmektedir.

Ayrıca bir kavmiyetçi İslam ve Müslümanların düşmanlığında bununla da kalmamaktadır. İslam ve Müslümana olan nefreti ve düşmanlığı onu İslam ve Müslümana düşmanlık edenlere sempati duymaya ve taraftar olmaya yöneltmektedir. Hatta Müslüman dahi olsa yavaş yavaş İslam`dan ve Müslümanlardan soğuyor, uzaklaşıyor ve düşmanlarının safında yer almaya başlıyor.

Kavmiyet saikesiyle hareket eden bir insan başka kavimleri sevemez ve onları kendine düşman görmektedir. Böylece onların desteğinden mahrum kalmakla beraber kendini ve kavmini onların düşmanlığına ve zarar vermelerine maruz ve hedef haline getirmektedir. Tabii bununla çok şeyler kaybetmektedir ve çok zararlar görmektedir.

Bununla beraber bütün kavimdaşlarından da destek görmemektedir. Bu da onu onlara karşı harekete geçirmekte ve saldırtmaktadır. Böylece düşmanlık ve çatışma birçok yönden dâhiliye de sıçramaktadır. Tabi iş bu duruma varınca mağlubiyet kaçınılmaz olmaktadır ve dolayısıyla yine kendi eliyle kendini boğmakta ve idam ipini çekmektedir. Tabii sadece kendini tek değil, kendisiyle beraber kendi kavmini de birçok felaket ve maceralara sürüklemektedir. Bir de bu felaket sadece dünyaya münhasır kalmamaktadır. ahiretteki ebedi saadetlerini de tehlikeye atmakta veya kaybetmeye sebep olmaktadır. Zira Allahu Teâlâ’nın yasakladığı ve meşruiyet vermediği bir sevgi, (şeytanın cazip ve tatlı göstermekle geçici bir zevk insana tattırsa da) sonu hem dünya hem ahirette hüsranla neticelenmektedir.

Yahudi âlimleri yüzde yüz hazreti Resulullah salallahu aleyhi ve sellem`in Allah’ın peygamberi ve beklenen Hatemün Nebiyyin olduğunu bildikleri ve çocuklarını tanıdıkları gibi onu tanıdıkları halde ona iman etmemeleri, ama yaptıkları düşmanlık kavmiyetçilik ve ırk taassubu insanın başına neler geçebileceğinin, dünya ve ahiretini nasıl elinden alabildiğine ve Allahu Teâlâ’nın lanetine müstahak ettiğinin en bariz bir şahit ve delilidir. Zira Yahudiler sadece hazreti Resulullah hazreti İsmail`in soyundan olduğu ve onlar da hazreti İshak soyundan olduklarından dolayı ona iman etmediklerini bilmeyen yoktur.

Tabii iblisin hazreti Âdem’le olan düşmanlığı da bundan pek farklı değildir. Bunun sayılmayacak kadar örnekleri vardır.

Ey Nefsim!

İnsan kavmiyet çemberini aşıp gerçek manada insaniyetin yüksek tepesine çıkarsa ve sevgisine ölçü ederse o zaman sevgisini ve dostluğunu bir kavme inhisar etmez, bütün kavimlere teşmil eder. Böylece sevgi alanı çok genişler.

Eskiden ulaşım zorluklarından, kavrayış ve zihin darlığından, ilmi seviye düşüklüğünden, tecrübe kıtlığından genel olarak insanlara bedeviyet ve kavmiyet ruhu ve zihniyeti hâkimdi. Allahu Teâlâ da her kavme özel peygamberler gönderiyordu. Ancak insanlık, peygamberlerin ektiği ilim ve marifetin yardımıyla bedeviyet ve kavmiyeti gerektiren şartları aşınca medeniyet ve insaniyet ruhuna ve fikrine yaklaşınca Allahu Teâlâ tümüyle insanları bedeviyet ve kavmiyetin zindanından kurtarmak için son peygamberini bütün insanlara gönderdi ve son kitabı olan Kur`an ı mu`ciz de “ey insanlar!” ve” ey iman edenler!” hitaplarıyla bedeviyet ve kavmiyet zihniyetine son verdi. Kavimlerin arasındaki ayrılık duvarlarına yaktı. Birçok ayetlerle o zihniyete ve o zihniyeti idame edenlere savaş açtı. İnsanları kavim kavim ve kabile kabile yarattığının neden ve hikmetini şu ayeti celile ile açık bir şekilde ilan etti:

“Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi şubelere ve kabilelere ayırdık. Şüphe yok ki Allah yanında en üstün olanınız o`ndan en çok korkanınızdır. Gerçekten Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Hucurat 13)

Ayrıca Allahu Teâlâ bu ayette bütün insanların soy olarak kardeş olduğunu ve eşit olduğunu ancak takva ile birbirinden üstün olabileceğini bize ilan etmektedir. Yani bir insan sevgisine gerçekten ırkını esas alırsa bütün insanları sevmelidir. Zira hepsi o açıdan kardeştir. Hepsi aynı anne ve babadan gelmiştir. Irkından ihtilafa ve ayrılığa düşmekten daha büyük bir ahmaklık yoktu. Ancak ırktan başka bir şey sevgiye ve desteklemeye ölçü alınırsa takva ölçü alınmalıdır. Bu hususu destekleyen ve açıkça hükmeden çok ayet ve hadisler mevcuttur.

Ey Nefsim!

Allahu Teâlâ kendi son kitabıyla ve son peygamberin diliyle kavmiyetçiliğe ve ırkçılığa on dört asır evvel son vermiştir. Artık Allah’ın son kitabına ve Resul’üne inanan hiç kimse onları sevgisine ve saymasına ölçü ve esas alamaz. İslam kimliğiyle kavmiyetçilik yapamaz.

Ancak Avrupa ve küfür devletleri on üç asır sonra birinci ve ikinci dünya savaşlarında yaşadıkları felaketlerden sonra kavmiyetçiliğin ne müthiş bir afet olduğunu anladılar. Onlar 13 asır kavmiyet sarhoşluğuyla birbirini yamyamlar gibi yiyip bitirirken veya güçten düşerlerken Müslümanlar büyük insaniyetle yani takvayı esas alan ümmetçilik ve İslam milliyetçiliğiyle bütün kavimler birbirini kucaklamıştı ve zaferden zafere koşuyorlardı. Bütün mazlum ve perişanlara imdat ve kurtuluş oluyorlardı.

Ancak ne yazık ki yaklaşık on üç asır sonra küfür âleminin aklı başına geldi. Kavmiyetçilik ne kadar zararlı bir zihniyet olduğunun hakikatine vardı. Kendi aralarında insaniyeti esas almakta birleştiler. İnsan hakları beyannamelerini yazdılar. Ancak bununla yetinmediler. İçlerinden söktükleri kavmiyet zehrini biz Müslümanların içine attılar. En tesirli sihir olan edebiyat dili ile yazılan bazı kitaplarla kendi zehirlerini Müslümanlara yutturmaya başladılar. Ne yazık ki Müslümanlar o konuda çok tecrübesiz oldukları için oyuna gelip doyasıya yuttular.

İşte maalesef o günden beri onlar maddi alanda zaferden zafere koşuyorlar. Müslümanlar ise hem maddi hem manevi hezimetten hezimete imza atıyorlar.

Arap milliyetçiliği ile İslam’ın son devleti olan Osmanlıyı yıkmayı başardıkları gibi 80 yıllık bir İslami mücadelenin neticesi olan ak parti hükümetini de Kürt milliyetçiliği ile yıpratmasını da maalesef başardılar. Dâhilde ve hariçte birçok Müslümana ümit olmuştu. Ümitlerini sarstılar. Kürdistan`daki İslami hareketin önüne de bir set gibi çekmeye çalışıyorlar ve bir ejderha gibi musallat etmişler. 80 yılda Kemalist rejim, bütün şiddet ve kaba gücüyle, bütün eğitim ve öğretim sistemi ile, bütün medya yayın ve basınıyla ve sair bütün hile ve tuzaklarıyla Kürt halkını yozlaştıramadı. Laikliği, dinsizliği onlara kabul ettiremedi. Ermeni, yezidi ve sair kâfirleri onlara sevdiremedi. Namusu, hayâyı ve İslam’ın değerlerine bağlılığını onlardan alamadı. İslami örf ve adetlerini bozamadı. Âlim ve büyük şahsiyetlerini onların nezdinde değersizleştiremedi ve onlardan koparamadı. Aşiret yapısını bozamadı. Dinlerine olan sağlam imanını sarsamadı.

Ancak maalesef milliyetçilikle büyük çapta bunların hepsini başardılar. Şu anda onları Kemalist rejimin ikinci ve en güçlü teminatı ve aktif savunucusu haline getirmişler. Kavmiyetçilik ne kadar güçlü bir uyuşturucu olduğunu ve insanı ne kadar kör ettiğini görüyorsunuz. Ey basiret sahipleri…

Ey Nefsim!

Kendi mezhebini sevgisine esas alanlar da sadece mezhepdaşlarını seviyorlar. Bu da kavmiyet gibi çok dar hatta ondan da daha dar bir çerçevedir. O da kavmiyet gibi ümmetin parçalanmasına ve birbirine düşmesine sebebiyet vermektedir. Bugünkü İslam âleminin manzarası bu hususta fazla söze hacet bırakmamaktadır.

Mezhebi ihtilafları en fazla körükleyen müsteşrikler ve dâhili hainlerdir. Müslümanlar bunların tuzaklarına düşmemesi ve bu hastalıktan kurtulmaları için Üstad Bediüzzaman`ın uhuvvet ve ihlâs risalelerini ve diğer güvenilir İslam âlimlerinin kitaplarını okuyup iyice tavsiyelerine kulak vermeleri lazımdır.

Fertler olsun, cemaatler olsun veya mezhep mensupları olsun Müslümanlar kendi aralarında müsamaha ve hoşgörü ile muamele etmelidirler. Zira hoşgörünün asıl uygulanacağı yer burasıdır. Yoksa küfre ve açıkça günahlara karşı hoşgörülü olunamaz. Aksi takdirde Allah muhafaza imanı bile tehlikeye girmektedir.

Ey Nefsim!

Mezhebin dar çemberini de aşıp İslam dininin yüksek minaresine çıkanlar, İslamiyet’i kendi sevgisine ölçü alanlar ve o yüksek yerden dünyaya bakanlar ise sevgileri çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Gönül daha huzurlu ve mesut oluyor. Zira sevgi alanı genişledikçe gönüldeki huzuru artıyor. Zira gönül sıkışmış sevgiden kurtuluyor ve biriken sevgi boşalmış oluyor.

Gerçek manada İslamiyet’i sevgilerine ölçü alanlar, hiçbir şahsi hesap, kavmiyet, mezhep, meşrep, cemaat ve ülkeyi gözetmeden bütün Müslümanları seviyorlar, sayıyorlar ve hayırlı hizmetlerinde yardımcı olmaya gayret ediyorlar.

Şahsi olarak onlara hiçbir faydaları dokunmamışsa bile onları seviyorlar. Zararları dokunduğu zaman da onlara karşı af tarafına seçiyorlar. Hataları söz konusu olunca görmezlikten geliyorlar. İmkân dâhilinde örtüyor, tevil ediyor ve onlara mazeret bulmaya çalışıyorlar. Zira sevginin gözü sevgiliye karşı kördür.

Fenafilmüslümanlar hiç bir hususta şahsi menfaatleri akıllarına gelmez ve düşünmezler. Hep İslam ümmetinin menfaatini ve izzetini düşünürler. Ümmetin maslahatı ve izzeti için kendi 1001 menfaatini feda ediyor ve İslam’ın yükselmesi için canından, malından ve her şeyinden vazgeçiyor. Seve seve sevgiliye koşar gibi ölüme ve şehadete koşuyor.

Gerçekten İslam dinine iman edenler ve sevenlerin durumu budur. Ancak ne yazık ki ben Müslümanım diyen birçok insan vardır, İslam ve ümmetini kendi şahsi bir menfaatine veya kavmi ve mezhebi bir kuruntusuna çok rahat feda edebiliyorlar. Tabi bu da kendi iddialarında ne kadar samimi olmadıklarını ortaya koymaktadır. Ve böyle bir Müslümanlık yarın huzuru hakta işlerine ne kadar yarayacak, acaba…

Ey Nefsim!

Geçen yazımızda da vurguladığımız gibi İslamiyet’in malum ulviyeti ve çok kapsayıcı olmasıyla birlikte eğer ona beslenen sevgi Allahu Teâlâ`ya beslediğimiz sevgiden kaynaklanmıyorsa ve sadece onun dini olduğu için ona iman edip gönlümüze koymamışsak hiç bir kıymeti yoktur. Ne dünyada ne de ahirette gerçek manada bize bir faydası olmayacaktır. Zira İslam’a olan sevgi ilahi sevgiden kaynaklanmadığı takdirde o da dar bir çerçevedir ve yeterince kalbe huzur vermez. Zira bu da sevginin en üst makamı değildir.

Sevginin en üst makamı Ey Nefsim! Allahu Teâlâ`ya olan zati sevgidir. En ulvî sevgi budur. En büyük sevgi odur. En kapsamlı ve alanı geniş sevgi odur. En pak ve nezih sevgi odur. En faydalı ve daimi sevgi odur. En huzur veren ve gönlü imar eden sevgi odur.

Her sevgiye ruh veren, nezih yapan, meşru kılan, faydalı yapan, dar çerçeveden kurtaran, şümullü kılan, zararlarını önleyen, bereketli kılan, nurlandıran, zıtlıktan kurtaran, yan etkilerini önleyen… Allahu Teâlâ’nın sevgisidir. Zira her şeyin hâlıkı O’dur. Yer ve göklerin nuru O’dur. Her şeyi yaratan ve can veren o`dur. En üst makam O’dur. En üst takdir onun takdiridir. En üst karar onun kararıdır. En üst emir onun emridir. En üst irade onun iradesidir. En büyük kudret onun kudretidir. Bin bir esma-i hüsnaya sahip O’dur.

Ey Nefsim!

Gerçek manada/zatından dolayı Allahu Teâlâ’yı sevebilme makamında yükselebilsen senden daha bahtiyar olamaz. O makamı a’laya yükselebilsin bütün kâinatı görür gibi olursun. Hepsini birden sevebilirsin. O zaman hiçbir sevgi diğerine mani olmaz. Hiçbir sevgi diğerini gölgelemez ve zayıflatmaz. Zira o zaman sen en büyük sevgiye sahipsin ve en ulvi makamdasın. O büyük sevginin yansımasıyla ve ulvi makamın şümulü ile Allahu Teâlâ’nın sevmediği insan ve cinlerden başka her şeyi seversin. Eğer Allah’ın sevmediği kâfir ve zalimlerin sevgisi kalbinde varsa o zaman Allahu Teâlâ`ya olan sevgin sahte bir sevgidir. Zira hiçbir âşık kendi sevgilisinin sevmediğini sevemez. Allahu Teâlâ’yı gerçek manada sevdiğinin ikinci bir alameti de, Allahu Teâlâ’nın düşmanları olan zalim ve kâfirlerden başka bütün mahlûklarını ondan ötürü sevmelisin ve şer’i talimatlarına göre onlarla muamelede bulunmalısın. Aksi takdirde senin sevgin sahtedir. Sahte sevginin de hiçbir kıymeti yoktur.

Allahu Teâlâ bütün esma i hüsnası için gerçek ve zati sevgisini bize ve tüm akraba, arkadaş ve okuyucularımıza kısmet etsin. Âmin…

Allahu Teâlâ bütün arkadaş, akraba, dost ve okuyucularımızın Ramazan aylarını ve bayramlarını mübarek kılsın. En güzel şekilde ve ilahi rızaya uygun geçirmelerini kısmet etsin ve bütün ümmet için hayırlara vesile kılsın. Amin…

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Temmuz 2015 (130. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 147
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 115
Ey Nefsim! -8-

Ey Nefsim! -8-

4 sene ago
32 min 130