Mehmet Zeki ErginHadarat(Medeniyet) Tatilin de Sa’yin de Düzenliliğini Gerektirir

3 sene ago16216 min

Rivayetlerde cumartesi ehli ya da ashab-ı sebt olarak anılırlar. Kıssaları ibret vesikası olarak anlatılır. Ben-i İsrail’den bir topluluk olup deniz kenarında kurdukları medeniyetle anılmışlar. Medeniyetin yükü ağırdır. Hiyerarşik ve düzenli bir çalışma sistemi gerektirir.

وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْتيهِمْ حيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتيهِمْ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ﴿١٦٣﴾

Ey Muhammed ! Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

Rivayetlerde cumartesi ehli ya da ashab-ı sebt olarak anılırlar. Kıssaları ibret vesikası olarak anlatılır. Ben-i İsrail’den bir topluluk olup deniz kenarında kurdukları medeniyetle anılmışlar. Medeniyetin yükü ağırdır. Hiyerarşik ve düzenli bir çalışma sistemi gerektirir. Bu sürekli ve düzenli çalışma insanı doğal olarak yıpratır. Ayrıca medeniyeti ayakta tutma çabası insanın kendine zaman ayırmasını engeller. Sadece ruhunu, kalbini, iç dünyasını değil bedenini bile ihmal eder. Etmesine neden olur. Bundan dolayı hadaret(medeniyet)te çalışmanın düzenli ve sürekli olmasının gerektiği gibi dinlenme de aynı şekilde düzenli olmak zorundadır.

Bu doğal ihtiyaç Deniz kenarına din endeksli bir medeniyet inşa etmiş Ben-i İsrail’i peygamberleri aracılığıyla bir tatil günü tesbit talebine sevk etmiş. Ki bugün de gerek ruh ve kalpleri, gerekse bedenleri ve gerekse de aile bireylerine ayıracakları bir zaman olsun. İbadetle meşgul olsunlar. Yorgun bedenlerini dinlendirsinler, aile efratları ile zaman geçirsinler.

Bedevinin böyle bir ihtiyacı yok. Zira onun çalışmasında düzen ve intizam olmadığı gibi dinlenmesinde de düzen ve intizam yoktur. Çalışmasını da dinlenmesini de tabiat ve olayları belirler. Ama medeni böyle değildir ve olamaz. Düzenli çalışması olduğu gibi düzenli dinlenmesi de olmalıdır. Eğer dinlenmesi bir düzen içerisinde değilse doğal rekabet şartlarının hâkim olduğu medeni piyasa allak bullak olur. Çalışma düzeni de dinlenme düzeni ile beraber bozulur.

Bu tabii ve meşru talepleri için Allahu Teâlâ belirli bir gün tayin eder. Bugünde çalışmak, ticaret yapmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaklanır. Ki insanlar dini ve sosyal yaşantılarına zaman ayırabilsinler. Bu düzen bütün toplumun yararına olan, hatta tabiatın bile yararına olan bir düzendi. Zira tabiat bile arasıra dinlenmeye ihtiyaç duyar. Kendini temizlemek, kendini yenilemek ister. Ara verilmeksizin yüklenilen bir tabiat zamanla pes eder. İnsanlara istenilen verimi veremez duruma gelir. Belki bunu o zamanın insanları görecek ufka sahip değildiler, ancak bugün biz bunu net bir şekilde görebiliyoruz.

Fakat her toplumun uyanıkları var. Ya da kendi uyanık zannedenleri… Boğazlarına kadar ihtirasa gark olmuş, Allahu Teâlâ’nın fazl ve keremi ile sunduğu tabiatın zengin sofrasındaki nimetlerin hepsini kapıp götürmek isterler. İsterse bu tamahları bütün toplumun aç kalmasıyla neticelensin bu onlar için fark etmez.

Allahu Teâlâ dinlenmelerini dahi Kendisinin buyrukları doğrultusunda şekillendirme heveslisi bu toplumu imtihan eder. Zira bu kadar hassasiyet sahibi bir toplum iyi niyetli bir toplumdur, model bir olacak kapasitede bir toplumdur. Allahu Teâlâ da bu topluma bir hediye olarak onları imtihan eder.

İmtihan hediyedir. Zira eğer imtihan fert bazlı ise ferdi, toplum bazlı ise toplumu temizler. İster fert isterse toplum olsun eğer içindeki kirlerini atıp temizlemez, onlardan kurtulmaz ise o fert de o toplum da nihayetinde yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

İmtihan onların tatil günlerine yönelikti. Tatil ettikleri gün ana geçim kaynakları olan balıklar açıktan ve sürüler halinde gelirken tatil etmedikleri günler ise balıklar gelmiyorlardı. Bu durum beraberinde piyasada arz talep dengesini de etkiliyordu. Bu durumu kendilerinin lehine avantaja çevirmek isteyen bazı uyanıklar değişik hileli yöntemlere başvurdular. Bazıları kendilerini Allah (c.c)’ın tayin ettiği günün hürmetini çiğnememe yönünde uyarsa da, bunun kendilerine büyük bir azap olarak döneceği konusunda nasihatlerde bulunsalar da bu bir fayda vermedi. Hatta o toplumdan bazıları onların uyarılmalarına bile karşı çıktı. Ne de olsa Allah (cc) tarafından azaba düçar edilip helak olacaklardı. Böylelikle bu medeni toplum kendilerini uyanık zanneden ve aslında koca bir toplumun düzenini alt üst eden, onların huzurunu bozanlardan kurtulacaklardı. Durum bu iken, helakı haketmiş bu düzen bozucuları ıslah etmeye çalışmanın ne anlamı vardı.

Tıpkı sosyal mühendislik çalışmaları ile kusursuz asil bir nesil yaratma(!) hevesli projelerle toplumu, bütün sorunlu kesimleri bir şekilde hayatlarına son vermek suretiyle, temizlemeye çalışanlar gibi… Hollanda gibi veya Hitler Almanya’sı ya da benzeri başka yerler gibi…

Ama durum onların dediği gibi olmadı. Evet, kendilerini uyanık zannedenler helak oldular, ama onların Allah (cc)’ın azabını haketsinler diye ellerinden geleni esirgemeyenler de onlarla beraber helak oldu. Tıpkı “Temiz Toplum Yaratma Proje”lerini güden toplumların da yavaş yavaş helak olmaya doğru gittiği gibi…

Onlar öyle bir helak ile helak oldular ki, onlardan binlerce yıl sonra gelen nesiller bile onların ibretlik hikâyelerinden ürktü. Ne pahasına olursa olsun, o tatil gününün hürmetini çiğnemekten ürktüler.

Bu kıssada özellikle dikkat edilmesi gereken husus bir deniz medeniyeti kurmuş bir toplumun hiçbir şey ile değil, onların Kur’an-ı Kerim’e sonrakiler için bir ibret vesilesi kılacak ve hatta bir tehdit unsuru kılacak şekilde konu edilmelerinin nedeninin tatil gününe riayet etmemeleri hususudur.

Sırf tatil yapmadıkları için bir millet helak olur mu? Diye insan sormadan edemiyor.

Evvela şu hakikat bilindiği halde dillendirmeden geçilmemeli… Emir ve nehiy asli itibarları ile değil Allah emir veya nehyettiği için yapılması gereken veya yapılmaması gerekenlerdir.

Bir diğer husus bugün bizim kendimize böyle bir soruyu sormamızın nedeni şu an var olan tatil algısı dolayısıyladır.

Zira bugün tatil denildiği zaman, zamanın heder edilmesi, servetin çarçur edilmesi ve boğazına kadar günahlara batılması akla geliyor. Oysa bu anlayış seküler batıl dünya görüşünün oluşturduğu bir algıdır.

İslam’ın nazarında tatil kendini atıl bırakma değildir. Zamanını heder etme veya serveti çarçur etme hiç değildir. Tam aksine daha verimli çalışma için enerji toplamadır. Verimin düştüğü zamanlarda enerjinin korunması ve maksimum verimin elde edileceği zaman harekete geçilmesidir. Bundan dolayı Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem merkebinizi çok yormayın uyarısı ile dinlenmeye işaret etmiş. Ama gerçek de vardır ki bazı şeyler depolanamıyor. En azından depolanacağı azami miktarın sınırı bellidir. Mesela insan yemeği, suyu depolayamıyor. Dinlenmeyi de depolayamıyor. En azından azamisinden fazlasını depolayamıyor. Bunun miktarı da bellidir. Ama bir işten yorulduğu zaman işin cinsinin değiştirilmesini öneriyor. Mesela dünyalık işlerden ahiretlik işlere ya da bireysel faaliyetlerden toplumsal faaliyetlere ya da tam tersi…

İslam’ın nazarındaki tatil anlayışı budur. Bu anlayış üzerine bina edilmiş tatil düzeni bozulmaya çalışıldığı zaman toplumun aleyhine piyasa düzeni bozulabildiği gibi enerjinin tasarruflu ve verimli kullanılmasının da önüne geçmiş olunuyor. Ama tabi en önemlisi bir mü`min için Allah (cc) kalk dediği zaman kalkılması, otur dediği zaman da oturulması hususudur. Bunun aksine inatlı hareket etmek helakı beraberinde getiriyor. Bu helak kimi zaman aniden olabildiği gibi kimi zaman da tedricen olabiliyor.

Mehmet Zeki Ergin / İnzar Dergisi – Temmuz 2016 (142. Sayı)
 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *