Mücahid HakseverHayru`n Kesir

7 sene ago10713 min

Hikmet denince akla ilk gelenlerden, hikmetin O`nun adıyla özdeşleştiği, zahiri ve batıni hekimlerin piri, Lokman`ı Hâkim (as)`ın hikmet ehli olduğu, Kuran-ı Kerim ve hadislerde beyan edilmektedir. Nitekim Kur`an`da O`nun ismiyle anılan …

Kâinatın, mükevvenatın ve mevcudatın yegâne sahibi, maliki, hâkimi olan Cenab-ı Allah ve takaddes hazretlerine isyanlarımıza rağmen verdiği nimetlere yağmurların damlaları, ağaçların yaprakları adedince hamd olsun. İnsanlığın Üsve-i Hasenesi Hz.Muhammed`e ve Onlar`ı sevmenin imanın gereklerinden olduğu pak Ehl-i Beytine salat ve selam olsun.

Hikmet denince akla ilk gelenlerden, hikmetin O`nun adıyla özdeşleştiği, zahiri ve batıni hekimlerin piri, Lokman`ı Hâkim (as)`ın hikmet ehli olduğu, Kuran-ı Kerim ve hadislerde beyan edilmektedir. Nitekim Kur`an`da O`nun ismiyle anılan surede bu husus çok güzel bir şekilde izah edilmiştir. Hikmetli nasihatleriyle destanlaşan Hazret-i Lokman (a.s.), Peygamber olduğuyla ilgili rivayetler varsa da, tercih edilen görüş, O`nun Peygamberlerin de hizmetinde bulunmuş bir evliyaullah olduğudur. Lokman (a.s.)’ın “hikmet” ehli olduğu, Kur’ân-ı Kerim’de kendi adıyla anılan sûrede şöyle beyan edilmektedir:

وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ

“Andolsun ki Biz Lokman’a: «Allâh’a şükret!» diyerek hikmet verdik…” (Lokman, 12)

Hikmet; eşyadaki hakikati ve sırları kavrayabilme özelliğidir. Hikmet, işlerin hakikatini anlama noktasında akla aciz olduğunu kavratmaktır. Çünkü kâinatta akılla kavranamayan nice gerçekler, sırlar vardır ki, hikmet ehlinin hikmetli bakışlarıyla anlaşılabilir. Nitekim gönlümüzde taht kurmuş, Hazret-i Mevlana, Abdülkâdir-i Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Bediüzzaman gibi şahsiyetlerin sahip oldukları hikmet ilmi onları o makamlara getirmiştir. Çünkü hikmet ancak safi, garazsız, tezkiye olmuş kalplerde tecelli eder. Bu nedenle mü`minim diyen birinin, masivadan, ağyardan kalbini temizleyip o kalbi sadece Allah (cc) ve Resulü (as)’ne teslim etmesi lazımdır ki, hikmet okyanusuna yelkenlerini açabilsin.

Her ilmin bir gaye ve hedefi vardır. Örneğin tıp ilmi, insanın vücudundaki kaidelerle ilgilenir. Coğrafya ilmi, kâinattaki iklim olayları, bitki örtüsü vs. ile ilgilenir. Hikmet ise bütün ilimlerin konusu olan eşyaların ve ilimlerin gerçek sahibini tanıyabilmemizi sağlar. Zaten ilimlerin amacı da bu değil midir? (Bunu amaç edinenleri de Allah ıslah etsin.) Çünkü ilmin gayesi bilgileri kafada beyinde toplamak değildir. Bu ilimleri bir gözlük yaparak kâinattaki ilahi kudretin tecellisi karşısında, kalbe Allah (cc)’ın azamet ve büyüklüğünü kavratabilmektir.
Allah Teâlâ buyurur:

يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْأُوتِيَ خَيْراً كَثِيراً وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ

“(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (el-Bakara, 269)

Gerçekten de hikmet ehli insanlar zamanlarının en hayırlı, söz ve davranışlarında vahye en uygun hareket etmiş olanlarıdırlar. Müfessir Zemahşerî, Lokman Hekim’in hikmetlerine bir misal sadedinde, şu ibretli olayı nakleder:

"Bir gün Davud (a.s.), Lokman Hekim’den bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça getirmesini istemişti. Lokman Hekim de ona, kestiği koyunun dilini ve kalbini getirdi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Davud (a.s.), yine Lokman Hekim’den bir koyun kesip bu defa da hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini istedi. Lokman Hekim, yine koyunun dilini ve kalbini getirdi. Hazret-i Davud, ona bunun hikmetini sorunca da şöyle dedi:

“–Bu ikisi iyi olursa, bunlardan daha iyisi; kötü olursa da, bunlardan daha kötüsü olmaz!..” (Zemahşerî, Keşşâf, V, 18)

İşte hikmet budur. Söz ve davranışların Kur`an ve sünnete mutabakatı. Bakın kaç asır sonra Peygamber Efendimiz (as)`in buyurduğu hadis de kelimeler ayrı olsa da aynı mana ve mesajı veriyor.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir Hadis-i Şeriflerinde:

" أَلا إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلُحَتْ صَلُحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلَّهُ أَلا وَهِيَ الْقَلْبُ ، فَمَا أَنْكَرَ قَلْبُكَ فَدَعْهُ " .

“Haberiniz olsun ki, bedende bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozuk olursa bütün beden bozuk olur. İşte o, kalptir.” buyurmuşlardır. (Buhari, İman, 39)

Yine Allah Resulü (s.a.v.), sahabenin büyüklerinden biri olan Muaz (r.a.)`ın "Ya Resûlullah! Beni cennete girdirecek, cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana haber ver." talebi üzerine bazı emir ve tavsiyeleri saydıktan sonra Efendimiz: "Bu anlattıklarımın hepsini tutan, onların devamına ve olgunlaşmasına sebep olan şey nedir söyleyeyim mi?" diye sordu.

Muaz bin Cebel de: "Evet, söyleyin Ya Resûlullah!” deyince Peygamberimiz dilini tuttu ve: `Şunu koru` buyurdu.

Muaz: "Ya Resûlullah! Biz konuştuklarımızdan da sorgulanacak mıyız? Diye sorunca Allah Resulü şöyle buyurdu: "Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!" [Tirmizi]

Bu nedenle insanların konuştukları sözlere çok dikkat etmeleri gerekmektedir. İnsanın cennet ve cehennemi buna bağlıdır. Diğer bazı hadislerde de Efendimiz (sav):

“Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer.” (Buhari, Rikâk, 23)

“Kul, Allâh’ın hoşnud olduğu bir söz söyler, fakat onunla Allâh’ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Hâlbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnud olur.

Yine bir kul da Allah’ın gazabını gerektiren bir söz söyler, fakat o sözün kendisini Allah’ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle, kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazab eder.” (Tirmizî, Zühd, 12; İbn-i Mâce, Fiten, 12) buyurmuşlardır.

İşte bunun gibi sayısız hikmetli sözler söyleyen Lokman-ı Hekim (as)`in bu hikmetli sözleri, özellikle de oğluna yapmış olduğu nasihatleri Kuran`ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde zikredilmiştir. İnşallah bir dahaki yazımızda sizlere bunları anlatmaya çalışacağız.

Bir dahaki ayda buluşmak ümit ve temennisiyle Allah`a emanet olun.

Mücahid Hakseven / İnzar Dergisi – Mayıs 2012

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

{{ image }}

{{ title }}

{{ date }} {{ comments }}
{{ readingtime }} {{ viewcount }}
{{ author }}
{{ image }}

{{ title }}

{{ date }} {{ comments }}
{{ readingtime }} {{ viewcount }}
{{ author }}
{{ image }}

{{ title }}

{{ date }} {{ comments }}
{{ readingtime }} {{ viewcount }}
{{ author }}