İbrahim Dağılmaİlmin İffet Sayfası Alimeler

5 sene ago8837 min

Tarih boyunca hep itilen kakılan, ikinci planda bırakılan ve bazen ortaçağ karanlığında Hıristiyanlık taassubunun insan olup olmadığı noktasında ciddi tartışmalar açtığı “kadın” konusuna bu yazımızda özellikle daha da özelleştirerek “Âlime kadınlar” konusuna değineceğiz.

Tarih boyunca hep itilen kakılan, ikinci planda bırakılan ve bazen ortaçağ karanlığında Hıristiyanlık taassubunun insan olup olmadığı noktasında ciddi tartışmalar açtığı “kadın” konusuna bu yazımızda özellikle daha da özelleştirerek “Âlime kadınlar” konusuna değineceğiz.

İslam’ın kemal bütünlüğünden ve insanı eşref bir mahlûk gören boyutundan yoksun aydın/entel müsveddesi nice hak düşmanı bilinçli bir şekilde küfür, şirk ve beşeri ideolojilerin ikinci plana ittiği, hayat alanına ancak kendi iştahı için taşıdığı kadın konusunda İslam’ı suçlamış. Kadına verilen pak ve iffetli konumu görmezden gelerek dinin kadını köleleştirdiğini, sosyal hayattan kopardığını ısrarla savunmuş ve bu saçmalığına inanacak nice zavallı da bulmuştur.

Bu cümleler böylesi iddialar için bir savunma anlaşılmamalıdır; aksine böylesi boşboğazlara karşı hakikati resmetme olarak görülmeli ve okunmalıdır.

İslam’a göre erkek de kadın da Allah’ın kuludur. Rabbimiz dinini erkek kadın ayırt etmeksizin herkese göndermiştir. İslami emirler bağlamında erkek de kadın da tevhide, kulluğa, dünya ve ahiret saadetine çağrılmıştır:

“Hani melekler, ‘Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.’ Dedi." (Al-i İmran: 42)

“Rableri onlara şu karşılığı verdi: ‘Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de and olsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır." (Al-i İmran: 195)

“Mü`min erkekler ve mü`min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah`a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe: 71)

Ayetleri gibi onlarca ayet kulluk ve Allah’a muhataplık noktasında erkek ve kadının asla ayırt edilmediğini hatta Hz. Asiye, Hz. Meryem, Hz. Hatice ve Hz. Fatıma gibi nice kadınların herkes için öncülük edebildiğini bize göstermektedir. Hakikat şudur ki, fıtri/yaratılış olarak erkek ve kadın değişik kabiliyet ve yeteneklerle ayrışmışlardır ki insan denilen bir bütünün tamamlayıcı iki parçası tanınsın ve tanımlansın!

Küfür ve cehaletin kadını ortak edindiği, “kadın hakları” sloganlarının İslam’a karşı bir savaş olarak kullanıldığı bir çağda kadın ile ilim arasındaki kapıyı aralamak, bu savaşın Müslümanların zaferiyle sonuçlandıracaktır…

“Kadın ve ilim” Hazret-i Muhammed aleyhisselam’a kadar hiç yan yana gelmemiş iki kelimedir. Kadınlar, saraylarda bulunmuş, melike, kraliçe olmuş; savaşlarda yer almış, komutan olmuş, resim çizmiş, edebiyatla uğraşmış, şiir yazmış; ama İslam yeryüzünü aydınlatıncaya kadar âlime olmamış. Onlarla ilim arasındaki perdeler çekilmiş, kapılar kapanmış.

Kadın, insanlığın yarısıdır derler. Aslında toplumun tamamıdır; çünkü bir yarısı kendisi, bir yarısı topluma mal ettiği erkek evladıdır.

Günümüz psikologları çocukta kişilik oturumunun %70’ini 6–7 yaşlarında sağladığını ittifakla söylerler. Bu da günümüz annelerinin yeni nesli yetiştirirken (dinî ve ilmî konuda) üzerlerine düşen görevi hatırlatmaktadır. Kendilerine model olarak da Asr-ı Saadet’teki hanımların yaşayış tarzı en güzel örnektir.

Günümüzde kadın, hiçbir çağda olmadığı kadar toplum hayatında öne çıkmıştır.

Hz. Resulullah (S. A. V.), ahir zaman Peygamberidir. 1400 yıl önceki Mekke, Medine, Yemen ve Taif’in Peygamberi olduğu gibi bugünün Asya’sının, Afrika’sının, Avrupa’sının, Amerika’sının da Peygamberidir. Ona inen nur, o günün karanlığını aydınlattığı gibi bugünün de karanlığını aydınlatır.

Hz. Resulullah’ın (S.A.V.) çağında Arabistan’da kadın, toplumun geniş bir kesimi için bir hiçtir; diğer kesimi içinse annedir, tüccardır, savaş kışkırtıcısıdır ama bilgiden yoksundur. Mekke’de bilgiyle donandığı haber verilen bir kadın bir yana, okuma yazma bildiği rivayet edilen bir kadın dahi yoktur. Medine’de de aynı durum söz konusudur.

Yahudi toplumu, kadına ilmin kapılarını kapatmış. Hıristiyan Katolikler kiliseye rahibe alıyor. Rahibeler azize oluyor ama âlime olamıyordu. Batı tarihinde Eski Yunan’da ilim alanında adını duyurmuş bir tek kadın olmadığı gibi Hıristiyanlık döneminde de adını ilimle duyurmuş bir kadın yoktur.

Ortodoks Hıristiyanlığın etkisindeki Arabistan’da ise Hıristiyan kadınla ilim arasındaki mesafe çok daha büyüktür. Ne Şam ne Kudüs’te ne Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden batı komşusu Hıristiyan Habeşistan’da adı ilim tarihine geçmiş bir kadın vardır.

Oysa ilim öğrenmenin kadın erkek herkese farz olduğunu bildiren Allah’ın Resulü, bayan sahabeler için haftanın bir gününü ayırmış, göğsündeki ilim kabından onlara da ikram etmiştir.

“İlim talep etmek kadın erkek bütün Müslümanlara farz-ı ayndır.” (İbn Mace, Mukaddime, 17)

“Kadınlara Cuma, cihad ve cenaze hariç erkeklere farz kılınan her şey farz kılındı.” hadisindeki istisnaları dışında kadınlar şer’i sorumlulukta erkekler gibidir.

İşte bu minval üzere ta asr-ı saadetten bu yana kadınlar ‘iffet ve vakar’larıyla toplumun her alanında olmuş. Tefsir, hadis, fıkıh, hukuk, tıp, edebiyat alanında parmak ısırtacak nitelikte kadın alimeler öne çıkmış.

Bu tedrisat, Allah Resulü zamanında başlamış, Eyyubilerle zirve yapmış, Osmanlılar da hız kesmemiş, günümüzde yeniden silkinip filize durmuştur.

Kadınların Efendimiz Hazret-i Muhammed zamanında ilim öğrenmeleri birkaç şekilde gerçekleşmiştir, bu ders sistemi bugün de uygulanabilirse inanın ki çözülmeyecek bir sorun, giderilmeyecek bir sıkıntı yoktur:

• Kadınların Mescide Gidip Gelmeleri
• Efendimiz’in Kadınlar İçin Özel Sohbet Günü Belirlemesi
• Sahabelerin ailelerinin irşadına önem vermeleri
• Özel Olarak Efendimiz’e Soru Sormaya Gelmeleri

İslâm’ın ilk neslinden, özellikle Ensar kadınlarından, dini konularda büyük mevkie sahip olan bir hanımefendiler grubu yetişmiştir. Hz. Âişe (r.anhâ)’nın: “Ensar kadınları ne güzel kadınlar! Utangaçlıkları, onların dinde bilgi sahibi olmalarını engellememiştir.” buyurduğu rivayet edilir.

…İbn Asâkir, kendilerinden ilim öğrendiği hocalarının listesini verir ki aralarında tam seksen bir tane kadın vardır.

Bu hanım âlimler medreselerde, saraylarda ve çeşitli eğitim merkezlerinde dersler veriyorlardı. İslam dünyasının ilk dönemlerinde hiçbir cami ve medrese yoktur ki erkeklerin verdiği yerde hanımlar da dersler vermiş olmasın. Müslüman hanımların ders halkalarına kadınların yanı sıra erkekler de katılıyorlardı. Zeyneb binti el-Kemal’in derslerinde 400 erkek vardı. Bu katılanlar arasında birçok İslam âlimi de mevcuttu.

“ İmam Şafii, İmam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Buhari, İmam İbni Teymiyye, İmam Zehebi, İmam Suyuti ve benzeri birçok İslam âliminin hanım hocaları vardı. Hem de bir iki bayan hocadan ders almadılar onlarca hanım şeyhlerden dersler aldılar. Müslim İbrahim Ferahidi, İmam Buhari ve İmam Müslim gibi birçok hadis imamının hocasıdır. 70 binden fazla hanımdan rivayette bulunmuştur. Hatip el Bağdadi, İmam Zehebi ve İbn-i Hacer El Askalani’nin hocalarının sayısı da 100’den fazladır. İbn-i Hacer, Şam’a gittiğinde Aişe binti Abdülhadi’den 80’den fazla hadis kitabı okumuştur.”

Gelin biz de o ilk İslam neslinden günümüze alimeler kervanına dâhil olmuş on binlerce kadın âlimden birkaç tanesine arife tarif cinsinden kısaca değinelim:

Hz. Aişe bint-i Ebubekir: Efendimiz’in bizzat yetiştirdiği bu hanım âlimlerin yani zevceleri içinde ilme düşkünlüğü ile bilinenlerin en önde geleni AİŞE ANNEMİZ’dir.

İlim öğrenmede en büyük imkânlarından biri de onun oda kapısının Mescid-i Nebevi’ye açılıyor olmasıydı. Bu sayede annemiz, Efendimiz’e yöneltilen soru ve cevapları ve Efendimiz’in tüm sohbetlerini dinleme imkânı buluyordu. Bilmediği bir mesele duyduğunda onu iyice anlayıncaya kadar da sormaya devam ediyordu. (Buhari, İlim, 36)

O, iyi öğreniyor ve iyi öğretiyordu. Efendimiz zamanında kadınların eğitimiyle yakından ilgilenmişti. Hatta öğrencilerinin dörtte biri kadınlardan oluşmuştu.

Aişe annemizin anlama kapasitesi çok yüksek ve hafızası da çok kuvvetliydi. Efendimiz hayatta iken Kur’an’ı ve sünneti çok iyi öğrenmiş ve Efendimiz’e birçok konuda sorular sormuş olması onun ilminin temellerini oluşturmuştur.

Annemiz aynı zamanda Kur’an’ı tefsir edenlerden biriydi. Özellikle Medine’de inmiş ayetlerin iniş sebeplerini ve neye delalet ettiklerini çok iyi biliyordu.

Aişe annemizin tabiblik yönü de vardı. Bu konuda Urve Hazretleri şöyle demiştir: “Fıkıh, tıp ve şiir ilminde Aişe’den ileri bir kadın görmedim.”

Arapçayı çok güzel kullanan annemiz ayrıca açık ve yalın anlatım tarzı ve hitap ettiği kişiye en uygun tebliği yapması nedeniyle konuştuğu kişiler üzerinde etkili olmuştur. Örneğin; Bir gün Muaviye, Ziyed‘a sorar “Hitabet yeteneği en güçlü kimdir?” Ziyad, Hz. Aişe olduğunu söyleyerek ekler “Onun kapatmak isteyip de kapattığı bir konuyu asla açamadım. Onun açmak isteyip de açtığı konuyu asla kapatamadım.”

Aişe annemiz, Efendimiz’in sünnetini en iyi kavrayan ve en iyi öğretenlerden biriydi. Rivayet ettiği toplam 2210 hadis-i şerif ile en çok hadis rivayet eden (müksirun) 7 sahabinin arasına girmiştir.
Aişe annemizin fıkıh bilgisi de çok derindi. Ashabın büyükleri feraize (miras bölüşümüne) dair meselelerde ona danışmışlardır. Tabiin devrinde birçok hukukçu onun yüksek seviyedeki fıkıh bilgisinden faydalanmak için onunla ilmi istişarelerde bulunmuştur. Birçok âlimin hatasını düzeltmiş ve birçok hadisinde mükemmel bir tarzda izahlarını yapmıştır. Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanlarında fetvalar da vermiştir…

İbn Hazm, Cevamiü’s-sire adlı eserinde Asr-ı Saadette Hz. Aişe (rha)’dan başka 20 kadar hukukçu hanım sahabiden söz eder.

Nefise bintü’l-Han b. Zeyd b. el-Hasan b. Ali: Hz. Ali’nin oğlu Hasan’ın oğlu Zeyd’in oğlu Hasan’ın kızıdır. Asrın değerli hadisçilerinden birisidir. Onun ders halkasına ünlü âlim ve müçtehitler katılırlardı. İmam Şafii Mısır’a gidince onun derslerinde bulunmuş ve ondan hadis dinlemiştir.

Eş-Şeyha Şühde: “Fahru’n-Nisa” lakabıyla anılırdı. Bağdat mescidinde büyük topluluklara ders verir ve dersini dinlemek için kalabalık bir talebe kitlesi hazır bulunurdu. Dinî ilimlere ilâve olarak edebiyat, belâgat ve şiir dalında da konferanslar vermiştir.

Zeynep binti Abdurrahman eş-Şa’ri: Bilgili bir kadındı. Ünlü âlimlerden birçoğuna ulaşır ve onlardan hadis rivayet ederek icazet alır. En-Naşaburî, Ebu’l Muzaffer el-Kuşeyrî ve başka hocalardan hadis dinlemiştir. El-Fâris ez-Zamahşerî ve benzeri büyük âlimlerden icazet (diploma) almıştır. İbn Hallikan’a da kendisi icazet vermiştir…

Biba binti Abdussamed el-Herzamiyye el-Hereviyye: Rivayet ettiği hadislerin senetleri çok kuvvetli olduğu için birçok İslam âlimi ondan ders almak için yolculuk yapmıştır. Şimdiye kadar hadis rivayet edilen hiçbir Hanım âlimden kizb (yalan) sadır olmamıştır. İmam Zehebi, birçok erkeğin yalana bulaştığını belirtirken hanım muhaddislerin hiçbirinden böyle bir şey görülmediğini ifade eder.

Aişe binti Abdurrahman: Fetva veren çok meşhur hanım âlimlerdendi. Dönemin birçok fetva veren âlimi ona danışmadan fetva vermezdi.

Şeyha Umm el-Hayr Fatıma bint İbrahim ibn Mahmud el-Betaihiyye: Şamlı bir hanım âlim çağının en büyük Buhari ravisi Hüseyin’den ders aldı. Daha sonra Buhari konusunda uzmanlaştı ve ünü her yere yayıldı. Birçok İslam âlimi ondan ders almak için Şam’a gidiyordu. İmam Zehebi ve İmam Subki gibi birçok İslam âlimi Fatıma binti İbrahim el-Betaihiyye’nin talebesidir. Bu hanım âlim, Hacc’a gittikten sonra Medine’yi ziyaret etti. Medine’de yaşayan İslam âlimleri ondan ders almak istedi. Mağripli ünlü âlimlerden İbn-i Rüşeyd el Sebti ondan ders alanlar arasındadır. El Sebti, “Mile’l Ayba” adlı kitabında Fatıma’nın Mescidi Nebevi’de onlarca İslam âlimine Buhari dersi verdiğini hatta bu dersleri Peygamberimizin (sav) kabrinin yanında verdiğini kaydeder.

Ummu Derda: Abdülmelik bin Mervan döneminde Mescid Aksa’da dersler veriyordu. O ders verdiği zaman Mescidi Aksa dolup taşıyordu.

Aişe bint Abdülhadi: Şam’daki el-Muzafari ve Beni Ümeyye (Emevi) camilerinde de dersler veriyordu. İslam âleminin en ünlü camilerinde hanımlar rahatlıkla dersler verebiliyorlardı.
Ferazdak’ın Hanımı: Bir edebiyat tenkitçisi idi.

Rabiatü’l Adeviyye: İyi hâl ve ibadeti hususundaki haberleri meşhur bir Hak âşığıdır. Şair, edip ve mutasavvıf bir kadındır.

Meryem binti Ebi Ya’kub el-Ensarî: Edip ve şair idi. Kadınlara edebiyat dersi verirdi.

Beni Evd Kabilesinin Tabibesi Zeynep: Tıpla ilgili konularda bilgi sahibi, göz ağrısı ve yaraların ilaç ve tedavilerinde ihtisası olan ve bu özelliği ile ün yapmış bir kadındı.

El-Hafiz b. Zehr’in Kızı ve Kızkardeşi: Her ikisi de tıp ve tedavi sanatında bilgili ve kadın hastalıkları ile ilgili hususlarda ihtisas sahibi idiler.

Sıttu Şam binti Eyyüb; Selahaddin, Turan Şah, Adil ve Seyfulislam’ın kız kardeşidir. Şam’da Berranîye ve Civanîye olmak üzere iki medrese açmış; o günün pek çok âlimi orada ders vermiş ve sonraki dönem pek çok alim oradan ders almıştır.

Rabia binti Eyyüb: Sıttu Şam’ın kız kardeşi, himayesine aldığı âlime Emetü’l­Latif Hanımefendi vesilesiyle Müslümanlar için ilim dergâhları inşa etti. Kurduğu Sahibe Medresesi, Hanbeli mezhebinin sonraki kuşak önderlerinin yetişmesini sağladı. Bizzat İmam İbn­i Teymiye’yi yetiştiren âlimler de bu medresede ders verdi.

Fahrunisa Şuhde Dinoriye: “Kadınların iftiharı” diye nam salmış, Şeyhülislam İbn­i Kayyım El Cevzi ona talebe olmuş, ondan hadis dinlemiş ve bunu eserlerinde ifade etmiştir. İmam Zehebi’nin onun için “Babası, ona birçok kimseden hadis dinletti ve o, Müsnedet’ül­Irak (Irak’ın (hadis) dayanağı) oldu” dediği rivayet edilir. O, aynı zamanda hat sanatıyla da uğraşmış ve “Kâtibe Hatun” unvanı da almıştır.

Cuveyriye: Büyük Şafii âlimi İbn­i Hacer El Esqalani onun hakkında “Bizim bazı hocalarımız ve çoğu arkadaşlarımız ondan hadis rivayet ettiler” demiştir.

ZEYNEB GAZALİ: Günümüz Müslümanlarından herkes adını mutlaka duymuştur. Birçoğumuz onun eserlerinden ve fikirlerinden istifade etmişizdir.

Mısır’ın âlime annesi, mücahit kadını.

Ömrü zorluk, işkence ve zindanla dolu bahadır bir kadın…
Şahsiyetini ilmiyle örmüş ve ilmini kaleme dökmüş ifffetli bir kadın…
Bu değerli kadın önder 3 Ağustos 2005 Çarşamba günü 88 yaşında vefat etti. …

Bugün İslam âlemi en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Müslümanların dirilişe ihtiyacı vardır. Kadınların yok sayıldığı bir diriliş amacına ulaşamaz.

Kadın annedir, her anne öğretmendir. Bilmeyen öğretmenin öğreteceği bir şey yoktur, denemez. Bilmeyen öğretmenin öğreteceği cehalettir.

İlimde icazet almış bir kadın… Âlime kadın… Şaşırtan iki tanımlama… Uyanış, silkiniş, diriliş işte budur.

Bölgemizde birkaç yıldır medreselerde âlime yetişiyor ve ilmini tekmil ederek. İlim tacıyla icazesini alıyor. Umuyoruz bölgemizle yeniden dirilen bu hayırlı amel, İslam coğrafyasına yayılır.

Müslümanlar, bu anne alimelerin öncülüğü ve yetiştirdikleri bilge ve mücahid evlatlarla dirilir, direnişe geçer ve zaferi elde eder…

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Şubat 2015 (125. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar