Mehmet Beşir VarolMuhterem Seyda’m!

5 sene ago22644 min

Ben daha yakalanmadan sizinle görüşmek istedim. Birkaç defa arkadaşlara söyledim. Bir türlü nasip olmadı. Herhalde tedbir için görüşmeye yaklaşmamıştınız. Sizinle sohbet etmek, dertleşmek, durum muhasebesi yapıp hasbihal yapmak ve kısacası her şeyimizi sizinle paylaşmak istiyordum. “Emsaller birbirinin dilinden daha iyi anlıyorlar ve birbirleriyle daha fazla teselli buluyorlar” fikrini taşıdığım için sizi görmeye çok istekli idim…

بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العالمين والصلاه والسلام على سيد المرسلين و على اله و صحبه و المجاهدين ومن تبعهم في كل المجروحين الى يوم الدين

Ben daha yakalanmadan sizinle görüşmek istedim. Birkaç defa arkadaşlara söyledim. Bir türlü nasip olmadı. Herhalde tedbir için görüşmeye yaklaşmamıştınız. Sizinle sohbet etmek, dertleşmek, durum muhasebesi yapıp hasbihal yapmak ve kısacası her şeyimizi sizinle paylaşmak istiyordum. “Emsaller birbirinin dilinden daha iyi anlıyorlar ve birbirleriyle daha fazla teselli buluyorlar” fikrini taşıdığım için sizi görmeye çok istekli idim.

Ayrıca başımıza gelen malum musibet çok büyüktü. Musibeti müzakere edip ondan gereken dersleri çıkartmamız gerekirdi. Siz ve sizin gibi Seydalarımızın herkesten daha fazla bu dava ve cemaatin sahibi, hamisi olduklarına inanıyorum. Hatta büyük çapta bu cemaat sizin gibilerin emeğidir diye düşünüyorum. Onun için hep sizinle her şeyimizi paylaşmak istiyordum. Siz ve sizin gibi Seyda ve âlimlerimizin meselelerde tespit ve bakış açılarının farklı ve isabetli olduğunu düşündüğüm için bu musibetimizin nedeni ve bundan sonra ne yapmamız gerektiği hakkında sizi çok dinlemek isterdim ama nasip olmadı ve hasret bende kaldı.

İşte madem sizi dinlemek ve istifade etmek nasip olmadı, o zaman hayalen de olsa ben size gelip içimi size dökmek ve bazı kanaatlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. İnşaallah kapınızı açıp beni sohbetinize alırsınız ve bu kadar sizi dinlemeye müştak arkadaşınızı dinlersiniz.

Muhterem Seyda’m!

Malumunuzdur cemaat olarak yirmi beş yıllık bir mazimiz vardır. Bu mazinin hepsini değerlendirmek, bir mektuba sığdırmak mümkün değildir. Onun için ben يوما يجعل الولدان شيبا
Ayetini hatırlatan cemaat hayatında bir dönüm noktası ve yeni bir merhalenin kapısını açan şehit ağabeyinin şehadetinden başlayacağım.

Muhterem Seyda’m!

Malumunuzdur dava ve imtihanın merhaleleri çoktur. Mesela Fahr-ı Kâinat’a ilk vahyin gelmesi, ilk tebliğe başlaması, açık tebliğe başlanması, hicret kapısının açılması, Bedir Savaşı, Uhud Savaşı, Hendek savaşı, Hudeybiye Antlaşması ve Mekke`nin Fethi vs.…. imtihan ve merhaleler yaşandığı gibi bizim de şu ana kadar üzerimizden üç imtihan ve merhale geçmiştir:

1- Şeyh Said (r.a)’den sonra memleketimizde hâkim olan cesaretsizlik ve umutsuzlukla mücadeleye başlamak ve İslamî bir cemaat kurmaktır.

2- Hâkim olan gaddar ve rejimle beraber bölgemizde ikinci hâkimiyet kuran komünist örgütler ve özellikle dinsiz ve acımasız Pkk örgütü ile kerhen savaşımızdır.

3- “Şehit Ağabey”in şehadetini netice veren gizli ve derin devletle olan savaşımızdır.

Bunların her biri tarihte az, benzeri bulunmayan musibetlerdi. İkincisinde birincisinden Allah’ın yardımı ile daha galip çıktığımız gibi üçüncüsünden de yine Allah’ın yardımı ile daha galip ve muzaffer çıktığımıza inanıyorum. Bir ve ikinci imtihandan galip çıktığımız malumdur. Üçüncü imtihandan galibiyetimizi ise izah edeceğim şöyle ki;

1- Her şeyden evvel şehadet bir galibiyettir. Allahu Teâlâ’nın büyük bir hediyesidir. Hazreti Zekeriya, Hazreti Yahya ve daha nice peygamberler Hazreti Hamza, Sa`d bin Muaz, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Hüseyin ve benzeri Sahabe-i Kiram ve Ehl-i Beyt’in büyüklerine hediye edildiği gibi Şehit Hüseyin Ağabeye, Şehid Selhaddin’e v.b. cemaatimizin rehber ve kahramanlarına hediye edilmiştir. Bu ise hiç şüphesiz büyük bir şereftir ve bu şerefe nail olmak büyük bir zafer ve galibiyettir.

2- Liderleri şehit olan ve liderlerinin yolunu sürdüren hiçbir hareketin mağlup olmaması malum bir gerçektir. Bu da büyük galibiyetlerin ve parlak istikballerin cemaatimizi beklediğine bariz bir delildir.

3- Tarih boyunca şehitlerden sonra cellatlarının hâkimiyet ve saltanatlarının fazla sürmediği de tarihi bir tespittir. Şehid Ağabey’in şehadetinde bir bir fonksiyonu olanların uğradıkları akıbet ve o zaman Meclis’te olan partilerin barajın altında kalmaları birçoğunun da istifa etmeye mecbur kalması vesaire gelişmeler bu tarihi tespitin en güçlü delillerindendir.

4- Şehit Ağabey’den sonra Allahu Teâlâ’nın cemaatin birlik ve beraberliğini muhafaza etmesi, liderlik kavgasından cemaati koruması, cemaati muhafaza edip hikmetli ve basiretli bir şekilde yediği darbeye rağmen yoluna kararlılıkla devam etmeye muvaffak kılması gibi durumlar Allahu Teâlâ’nın yardım elinin cemaatle beraber olduğunu göstermektedir.

5- Allahu Teâlâ’nın, hapishaneleri bize birer Medrese-i Yusufiye’ye çevirmesi ki şu anda yüzlerce arkadaş çoğu da üniversitelidirler; kimi doktor, kimi mühendis, kimi öğretmen, kimi başka fakülte ve yüksekokulları bitiren insanlardan oluşmaktadırlar, birer İslam âlimi olmaya yaklaşmışlar. Kimisi İbn-i Akil, kimisi Suyuti, kimisi Molla Camii, kimisi Muğni’t-Tullab, kimisi Molla Fenari, kimisi Usame İstiare kitaplarını okumaktadırlar. Bu gösteriyor ki yakında yüzlerce on iki ilimden icazetli mollalar Medrese- i Yusufiye’den mezun olacaklar. İlim Cemaati veya İlim Grubu adları sanki birer hissi kablel vuku olarak bize söylenmiştir. Bu durum ise evvela cemaati ve sonra da Türkiye’deki Müslümanları aydın ve nurlu bir istikbalin beklediğini gösteriyor

6- Allahu Teâlâ cemaati

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ ﴿٢٩﴾
اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرينَ يُجَاهِدُونَ في سَبيلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتيهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَليمٌ ﴿٥٤﴾

Ayeti kerimelere mazhar kalmıştır. Sanki kâfir hain ve münafıklara karşı sert olduğu kadar Müslümanlara karşı da hilm ve sabırla davranmasına Allah’ın yardımıyla muvaffak oldu. Çünkü sizin de bildiğiniz gibi Şehit Ağabeyin cenazesi daha yerde iken ve daha kanı kurumadan… Ayrıca o acımasız ve kural tanımaz baskın ve saldırılar devam ederken… Her gün birkaç Müslüman şehit düşerken… Dinsiz medyanın tesirinde kalan bazı Müslümanların yorumları, hakaretleri ve papağan gibi; satılmış, fasık ve dinsiz medyanın öttüklerini ötmelerine rağmen, Allahu Teâlâ’nın yardımıyla cemaat sabra, hilme ve yutulması çok güç olan gayzı yutmaya muvaffak oldu.

O Müslümanlar cemaatin bittiğini veya aciz duruma düştüğünü zannediyorlardı. Ama Allahu Teâlâ da biliyor ve şahittir ki cemaat bitmemiş ve acizlikten değil belki Allah korkusu ve geçen ayetlere mazhar olmak için onlara karşılık vermedi ve onlara bir zarar dokundurmadı.
İşte PKK’ya karşı cemaatin şiddeti, cemaati aşağıdaki ayete mazhar kıldığı gibi;
الَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿٢٢﴾
Müslümanlara karşı hilm ve şefkati onun;
فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ ﴿٥٦﴾
Ayetine mazhar kılındığını, geçen ve zikredilenleri Allahu Teâlâ’nın cemaate verdiği yardım ve galibiyetlere güzel birer göstergedirler. Allahu Teâlâ’nın bize ettiği bunca yardım ve ihsanların müjdesini Diyarbakır’ın büyük Medrese-i Yusufiye’sinden Muhterem Seydam’a veriyorum ve müjdemi isterim.

Muhterem ve çok değerli Seyda’m!

Size müjdeli geçen haberleri takdim etmekle Allah korusun bununla masum olduğumuzu, hiçbir hata ve kusurumuzun olmadığını, her şeyimizin dört dörtlük olduğunu söylemek istemiyorum. Haşa böyle bir niyetim yoktur. Elbette çok günahlarımız, çok eksiklerimiz vardır. Çok hata ve yanlışlarımız vardır.
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُصيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْديكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَثيرٍ ﴿٣٠﴾
Ayeti celile bunun en bariz delilidir. Biz bunun farkındayız. Hatta bundan dolayı cemaat ulaşabildiği her mensubuna şu talimatı verdi: “Rabbimiz tarafından bize biçilen bu büyük musibet bazı hatalarımızdan dolayı bize biçilmiş olabilir. Bunun için herkes bandını geri alsın, geçmişini düşünsün. Fertsel olsun cemaatsel olsun hatalarımızı tespit etmeye çalışalım. Eğer tespit edilen hata cemaatsel ise cemaate haber versin, eğer fertsel ise tövbe etsin ki musibetten kurtulmanın en doğru yolunun bu olduğunu biliyoruz. Çünkü her musibet Allah’ın bir ikazıdır. Sevdiği kullarına veriyor. Verilen ikaz başta şefkat tokadı ise de ondan ders alınmazsa, uyanılmazsa, tövbe edilmezse, yapılan hatalardan pişmanlık duyulmazsa ve doğru istikamete yönelmezse imha ve helak tokatlarına dönüşebilir.

Sizinle de görüşmem gerçekleşseydi bu konuları da konuşacaktık ve sizin de tespitleriniz olsaydı dinleyecektik. Bu tip konular sizin de bildiğiniz gibi her yerde ve herkesin yanında konuşulmaz. Ancak özel görüşme ve sohbetlerde konuşulması gerekiyor.

İşte demek istediğim şey budur. Yani bize vurulan tokat şefkat tokadıdır ve Rahmân ve Rahîm Rabbimizin bir ikazıdır. Bazı hatalarımızdan dolayı bize vurulmuştur. Şimdi hepimizin görevi hataları tespit edip tevbe edip o hataları bir daha işlememeye çalışmaktır. Var gücümüzle doğru istikamette yürümeye çalışıp daha mükemmel adımları atmak için birbirimize yardımcı olmaktır, diye düşünüyorum.

Muhterem Seyda’m!

Bildiğiniz gibi bela ve musibetler müminlerin hayrınadır ve Allahu Teâlâ’nın sevgisine alamettir. Buna dair birçok ayet ve hadisler vardır.

1. Al-i İmran suresinin 139. Ayetinden 149. Ayetine kadar olan ayetler çok manidardır.

2.
إذا أحب الله عبدا إبتلاه
أكثر الناس بلاء ألأنبياء
ألمومن بلوي

3. Tarih boyunca Enbiyaların etbalarının, salih kulların ve bugüne kadar da İslam davetçilerinin başına gelen, bela musibet ve eziyetler Allah’ın takdir ve iradesiyle olduğu kesindir ve O haşa düşmanlarının dostu ve dostlarının düşmanı değildir. Demek dostları için böyle hayırlıdır. Çünkü günahlarının bağışlanmasına ve derecelerinin yükselmesine sebebiyet veriyor ve yine bilindiği gibi afiyetle yaşamak, bela ve musibetsiz yaşamak hayra alamet değildir. Bilakis şerre alamettir. Buna dair de birçok ayet ve hadis vardır.
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمينَ ﴿٢﴾ ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿٣﴾ حجر
وَالَّذينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ﴿١٨٢﴾أعراف
وَاُمْلي لَهُمْ اِنَّ كَيْدي مَتينٌ ﴿١٨٣﴾ أعراف
اِنَّهُمْ يَكيدُونَ كَيْداً ﴿١٥﴾ وَاَ‌كيدُ كَيْداً ﴿١٦﴾ الطارق
إن الله ليمهل للظالم حتى إذا أخذه لم يفلته
Ama ne yazık ki bu kadar açık delillere rağmen çoğu insanlar bu hakikati tesrine yorumluyorlar.

Muhterem Seyda’m!

Sizin de malumunuzdur Allahu Teâlâ dünya hayatını imtihan için vermiş ve imtihan da bu dünyada sünnetullahtır ve herkes bu imtihandan geçiyor. Ama kimi kazanıyor kimi de kaybediyor.

Bu konuda bildiğiniz gibi çok ayet ve hadisler vardır:

…………….
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ﴿٢﴾ وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبينَ ﴿٣﴾ عنكبوت
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرينَ ﴿١٥٥﴾ اَلَّذينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصيبَةٌ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ ﴿١٥٦﴾ اُولٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ ﴿١٥٧﴾
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَريبٌ ﴿٢١٤﴾ البقر
شكاية خباب عن تعذيب و إذاء المشركين و جواب الرسول له مشهور
Dünya hayatı da baştan sona kadar bu sünneti gösteriyor. İmtihan geneldir ama bazıları imtihanı daha baştan kaybetmişler, ama farkında değiller. Afiyet içinde yaşadıkları için kazandıklarını sanıyorlar. Bazıları da kazanmışlar ama bela ve musibet içinde yaşadıkları için hem kendilerini hem de insanlar kaybettiklerini zannediyorlar. Onlar Allah korkusundan ömürlerini itaatle geçirirken Allah’ın yanında dereceleri, günbegün makamları yükselirken cahil insanlar onları lanetlik biliyorlar.

Muhterem Seyda’m!

Önceki nesiller gittiler. Kimi kaybetti kimi kazandı. Gelecek nesil de daha gelmemiş. İmtihanın tam ortasında yer alan şu anda biziz… Bu içinde bulunduğumuz imtihanı kaybetmemek için çok dikkat etmeliyiz. Hep beraber bu çetin nehri geçmek için birbirimize çok ciddi bir şekilde yardım etmeliyiz. Aksi halde içinde boğulup Allah muhafaza esfel-i safiline akıp gideriz.

İnsi ve cinnî şeytan düşmanlarımız çok hileci ve gaddardırlar. Her taraftan bize tuzak kurmaktadırlar ve çok çeşitli tuzakları vardır. Bazen tehlikeleri akla getirip korkutmaya çalışırlar. Onunla insanları Allahu Teâlâ dışında bazı yalancı güçlere boyun eğdirmeye çalışıyorlar

اللهم لا مانع لما أعطيت ولا معطي لما منعت ولا رادّ لما قضيت ولا ينفع ذاالجد منك الجد
Tesbihatlarda sürekli tekrarladığımız bu hakikati bize unutturmaya çalışıyorlar ve bununla yine namaz tesbihatlarında yer alan ve sürekli tekrarladığımız

لاإله إلا الله و لانعبد إلا إياه له النعمة وله الفضل و له الثناء لاإله إلا الله مخلصين له الدين ولو كره الكافرون

olan sözümüzden bizi vazgeçirmek istiyorlar. Bazen de ölümü akla getirirler. Sanki yalnızca İslam davetçileri için ölüm vardır da diğer insanlar ölmüyorlar.

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ﴿١٨٥﴾ آل عمران
وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُلاً ﴿١٥﴾
قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَليلاً ﴿١٦﴾ الآحزاب

ayeti kerimelerini bize unutturup onunla kalbimizde olan şehadet aşkını silmek istiyorlar. Bazen de habbeyi kubbe yaparak, sinek kanadı kadar küçük bir hatayı büyüterek veya göz bebeğimizin üzerine koyarak dağlar kadar iyilikleri örtmeye çalışıyorlar

Ve bu şekilde ömrümüzün semeresi olan cemaatimizi kendi elimizle yıkmamıza çalışıyorlar. O cemaat ki yirmi beş yıl gece gündüz binlerce insanın cehdi ve gayreti ile meydana gelmiştir. İslam’a hizmet etmiştir. Binlerce insanın hidayetine vesile olmuştur. İslam’ın sesinin kısık olduğu bir zamanda sesini yükseltmiştir. Hatta en gür sedalı ses haline getirmiştir. Allah’tan korkmayan, Müslümanlara zulmeden, mukaddesatları ayaklar altına alan birçok Allah düşmanlarının hadlerini bildirmiştir. Binlerce şehidi olan, binlerce muhaciri olan, binlerce tutuklusu olan, binlerce dul ve yetimi olan, yüzlerce gazisi olan, mensupları en ağır işkencelerden geçirilen, bu işkenceler altında kimisi şehid olmuş, kimisi felç olmuş, kimisi başka sakatlıklar geçirmiş… yüzlerce müebbet ve idamla yargılanan ve hüküm alan tutukluları olan ve hepsinden daha ağır olan da rehber ve önderini şehit veren ve bütün dünyada da Hizbullah adıyla çağrılan ve… ve… ve… bir cemaat şimdi hangi hata bu kadar iyilikleri örtebilir. Ama gel gör ki zamanın mekkar ve hannas şeytanları kendi iftira ve propagandaları ile birçok Müslüman’ı hatta bazı cemaat dostlarını bile etkiledi.

Demek Rabbü’l-Alemin haşa boş yere ve hikmetsiz bir tarzda Kur`an-ı Kerim’e muavezeteyn ile hitam vermemiştir. insan elkann ağaçların dikkat etmezse kendi eliyle güneşe düşmanlık edebilir ve kendi eliyle bütün amelini yakabilir

Muhterem Seyda’m!

اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُصيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمينَ ﴿٦﴾
الحجورات
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُولٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلاً ﴿٣٦﴾ الإسراء
Zamanın şeytanlarının en güçlü sesi olan medyanın iftiralarına ve medyanın etkisi altında kalan bazı insanların tespitsiz ve tahkiksiz sözlerine kulak vererek güneş gibi ortada Hizbullah cemaatinin aleyhine düşen, bu kadar hizmetleri görmeyen veya gelen musibet gözlerini korkutarak bunca şehitlere, bunca yetimlere, bunca dullara, bunca gazi, tutuklu, muhacir ve mağdurlara, bu dar zamanda sırt çeviren insanlar hakkında tarih ne yazacaktır. Allah, Peygamberi, melekler ve mü`minler ne ad verecektir ve nasıl muamele edeceklerdir. Allahu Teâlâ’nın tehditleri bu konuda çok serttirler

وَاِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْماً غَيْرَكُمْۙ ثُمَّ لَا يَكُونُٓوا اَمْثَالَكُمْ ﴿٣٨﴾ محمد
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَميدُ ﴿١٥﴾ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَديدٍ ﴿١٦﴾ الفاطر

Muhterem Seyda’m!

Tembellik, korkaklık, nemelazımcılık, döneklik ve dünya ile amel etmek kime yakışsa da alimlere yakışmaz

فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿٧﴾ الأنبياء
اِنَّ الَّذينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ اُولٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ ﴿١٥٩﴾ اِلَّا الَّذينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُولٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحيمُ ﴿١٦٠﴾ البقر
اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُا اِنَّ اللّٰهَ عَزيزٌ غَفُورٌ ﴿٢٨﴾ الفاطر
العلماء ورثة الأنبياء

gibi ayet ve hadisler bunları alimlerden kabul etmiyor.

Hele bu asırda hele bugünlerde ki bütün İslam’ın mukaddesatları ayaklar altında açıkça çiğnenmekte ve Müslümanların namus ve şerefleri kirletilmekte ve kanları her yerde akmaktadır.

Hiçbir zamanda tembellik imanın tadını alan hiçbir Müslüman’a yakışmadığı gibi İslam âlimlerine hiç mi hiç yakışmaz. Değil eski çalışmalarımızı gevşetmek yüzde yüz artırmamız lazımdır.

İslam düşmanlarının düşmanlıklarının gün be gün arttığı, cinayetlerinin çoğaldığı ve küfürlerinin şiddetlenmekte olduğu bir dönemde biz pasifleşsek Allah’a, Peygambere ve müminlere nasıl hesap veririz ve hangi yüzle onların karşısına çıkabiliriz.

Bugünün şartları ömrümüzün meyvesi olan cemaatimiz ile değil bağımızı zayıflatmak bütün İslami cemaatleri bile birbiri ile güçlü bir şekilde bağlamak ve bir cemaat haline getirmek için gece gündüz gayret sarf etmemiz farzu’l-ayn haline getirmiştir

Cemaatin genç kahramanları cemaatin âlimlerinden aldığı ders ve dinledikleri vaazlarla şimdi elhamdülillah dimdik ayaktadırlar. Eski azimlerinden zerre kadar azalma olmamış. Bilakis günbegün artarken cemaat ve âlimlerin de fedakârlık azim ve gayretleri daha fazla artmalıdır.

Bu genç kahramanlar ders ve vaazlarımızla bu kutlu yola girerken ve bu yola devam ederken biz onlara sırt çevirirsek, bu zor ve dar yolda onları sahipsiz bırakırsak, yanlış yollara sapmamak için onlara çobanlık etmezsek, o bize gösterilen hürmetin hakkını vermezsek yüzde yüz ihanet olmaz mı?

Cemaatimiz hiç olmasaydı bile, eskiden hiçbir İslami çalışmamız olmasaydı bile yine onlara iman ettiğimiz ayet, hadis; onlara inandığımız İslam müçtehid ve müceddidleri sıfırdan İslami bir cemaat kurmayı ve cemaatsel bir şekilde İslam’a hizmet etmeyi ve Müslümanlara sahip çıkmayı bize emretmekte ve farz kılmaktadırlar. Kaldı ki bu cemaat dimdik ayakta yirmi beş yıllık mücadele tecrübesiyle buluğa yaklaşmış bir genç ve meyve vermeye yatkın bir bahçe gibi ümmetin yetimlerine bir umut vaad etmektedir.

Biz bu cemaatin sahibiyiz. Cemaat mensupları bize naz yapabilirler, biz onlara naz yapamayız. Çünkü biz onları bu yola koymuşuz. Hataları varsa en büyük pay bizimdir. Demek biz görevimizi tam olarak yerine getirmemişiz ki elhamdülillah aramızda böyle şeyler olmamış ve inşaallah bundan sonra da olmayacak. Onların saygı ve hürmetleri günbegün artıyor. Bizim de onlara olan sevgimiz ve sahip çıkmamız artmalıdır.

Cemaatimizin, kahramanlarımızın, ticaretimizin ve meyve vermeye yakınlaşmış bahçemizin kıymetini bilmemiz lazım.

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُريدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُريدُ زينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِـعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطاً ﴿٢٨﴾ الكهف
وَلَا تَكُونُوا كَالَّتي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاً ﴿٩٢﴾ النحل
Veya elmasları cam parçalarıyla satan ahmak Yahudi gibi olmamaya dikkat etmemiz lazım. Ölüm her zaman kapımızı çalabilir. İslam’ın kahraman âlimleri gibi ölmemiz lazım. Araf suresinin 170 ve 178 inci ayetlerini hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.

Muhterem Seyda’m!

Yanlış anlaşılmasın, haşa ben zatı alinizi itham etmiyorum. Yalnız Hazreti Yusuf bile nefsine güvenmemiştir. Hazreti Yusuf’un

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْسي اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّي اِنَّ رَبّي غَفُورٌ رَحيمٌ ﴿٥٣﴾ يوسف

demesi ve Allah’ın da bunu bizzat Kur’an’da nakletmesi ve özellikle Kuran’ı Kerim’in hitamında

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ﴿١﴾ مَلِكِ النَّاسِ ﴿٢﴾ اِلٰهِ النَّاسِ ﴿٣﴾ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ ﴿٤﴾ اَلَّذي يُوَسْوِسُ في صُدُورِ النَّاسِ ﴿٥﴾ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ ﴿٦﴾

Resulullah(s.a.v)’a emretmesi nefis ve şeytanın ne kadar gaddar ve tehlikeli olduğunu ve müminlerin hiçbir zaman kendine güvenip şer ve hilelerinden gaflet etmemesinin ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir.

Şeyh Ahmet Yasin, Rantisi, Irak’taki tecavüz ve işkenceler ve Türkiye`deki imam hatip liseleri meseleleri beni fazla etkilediği için kalemim belki meramımı aşan kelimeleri kullanmış olabilir. İnşallah bağışlarsanız ve özellikle bu hararetli günlerde mektubumu yazdığımı bilmenizi isterim.

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿١٠٥﴾ التوبة

Ayeti ve Saf Suresi’ndeki ilahi fermanlarını yeniden okuyarak, bu kutlu ve mukaddes mücadelemize başladığımız ilk aşkla ve şevkle

وَالَّذينَ جَاهَدُوا فينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنينَ ﴿٦٩﴾ العنكبوت

ayeti celilesindeki Rabbimizin va`dine güvenerek

فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَميعٌ عَليمٌ ﴿٢٥٦﴾ البقرة

Mevla`mızın beyanını tasdik ederek “Hucurat” suresindeki ahlakıyla ahlaklanır, “Asr” suresinindeki programı program edinerek

وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ في سَبيلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِرينَ ﴿١٤٦﴾ آل عمران

örnek alarak

وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرينَ ﴿١٤٧﴾ آل عمران

kunut ederek

فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ ﴿١٤٨﴾

ilahi merhamet umarak

قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُكُمْ وَاَبْنَٓاؤُكُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَـهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه وَجِهَادٍ في سَبيلِه فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقينَ ﴿٢٤﴾ التوبة

ilahi tehdidinden korkarak

اَلَّذينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ في سَبيلِ اللّٰهِ وَالَّذينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ في سَبيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعيفاً ﴿٧٦﴾ النساء
فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ ﴿٥٦﴾ المائدة

müjdesine inanarak

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ في سَبيلِ اللّٰهِ وَالْمُسْتَضْعَفينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَٓاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّ وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصيراً ﴿٧٥﴾ التوبة

ayetini okuyarak Filistin, Irak, Afganistan ve dünyanın her yerinde göklere yükselen ve bombalarla lime lime edilen Müslüman çocuk kadın ve erkeklerin feryatlarını duyarak Allahu Teâlâ’nın dinine sahip çıkarak hizbuşşeytana karşı kim nerede olursa olsun Allahu Teâlâ’nın ona verdiği imkanlar nispetinde harekete geçmelidir. İslam’ı tebliğ ederek Müslümanları uyarmalıdır, uyandırmalıdır, Müslümanları umutlandırmalıdır, ders vererek İslami ilimleri yaymalıdır. Cemaate itaat ederek Müslümanların cemaatini güçlendirmelidir. Şer’i hükümler ve fıkhi fetvalara dikkat ederek Allah’ın tokatlarından korunmalıdır. İstişare ile ve istihare ile hareket ederek yanlış kararlardan korunmalıdır. Bütün İslami hareket ve cemaatlere saygı duyarak ümmetinin birliğine çalışmalıdır. Şeytani ve gayri İslami çalışmaların aleyhine çalışmalı ve onları zayıflatmaya çalışmalıdır. Hâsılı bu kısa dünya ömrünü Allahu Teâlâ yolunda geçirmelidir. Arife tarife abesle iştigal olduğunu bilirim lakin bu on yıldan fazla görüşemediğimizden dolayı biraz sohbet olsun diye uzattım. Kusur varsa bağışlarsınız inşallah. Allahu Teâlâ şahittir sizi görmek ve doya doya kucaklamayı çok isterdim. Allah Kerim’dir eski günlerimiz gibi bizi yine bir araya getirebilir.

Muhterem ve çok sevgili Seyda’m!

Mektubuma son vererek tekrar selam ederim, sizi doya doya kucaklarım, çocukların gözlerinden öperim, bize duacı olun, mübarek dualarınızdan bizi mahrum etmeyin.

Sizi Zat-ı Bari Teâlâ’ya emanet ediyorum. Sizi ve sizin gibi bütün Seydalarımızı maddi manevi bütün kötülük ve şer güçlerden korusun. Dünya ve ahirette yardımını sizden eksik etmesin.

Mehmet Beşir Varol / İnzar Dergisi – Ocak 2015 (124. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

Ey Nefsim! -11-

Ey Nefsim! -11-

4 sene ago
29 min 141
Ey Nefsim! -10-

Ey Nefsim! -10-

4 sene ago
23 min 113
Ey Nefsim! -9-

Ey Nefsim! -9-

4 sene ago
51 min 130