Mehmet Zeki ErginPeygamberin Şanı Yücedir O Esmaül Hüsnadan İkisiyle Birden Müsemma Olmuş Tek Kişidir

2 sene ago8823 min

“Ha işte ‘Halil` zebihullah`ı unutup arşın ayaklarına yapışmış ve nefsi, nefsi diye feryad ediyor. Ve işte ‘Kelim` Harun`u unutmuş arşın ayaklarına yapışmış ve nefsi nefsi diye feryad ediyor. Ve işte şurada ‘Ruhullah` Meryem`i unutmuş. Arşın ayaklarına yapışmış. O da aynı şekilde; “Rabbim ben bugün nefsimin iflahından başka bir şeyi Senden dilemeye takat getirecek değilim” diye feryad ediyor.

لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿١٢٨﴾  فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ﴿١٢٩﴾

Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.  

Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter, O`ndan başka ilah yoktur, ben yalnız O`na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.

 Tevbe Sûresi  (128 – 129)

 “Ha işte ‘Halil` zebihullah`ı unutup arşın ayaklarına yapışmış ve nefsi, nefsi diye feryad ediyor. Ve işte ‘Kelim` Harun`u unutmuş arşın ayaklarına yapışmış ve nefsi nefsi diye feryad ediyor. Ve işte şurada ‘Ruhullah` Meryem`i unutmuş. Arşın ayaklarına yapışmış. O da aynı şekilde; “Rabbim ben bugün nefsimin iflahından başka bir şeyi Senden dilemeye takat getirecek değilim” diye feryad ediyor.

Ama Muhammed Mustafa ise secdeye kapanmış. Ümmeti, ümmeti diye duaya durmuş. Rabbim ümmetime selamet ver, diye feryad ediyor.”

Efendimizin Allah indindeki değerini ifade eden buna benzer rivayetler çoktur. Bizler genellikle Efendimizin yüceliğini anlatmak için daha çok bu rivayetlere yöneliriz. Oysa bu ayet Allah Resulü`nü bir anda esmaül hüsnadan iki isimle tanımlıyor. Bu başka hiç kimseye verilmiş değil. Ama bu durumun azametini ancak bu konunun derinliğini ve yüceliğini ifade eden âlimlerin açıklamalarından sonra insan biraz olsun anlayabiliyor. Bu ve benzeri Efendimizin ahlakı hakkındaki ayetler, Onun yüceliğini, düşünenler için daha fazla ilan ediyorlar.

Ayet-i kerime bir açıdan insanlığa da bir övgüdür. Zira ayette geçen (مِنْ أَنْفُسِكُمْ) ibaresi bu yüce zatın
insanlardan çıkması ile aslında insanlığın da bununla müşerref olduklarına zımmi de olsa işaret ediyor. Müfessirlerin yaptıkları yorumlarında da bu açıklama görülüyor.

Seyyid Kutub rahimehullahın işaret ettiği; “(منكم) yerine مِنْ أَنْفُسِكُمْ ibaresinin kullanılması aradaki bağın daha kuvvetli ve daha hassas olduğuna işaret ediyor. Ve Onun sizin içinizden, sizden bir parça olduğu ifade ediliyor” yorumu insanların bu şereften uzak tutulmadıklarına işaret ediyor. O bizden biri olmakla Allah Teâla`nın bizi yaratırken hamurumuza ne kadar yücelik kattığının ispatıdır. İnsanın mayasında var olan yüceliğin musaddıkıtır. “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” ilahi fermanının beden giydirilmiş halidir. Ki bu hitap meleklerin insan türünün aleyhindeki töhmetlerine karşılık insan neslinin lehine bir açıklama idi.

Fahreddin er-Razi “Beraat Sûresi”nin bu iki ayet-i kerime ile hatmolmasının hikmeti üzerinde özellikle duruyor ve şu açıklamayı yapıyor:

“Allah Teâla bu sürede insanoğlunu ağır mükellefiyetlerle mükellef kılıyor. Bunları taşıyabilmek insan nefsine çok ağır geliyor hatta bu bazıları için taşınması imkânsız mükellefiyetler. Ancak Allah Teâla`nın keremi ve tevfikine mazhar olmuş kişiler hariç. İnsanların büyük çoğunluğu bunu taşıma konusunda sıkıntı yaşıyorlar. İşte bu ayeti kerimeler onların bu ağır yükü taşıma konusunda onlara yardımcı oluyor.” Zira ayetler Elmalı`lı Hamdi Yazır`ın ifadesiyle:

“ Yemin olsun ki, size hakikaten bir resul geldi öyle bir resul ki sizden biri, kendi içinizden, kendi cinsinizden, melek değil, beşer cinsinden, aslı ve nesebi belli, Arabî ve Kureyşî, Harem ehlinden, sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Yani, azap görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya uğramanız bile onu üzer, son derece rahatsız eder. Yahut sizi sıkan, zorunuza giden şeyler beşeriyet icabı onu da üzer, onun dayanma gücü ve metin görünüşü, sıkıntılara göğüs germesi, üzülmediğinden değil, peygamber oluşundandır.” Şeklinde sesleniyor ve bunlar için bir tesellidir.

Fahreddin er-Razi bunlara ek olarak; “O sizden biri olması hasebiyle Onun için cem` olan şeref ve izzet aslında sizedir de…” ibaresini de ekliyor ve mahir doktor ve şefkatli baba misalini getiriyor. Zira bir hasta doktorunun mahir olduğunu kabul ettikten sonra onun vereceği en acı ilacı bile kullanmakta tereddüt etmez, çünkü bu ilacın onun nefsini çok daha büyük acılardan kurtaracağını biliyor. Aynı şekilde müşfik baba da çocuğunu hayata hazırlarken ağır eğitimlerden geçirebiliyor. Akıllı olan her evlat bu eğitimlerin babanın katılığından değil tam aksine o büyük şefkatinden kaynaklandığını biliyor. Bu da bu ağır eğitim süreçlerine katlanması için psikolojik olarak büyük bir destek oluyor.

Ayet-i kerimelerin Hz. Resulullah (aleyhissalatu vesselam)`ın öven sıfatlarla ilgili olarak ise şöyle bir açıklama yapar.

Bil ki bu ayette Allah Teâla Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vessellemi beş sıfat vasıflandırıyor.

Birinci sıfat: مِنْ اَنْفُسِكُمْ (sizin kendinizden) sıfatıdır ki bu birkaç yönlü bir sıfattır.

a)    İnsanlardandır. Sizin gibi bir beşerdir. Melek değildir. Öyle size emrettiklerinden kendisi de sorumlu olduğuna göre yaptıklarını yapmanızda bir zorluk olmamalı. Şayet melek olsaydı nefisler; “onun taşıdığını biz taşıyamayız. Zira ondan ayrı olarak bizde nefis ve şehvet duyguları da ve bunlar bizim bu ağır yükleri taşımamıza manidir” diyebilirlerdi.

b)    Araplardandır. Tanıdığınız, sizinle aynı ortamda yetişmiş olması, şartlarınızı biliyor olması, Onun sizi, sizin de Onu tanımanız sizin için bir rahmettir.

c)    Harem ehlindendir. Bilindiği gibi Harem ehli ehlullah olarak nam salmışlar. Allah`ın dinini ikame etme hususunda diğer Araplara üstünlük sağlamışlar. Öyle ise bu vazifeyi en mükemmel surete taşımış birinin gelmiş olması size garip gelmemeli tam aksine sevindirmelidir.

d)    مِنْ اَنْفُسِكُمْ ibaresi  مِنْ اَنْفَسِكُمْ  şeklinde Hz. Resulullah`tan, Hz. Fatıma ve Hz. Aişe`den böyle bir kıraat da rivayet edilmiş ki bu sizin seçkin ve şereflilerinizden manasına gelmektedir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin derece derece insanların en seçkinlerinden seçildiği konusunda değişik rivayetler var ki en seçkin bu zahmetlere göğüs gerebiliyorsa ve katlanabiliyorsa bu ona tabi olanlar için de bir tesellidir.

İkinci Sıfat: عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ

   عَز۪يزٌ   insanın define güç yetiremeyeceği bela ve sıkıntı manasındadır.

عَنِتُّمْ insanın içinden çıkamayacağı sıkıntı manasındadır. Bu iki ibarenin lügat manaları birleştirildiği
zaman; “sizin içinden çıkamayacağınız bir durum Ona ağır gelir” manasına gelmektedir.

Ancak Elmalılı Hamdi Yazır`ın Kuşeyriden yaptığı alıntıda İbnü Kuşeyri bunu tek sıfat olarak değil iki sıfat olarak ayırmış. Ve:    عَز۪يزٌ bir sıfat عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ başka bir sıfat olarak değerlendirmiş.

Buna göre açıklama şu şekilde olur:

“Yani, bir resuldür ki, azîzdir; büyük izzeti vardır. Sizi sıkıntıya sokan şeyler onun aleyhine olur, ona ağır gelir. O yüksek izzet sahibi peygamber, kendi cinsinin evlatlarının zor durumda kalmasına razı olmaz. Sizin cinsinizden olması ve izzet sahibi bulunması sebebiyle bütün dertlerinizi ve kederlerinizi yüreğinde duyar, acınızı hisseder. Üzerinize düşkündür, size karşı pek hırslıdır.”

Üçüncü Sıfat: حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ

Üzerinize düşkündür, size karşı pek hırslıdır. "(Ey Muhammed) sen onların yola gelmelerini ne kadar istesen de" (Nahl 16/37) âyetinde de işaret buyurulduğu üzere hidayet ve iyiliğinize, faydanıza, hayrınıza hırslıdır. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle uğraşır.

Dördüncü ve Beşinci Sıfatlar: بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ

Üstelik Onun merhameti yalnızca Kureyş`e, Arab`a, şu veya bu kavme değil, hangi kavimden olursa olsun bütün müminleredir ki, o raûftur. Re`feti çok fazladır, yani gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti vardır. Rahîmdir. Fıtraten, doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyade merhametlidir. Günahkârlara bile acır. İşte bütün bunlardan dolayı ey insanlar, Kur`ân`da söz konusu olan mükellefiyetler, özellikle bu Berâetün Sûresi`nde yer almış olan tevbe, cihad vesaire hakkındaki emirler, yasaklar, ikazlar ve itaplar, ağırınıza gitmemeli, gönlünüzü incitmemelidir. Bütün bunlar küfür ve nifakın zararlarına ve uğursuzluklarına karşı genellikle müminlere gayet büyük bir sevgi ve şefkatin tecellileridir. Onun için hiç vakit geçirmeden bunlara iman edip, gereğince amel etmelisiniz.

Eğer bütün bunlara rağmen hala iman konusunda diretirlerse ve onlara emrettiğin ve zor ve zahmetli gibi gözüken emirleri imtisal konusunda tereddüt yaşarlarsa bu seni üzmesin. Sen üzerine düşeni hakkıyla yerine getirmişsin. Senden yana herhangi bir sıkıntı yok. Demek, sıkıntı onlarda ki bu kadar ilgi onlara fazla imiş.

Sen Allah`a dayandığını onlara ilan et. Başarına ortak olmak ve Seninle birlikte yücelmek istiyorlarsa bu onlaradır. Ama yere çakılıp kalıyorlarsa bundan dolayı senden yana bir sıkıntıdan ötürü değil tıynetleri itibari ile böyledirler.

Beraet Sûresinin hepsi ve bu iki ayetle ilgili açıklamalar göz önünde bulundurulduğu vakit şöyle bir özetleme yapmak mümkün olacaktır.

Sûrenin hepsinde Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesselemin çok sert ve tavizsiz olduğu seziliyor. Evet, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesselem çok sert ve tavizsizdir, ama bu yönü, insanları boyunduruk altına alıp onları Allah`a kul olmaktan alıkoyan kâfir, zalim ve münafıklara karşıdır.

İnsanlardan yana onların iyiliği ve selametlerine çok düşkündür. Bundan dolayı onlar hidayet bulsun diye kendisini çok ağır külfet altına sokuyor.

Müminlere karşı ise rauf ve rahimdir. Rauf sıfatı rahim sıfatından daha özeldir. Rahim sıfatı herkese şamil iken rauf sıfatı düşkünlere hastır. Hz. Resulullah bütün müminlere karşı merhametli iken onların düşkünlerine ise özel olarak rauftur.

Müminleri bu şefkat ve merhametine rağmen bu kadar zorlu yüklerin altına sokuyorsa onlara karşı sert oluşundan değil tam aksine bir baba şefkati ile onların dünyada izzet ve şereflerini, ahirette ise ebedi saadetlerini çokça istemesinden dolayıdır.

Mehmet Zeki Ergin / İnzar Dergisi – Nisan 2017 (151. Sayı)
 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *