Said ÖzdemirPSİKOLOJİK VE AMELİ ETKİLERİ BAKIMINDAN GÜNAHLAR

21 Kasım 2022
https://inzardergisi.com/wp-content/uploads/2022/11/PSIKOLOJIK-VE-AMELI-ETKILERI-BAKIMINDAN-GUNAHLAR.jpg

Çamur-Beşer | Ruh-İnsan

Rabbimiz yeryüzünü imar edip inşa edecek ve orada halifelik yapacak bir canlı türü olarak insanı yaratmayı murad etti.[1] Rabbimiz ilk insan Hz. Âdem’i önce pişmiş kuru bir çamurdan yaratıp sonra da ona kendi ruhundan üfledi.[2] Böylelikle insan denen varlık çift kutuplu olarak yaratılmış oldu. Çamur ve ruh kavramlarına insan tabiatının iki boyutunu temsil eden mecazlar olarak bakılabilir. Burada çamur haksızlık yapabilen, Rabbini unutan, zulmeden, ifsat eden, bozan, çirkinleşen, isyana meyleden tarafı temsil ederken; ruh ise insandaki bilme, sevme, merhamet etme, bağışlama, güzelliklerde bulunma, yardım etme gibi Rabbimizin Esma’sının birer izdüşümünü temsil eder.

İnsan yaratılışta basit bir canlı statüsünde iken kendisine ruh üflenmesiyle beraber en ayrıcalıklı varlık kılınmıştır. Ruh, insanı kaslar ve duyu organlarının iş gördüğü maddi âlemden, kalp ve aklın iş gördüğü manevi âleme bağlar; akıl ve ruh açısından yükselmeyi, Allah’la ilişki kurmayı, mesajını almayı ve O’na ulaşmaya layık olmasını sağlayan ilahi soluk ve sırdır.[3]

Yasak ve Haram

İnsan söz konusu olduğunda bu iki boyut daima göz önünde bulundurulmalıdır. Rabbimiz insanı yeryüzüne halifelik misyonu ile gönderdiğinde biliyordu ki fıtratındaki meyilleri onu görevinden alıkoyabilecek noktaya getirebilirdi. Bundan dolayı insana sürekli olarak onun kim olduğunu hatırlatacak, kirlenen fıtratları yeniden ilahi solukla temizleyecek peygamberler göndermiştir. Peygamberler aracılığıyla gönderilen buyruklar temel olarak iki gruba ayrılıyor: Birinci grup; yeryüzünü imar edecek, insanlığı daha da ileriye götürecek ve halifelik misyonunu sürdürmeyi sağlayacak emirlerdir. İkinci grup ise insanın Rabbiyle, evrenle, kendisiyle ve diğer insanlarla kurması gereken ama bozulmuş ilişkileri yeniden düzenleyen emirlerdir.[4]

Özellikle ikinci gruptaki emirler kulluk vazifesini gerçek manada sürdürebilmek için en elzem olanlardır. İçerikleri bakımından insanın çift kutuplu boyutunda ruh kısmını onaran ve çamur boyutunu ıslah eden emirlerdir. Allah ile insan arasındaki hissi irtibatı sağlayan şey şüphesiz ki ruh denilen sırdır. Ruhta meydana gelecek bir bozulma, sapma veya kararma zamanla insanın Allah ile olan bağının kopmasına sebebiyet verecektir.

Bahsedilen sapmanın önüne geçmek adına Rabbimiz yeryüzünde uyulması için bazı yasa/k/lar koymuş ve bunlar haram diye nitelendirilmiştir. Haram ile yasak arasındaki en temel fark; yasak kavramı dünyevi cezalarla sınırlı olanı kastederken, haram kavramında daha ileri olarak hem dünyevi hem uhrevi cezalar kastedilir. Bu anlamda haramlar sadece dünyevi bir yasak getirmez. Dini, vicdani ve ahlaki bakımdan sorumluluklar da getirir. Bu yönüyle kişiyi sadece bedenen değil psikolojik olarak da etkiler.

Günah ve Psikoloji

Peygamber efendimizin, hakkında “Allah’ım! Ona Kitab’ı öğret ve onu dinde derin anlayışlı kıl.” diye dua ettiği Tercümanü’l-Kur’an Abdullah İbn Abbas haramlar neticesinde kazanılan günahlarla ilgili olarak “Günahkâr mü’min için en büyük ceza, kişinin yaşadığı dini suçluluk psikolojisidir” der.

Günah işlemek, mensubu olduğumuz, benimsediğimiz ve insanlığın kurtuluşuna vesile olacağına inandığımız dinin emirleriyle sürekli çatışma halinde olmak demektir. Bir yandan benimsediği dini insanlık için kurtuluş reçetesi görmek diğer yandan reçetede sürekli veya parçalı delikler oluşturmak sağlıklı her insanın psikolojisinde yaralar açacaktır. Zamanla kişide kendine yabancılaşma başlar; kaygı, endişe, kirlenmişlik ve tutarsızlık hali onu tamamen kuşatır. Her günah büyüklüğü oranında kişinin ruhunu tahrip eder. Nihayetinde öyle bir noktaya gelir ki; yaratılışında ona üflenen ve Rabbiyle irtibat kurmasını sağlayan ruh tamamen bozulur.

Günahın Etkileri

Rabbimiz, Mutaffifin suresinde günahların kişiyi savurduğu nihai noktayla ilgili şöyle buyuruyor: “Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.” Efendimiz Hz. Muhammed (sav) bu pas tutma sürecini şöyle açıklıyor: “Kul bir hata işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şayet günahtan vazgeçer, istiğfar ve tövbe ederse kalbi cilalanır. Böyle yapmaz da tekrar hatalara yönelirse siyah nokta arttırılır ve neticede bütün kalbini kaplar.”

İbn Kayyım el-Cevziyye ise “Kalbin İlacı” adlı eserinde kalbin kararıp pas tutması sürecini daha da detaylı bir şekilde inceliyor.  Günahların Müslüman kişinin ruhunda ve hayatında oluşturduğu otuz beş etkiden bahseder İbn Kayyım. Özellikle altı tanesi insanın günahlardan neden ateşten kaçar gibi kaçması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor:

  • İlimden mahrumiyet. Zira ilim Allah’ın kalbe attığı nurdur. Kalp karardıkça artık orada ilim barınamaz.
  • Allah ile kul arasına soğukluk girmesi.
  • İman ehli ile araya soğukluk girmesi ve ortamlarda yabancılık.
  • İbadetlerin lezzetinden mahrumiyet.
  • Aklın ifsat olması. Akıl nurdur ve günahlar zamanla o nuru söndürür.
  • Allah korkusunun kalpte azalması.

 

Yukarıda sayılan altı hâli yaşayan bir Müslümanın halifelik görevini yerine getirebilmesi, İslam’ı büyük bir iştiyakla yaşaması, İslam’ın vadettiği huzurlu yaşamı yakalaması, hedeflenen dünya ve ahiret saadetine ulaşması ve Müslümanlığın lezzetlerinin tadına varabilmesi mümkün müdür? Günahlarda ısrar ettikçe İbn Kayyım’ın işaret ettiği durumları yaşayan bir Müslümanın nihayetinde varacağı yer Rabbimizin işaret ettiği kalp paslanmasıdır.

 

Şüphesiz ki günahları içeriden ve dışarıdan besleyen farklı sebepler vardır. Nefsin daima kötülüğe meyilli olması içeriden sebeptir. Dünyanın cazibesi ve ebedilik yanılgısı,  şeytanın insanı saptırma yemini ve şeytanlaşmış insanların emekleri ise dışarıdan sebeplerdir. Dâhili ve hârici sebeplerin varlığı pes etmemiz için bir gerekçe değildir ve olmamalıdır.

Baş düşmanımız Şeytan, ayaklarımızı kaydırmak ve Rabbimizle aramızı açmak ister. ‘Bu kadar günahın varken senden adam olmaz, sen mi tebliğci olacaksın, şu kadar günahınla İslam için koşturmak neyine, bu kadar bilgine rağmen aynı günahlara devam ettin; sen mi dava adamı olacaksın?’ gibi birçok psikolojik saldırılar düzenler. Bizi günahlarımızın altında ezmek, yıkmak ve yoldan çıkarmak isteyen düşmana karşı bizler her günahımızdan sonra secdenin yolunu tutacağız.

Günaha ulaşma imkânlarının bu kadar çok, günah çeşitlerinin bu kadar bol olduğu ve günahın normalleştirildiği böyle bir dönemde kirlenmeden temiz kalmak hakikaten zor bir iş. Ama bu demek değildir ki, günaha bulaşmışsak geri dönüş yoktur. Aksine Rabbimizin tövbe kapısı ölüm gelip bizi buluncaya dek ardına kadar açıktır. Milyon defa tövbemizi bozmuş olsak da milyon birinci defa Rabbimizin huzuruna gidecek ve O’ndan engin rahmetinden af ve mağfiret dileneceğiz. Bir günaha karşılık bin defa istiğfar edeceğiz. Resulullah’ın “Ben günde yetmiş (çokça) defa istiğfar ederim” sözünü ciddiye alacağız. Elimiz ve kalbimizin yönü göğe doğru olacak ve ruhumuzun Rabbimizle irtibatının kopmaması için sürekli bir çabanın içinde olacağız.

Kur’an’ın en ümit verici ayeti olan Zümer suresi 53. ayetini asla unutmayacağız. “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

[1] Bakara Suresi 30

[2] Secde Suresi 7-9 , Hicr Suresi 28-29

[3] Seyyid Kutup Fî Zilâli’l-Kur’ân 4. cilt

[4] Bakara suresi 27