İnzar Sorularla FıkıhSorularla Fıkıh – Nisan 2012

7 sene ago8815 min

İnzar Dergisi fıkıh sorularına cevap…

Kaza namazları hususunda bazı arkadaşlar tembellikten dolayı kazaya kalmış geçmiş namazların kazasına gerek olmadığını, tövbe etmenin yeterli olacağını söylüyorlar. 3 yıldır kaza kılmaktayım ve 2 yıl kadar kazam halen vardır. Geri kalanları kılmasam olur mu?

Bir insan uykuda kaldığından namazını kaçırırsa veya unuttuğundan dolayı namazını kılmazsa kaza eder ve kaza etmesi de vaciptir. Bunun delili de Hz. Peygamberden sahih bir hadisi İmam Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. Peygamber(sav), “Eğer siz uykuda kaldığınızdan ya da unuttuğunuzdan dolayı namazı kılamadınız ise hatırladığınız zaman namazınızı kılın” diye emretmiştir. Bir de savaşta tehlike dolayısıyla namaz kılınmaz ise namaz tehir edilebilir. Nasıl ki Hendek savaşında Peygamber dört namazını kılamadıysa… Sonra Bilal’den ezan okumasını ve kamet getirmesini istedi ve dört namazı da ardarda cemaatle kaza edip kıldılar.

Bu durumlar göz önünde bulundurularak her dört mezhep yani cumhur demişler ki; madem mazeretli olan namazın kazası vaciptir o halde kasti olarak terk edilmiş olan namazların kazası kesin olarak vaciptir, kaza edilmesi daha evla yani gereklidir demişler. Velev ki bunun üzerine hadis olmasa da.

Ama zahiriler ve bazı âlimler (Vahabi âlimleri gibi) diyorlar ki, bu konu ile ilgili herhangi bir delil olmadığından kazası yoktur ama tövbe gerekir.

Bir insanın çocuğu olmuyorsa, ailesinden, mesela kardeşinin çocuğunu evlatlık alabilir mi? Hükmü nedir?

Evlatlık, cahiliye devrinde olan bir adetti. Hatta evlatlık edinenin mirası bile evlatlığa kalırdı, tıpkı nesebi evlat gibi… Nitekim Hz. Peygamber de Zeyd Bin Haris’i evlat edinmiş ve Hz. Zeynep’i onunla evlendirmişti. Zeynep onunla geçinemediğinden boşanmak istediler. Allah (cc) Ahzab Suresi: 37-40 ayetlerini inzal etti. Hz. Peygambere; “Zeyd,Zeynep’i boşadığı zaman sen onunla evlen” diye hüküm etti. Peygamber çok endişelendi. İnsanlar; “Muhammed oğlunun hanımıyla evlenmiş” diye eleştirirler diye korktu. Allah insanlardan değil Allah’tan korkman lazım deyip bu cahili hükmü kaldırdı ve Peygamber, Allah’ın emri ile Zeynep’le evlendi ve böylece evlatlık adedini kaldırdı.

İnsanlar bir çocuğu besleyebilir ama o çocuk onların çocuğu olmaz. Ve o çocuk buluğ çağına geldiğinde o çocuk onu besleyen kadınla nazarları haramdır yani çocuk ile kadın yabancı hükmünde olurlar veya eğer beslenen çocuk kız ise bu durumda evin erkeği ile beslenen kız çocuk, yabancı hükmünde olurlar. Ancak kadın evlat aldığı çocuğa süt verirse süt çocuğu olur. İslam’da nesep(soy) ve süt verme dışında evlatlık yoktur.

Ben resmi bir kurumun acil bölümünde çalışmaktayım ve 24 saat mesaideyim. Cuma namazının durumu ne olur. Cumayı kılmadığım zaman mesuliyetim var mı?

Üniversite öğrencisiyim ve Cuma namazı vakti bizim ders saatine denk gelmektedir. Eğer cumaya gidersem devamsızlıktan sınıfta kalma durumum var. Nasıl hareket etmemiz gerekir?

Allah Cuma suresinde cuma günü namaza çağırıldığınız zaman alış-verişi bırakıp namaza koşun diye emretmiştir. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz(sav); “Kim üç cumayı basit görerek terk ederse Allah onun kalbini mühürler” diye buyuruyor. Şeriat kitaplarında Cuma namazı; çocuklara, kadınlara, hastalara, misafirlere, parası olmayıp borçlusunun onu yakalamasından korkanlara ve şiddetli yağmur veya soğuğa maruz kalma durumunda bulunanlara; fırıncılara, yemek pişirenlere ve başka özür sahibi olanlara vacip değildir. Bunlar eğer cumaya gitseler onlardan iki rekât Cuma namazı kabul olunur. Ama eğer gitmezseler onlar öğle namazı dört rekât kılarlar. Hatta birisi Cuma Namazı ona farz olduğu halde hiçbir mazereti olmadan gitmez ise günah kazanır ama Cuma yerine öğle namazı dört rekât kaza eder.
Dolayısıyla yaşadığımız şartlar gereği öğrencilik ve fırıncılık ve aşçılık gibi durumlara kıyasla acil bölüm görevlileri Cuma namazına gitmeyebilirler. Bunun yerine öğle namazlarını kılarlar.

İslam dini geldiğinde yalnız Peygamber Efendimizin söyledikleri uygulanırdı. Zaman içinde Şafii, Maliki, Hanbelî… gibi mezhepler ortaya çıktı ve her mezhepte bazı uygulamalar farklılık arz edebiliyor. Bunların hangisinin daha efdal olduğunu nasıl ayırabiliriz. Ve tüm bu olanlar gerekli miydi yoksa Müslümanlar tefrikaya düştükleri için mi oldu bunlar, mezhepsiz bir Müslümanlık olabilir mi?

Peygamber (sav) hayatta iken Müslümanların herhangi bir sorunu olduğunda hemen Peygambere gidip sorarlardı. Peygamber de cevabını verirdi. Bazen de Allah’tan vahiy beklerdi sonra cevap verirdi.

Hazreti Resulullah’ın vefatından sonra yine sorular ve ihtilaflar oldu. Bu sefer sahabelerden âlim olanlara gidip sorularını soruyordular. Ashab Hz. Resulullah aleyhi`s-salatu ve`s-selamdan bildiklerine göre cevap verirlerdi. Bazen Ashab bilginleri arasında ihtilaflar çıkıyordu. Bir Sahabi Peygamberin böyle yaptığını veya söylediğini gördüm, öbürü ben bu şekilde söylediğini gördüm diyorlardı. Hatta bazen Hz Ebubekir, âlim olan sahabeleri toplar; ‘Filan meselede siz Resulullah’tan herhangi bir şeyi işitmiş misiniz?” diye sorardı. Bazıları biz bu şekilde işittik deyince Hz Ebubekir o şekilde fetva verirdi. Böylece Ashab arasında değişik mezhepler meydana geldi. İbni Abbas, Aişe, Ali, İbni Mesud, İbni Ömer ve saire mezhebi denildiği gibi.

Zaman geçtikçe Tabiinler ve onların Tabiileri de böyle yaptılar ve bu imamların zamanına kadar böyle sürdü. Nihayet büyük imamların mezhepleri meydana çıktı.

İçtihat kapısı kıyamete kadar kapanmaz ve İslam dini hiçbir sual altında kalmaz. Örneğin eskiden organ nakli yoktu şimdi bu meselede bazı geçmiş hükümlere kıyas edilerek ayet ve hadislerden hüküm çıkarılır ve fetva verilir.

Bu konuda Hz. Peygamber (sav), ‘İctihad sahibi olan kişi ictihadı isabetli ise iki sevap kazanır, hatalı ise bir sevap kazanır’ diye mezhepleri takviye etmiştir”. Ve “Allah bilmediğiniz şeyleri âlimlerden sorun” diye emretmiştir.

Sorunuza gelince, bizler Mezheb imamları aracılığıyla Kur’an ve Sünnete tabi oluyoruz. Çünkü onlar bizden çok daha iyi Kur’an ve Sünnetten hüküm çıkarabildiklerine inanıyoruz. Eğer bir insan ayet ve hadislerden anlayıp hüküm çıkarabilme kabiliyetine sahipse sorun yok. Bu mesele uzundur bu kadar ile iktifa edelim.

Biz Hıristiyan bir ülkede yaşıyoruz. Gerek su olsun veya başka bir şey olsun, içine alkol konuluyor. Geçenlerde tartışma oldu ve bir firmanın ürettiği suyun içinde alkol var mı, yok mu diye merak ettik ve o firmaya sorduk. Bize cevap olarak dediler ki: "Meyvelerin içinde alkol zaten bulunuyor. İşlem sırasında bu alkol yok oluyor. Ama alkolsüz işlem olmadığı için ilave ediyoruz. Bunun oranı ise % 0,02. Acaba burada bu meyve sularını içmek caiz mi değil mi?

İçmesi ve yemesi zaruri olmayan şeyler eğer alkollü olsa içilmesi haramdır. Nerede olsa olsun içilmesin. Ama ilaçlarda, içilecek olan şurupların çoğunda alkol bulunur. Alternatif olmadığı için içilmesi caizdir.

ALLAH’a (C.C.) Emanet Olun….

İnzar Dergisi / Fıkıh – Nisan 2012
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar