İnzar Sorularla FıkıhSorularla Fıkıh – Temmuz 2014

5 sene ago18324 min

Hamd olsun Âlemlerin Rabbine, Salât ve selam olsun Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, Onun temiz aile fertlerine, topyekûn ashabına ve sizlerin üzerine…

Hamd olsun Âlemlerin Rabbine, Salât ve selam olsun Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, Onun temiz aile fertlerine, topyekûn ashabına ve sizlerin üzerine…

Ramazan ayındayız. Ramazan ayı gelince özellikle gıda maddelerine zamlar yapılmaktadır. Bu fıkhen caiz midir?

Ramazan ayı mübarek bir aydır. Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır. “O Ramazan ayı ki; insanları irşad için hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur’an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta yahut yolculukta ise tutmadığı günler sayısınca diğer günlerden kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki; şükredersiniz.” (Bakara: 185) Cenab-ı Allah Kadir süresinde “Doğrusu biz onu (Kur’an-ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Bin aydan hayırlıdır o Kadir gecesi. O gecede Rablerinin izniyle melekler ve ruh (Cebrail) her iş için iner dururlar, o gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” Ebu Hureyre (ra) ’den rivayet edilen bir hadiste Peygamber (sav) şöyle buyuruyor. “Ramazan geldi mi rahmet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlere bağlanırlar.” Gerek ayette ve gerekse hadiste geçen yüce vasıflara haiz olan Ramazan ayının kadrini ve kıymetini her Müslüman’ın bilmesi lazım. Bu ayı ibadet, bol sadaka verme, dost ve akrabalara iyilik yapmakla geçirilmesi lazım. Bütün Müslümanlara yakışan bu ayda her türlü iyiliği yapmaları ve her kötü şeylerden sakınmalarıdır. Gerek üretici, gerekse satıcı kendi kâr ve gelirinin bir kısmından feragat ederek Ramazan ayında, Ramazanın hürmeti için fiyatları düşürmelidir. Tüketiciler de aç gözlülük yapmayarak kendi ihtiyacı kadar almalıdır. Ülkemizin bazı kücük kasabalarında bu, halk tarafından yapılmakta ve fiyatlar düşürülmektedir. Ancak bu yeterli değildir. Bütün toplumun bilinçlendirilmesi ve bunu yapması lazımdır. Maalesef bu söylediğimizin tersi yapılmaktadır. Tüketiciler aç gözlü davranarak ihtiyaç fazlası mal almaktadırlar. Piyasada mal azalıp talep çoğalınca da fiyatlar yükselmektedir. Bunda toplumun bir kesimi sorumlu değil, bütün toplum sorumludur. Ramazan ayı merhamet ayı, şefkat ayı, bereket ayı, sadaka ayı, insanları iftar etme ayı olduğunu herkes bilmelidir. Yoksa esnaf ve tüccar bu ayı fırsat bilerek malların fiyatını haksızca artırırsa bu şekilde kazanılan mal ve para bereketsizdir. Bir felaketle gider. Günahı da sahibinin boynunda kalır. Ama eğer mecburiyetten, malın alınmamasından dolayı, satıcı malı pahalı alır, mecburi pahalı satarsa o mazerettir. Günah sayılmaz.

Evimde itikâfa çekilebilir miyim?

‘İtikâf’ luğat’ta: Bir şey üzerine hapis olmaktır. Şeriatte, şahıs kendini Allah’ın evinde, Allah’ın affını kazanmak, kalbini temizlemek, dünyevi şeylerden uzak kalmak için kendini Allah’a teslim edip caminin sınırları dışına çıkmamaktır. İtikâfın meşruiyeti hem Kur’an, hem sünnet hem de ümmetin icma-ı ile sabittir. Allah (cc) “Siz, itikâfta iseniz kadınlara yaklaşmayın” (Bakara: 187) diye emir eder. Abdullah İbn-u Ömer, Enes ve Hz. Aişe rivayet ediyorlar ki; Hz. Peygamber (sav) Medine ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde hep itikâfa girerdi. Hanımları da itikâf için izin istediler, onlar için de camide bir yer perde ile ayrıldı. Ve onlar da itikâfa girdiler. Peygamber (sav) vefat ettikten sonra da Peygamberin hanımları, sahabeler itikâfa devam ettiler. Ramazanda özellikle Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmek daha da faziletlidir. Cünkü Ramazanın son on gününde Kadir gecesi var. Kadir gecesinin sevabı bin ayın sevabından daha hayırlı olduğu için Peygamber Efendimiz (sav) kendisi Ramazanın son on gününde sürekli olarak Allah’ın evinde itikâfa girip ibadet ederdi. (Namaz kılar, Kur’an okur, dua ederdi.) Bu sevabı kazanmak için ümmetine çok tavsiyede bulunmuştur. İtikâfın şeklinde ve zamanında mezhep İmamları arasında bazı ihtilaflar olmuştur. Bütün imamlar ittifak etmişler ki; itikâf camide olmalıdır. Caminin dışında itikâf olmaz. Ancak İmam Ebu Hanife, kadınlar için evlerinin mescidinde de itikâf yapabilirler diye fetva vermiş. Ama cumhur diyor ki; kadınlar da camide itikâf etmeleri lazım. Çünkü Peygamberin hanımları, camide itikâf ettiler ve erkekler onları görmesin diye onlar için perdeli yerler yapıldı. Ayriyeten İmam Ebu Hanife diyor ki; eğer itikâf nezir ise bir günden az olmaması ve itikâfı nezir eden kişi oruçlu olmalıdır. Oruç da en az bir gün olması lazım. Ama itikâfı nezir olmazsa oruç lazım değil. O zaman az bir zaman da kâfidir. İmam Şafii ile İmam Ahmed bin Hambel demişler ki; İtikaf nezir olsun olmasın oruçlu olmak gerekmez. Sünnet olan itikâf bir lahza ile de olur. Onun için kişi her ne vakit camiye girerken itikaf niyetini getirse sevap ona hâsıl olur. İmam Malik diyor ki; İtikâf nezir olsun veya sünnet olsun oruçsuz olmaz. İtikâfa giren en az bir gün ve bir gece durmalıdır. Cünkü oruçsuz olmaz, oruç da bir günden az olamaz ve bir geceyi de günüyle beraber itikâfta durmalıdır diye görüş belirtmiştir. Nezir olmayan itikâf bütün âlimlerin ittifakıyla müstehaptır. İtikâfın sıhhati için şu şartlar gereklidir.

1- Müslüman olma. Kâfirin itifakı sahih değil.

2- Akıllı veya temyiz olma. Deli ve mumeyyiz (7 yaşını doldurmayan) çocuğun itikâfı sahih değil.

3- İtikâfın mescitte olması; evlerde olmaz. Yalnız Ebu Hanife kadın için evinin mescidinde (Namaz için tayin ettiği odada) itikâfı caiz kılmıştır.

4- İtikâfa niyet etmek: İttifakı ulema ile “niyetsiz itikâf” olmaz.

5- Malikilerde oruçlu olma şartı vardır. Hanefilerde “nezir itikâfta” oruçlu olma şartı vardır. Şafii ve Hambelilerde oruçlu olma şartı yoktur.

6- Nifas, hayız ve cenabetten temiz olma.

7- Kocanın karısına izin vermesi. Malikilere göre kocasından izin almadan kadının itikâfa girmesi sahihtir. Ama günahka^r olur demişler.

Komşumuzun bahçesindeki incir ağacının dalları uzayarak evimizin bahçesine girmiş, neredeyse ağacın yarısı bizim bahçededir. Bizim bahçeye giren dalların incirini yemek caiz midir? İncir sahibinin izini olmadan yenebilir mi?

İmam Buhari ve İmam Müslüm Ebu Hureyre (ra)’den rivayet etmişler. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “Kim ki; komşusunun şerrinden emin olmazsa o cennete giremez. İslam dini komşuluğa çok büyük önem vermiştir. Bahçesine incir ağacının dalları sarkan kişi incir sahibine ‘bu dalları kendi bahçene yönlendir’ der. Eğer yönlendirme mümkün değil ise, ‘bu dalları kes’ diyebilir. Eğer incir sahibi kendi bahçesine yönlendirmezse, bahçe sahibi (incir ağacının dalları bahçesine sarkan kişi) bunları onun bahçesine yönlendirir. Eğer onun bahçesine yönlendirme mümkün değilse ve incir sahibi bu dalları kesmez ise bu durumda bu dalları izinsiz kesebilir. Bahçesine uzanan dalların incirlerini ağaç sahibinin izni olmadan yemek haramdır.

Düğün yemeğine icabet gerekiyor mu? Düğünlerde gelinin gelinlik giymesi caiz midir? Bir Müslüman gelinin, giyeceği gelinlik nasıl olmalıdır?

Evlenme sünnetullahtandır. Hem İnsanlar arasında hem hayvanlar, hem bitkiler arasında mevcut olan Allah’ın bir kuralıdır. Allah (cc) şöyle buyurmuştur. “Toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah her türlü eksiklikten uzaktır.” (Yasin: 36) İmam Müslim, Abdullah ibn-i Amr bin As’tan rivayet etmiş. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “Dünya bir metadır. (Faydalanılan eşya) Bunun (metanın) en hayırlısı saliha kadındır.” Peygamber Efendimiz düğünlerde meşru olan oyunlara, vezinli bazı sözlerin söylenmesi, güzel elbiseler, meşru olan esprilere izin vermiş ve her zaman bunlar yapılmıştır. Ayriyeten düğünün sünnetlerinden biri de ‘velimet’tir. Yani düğün yemeğidir. Peygamber (sav,) Abdurrahman bin Avf evlendiği zaman ‘Velime yemeği ver. Velev ki bir keçi de olsa’ demiştir. Peygamberimiz (sav) Hz. Zeynep’le evlendiği zaman bir keçi kesmiş, yemek vermiş. Bazı âlimlerin görüşüne göre düğün yemeğini vermek vaciptir. Velime yemeğinin davetine icabet vaciptir. Vacip olmasının da yedi şartı vardır. Bu şartlar:

1- Teklif eden şahıs mükellef ve reşid olması lazım.

2- Zenginleri davet edip fakirleri terk etmemelidir.

3- Bir şahıstan korktuğu için veya ondan bir menfaat beklediği için olmamalıdır.

4- Davet edenin Müslüman olması

5- Birinci güne has olmamalıdır. Geç de olsa velime verilebilir.

6- Düğün yerinde münker yani haram şeyler olmamalıdır.

7- Şahsın bir oÅNzrü olmamalıdır. Bu oÅNzürden birisi varsa insan icabet etmeyebilir. Münkerlerden biri -düğünde içki içilse, kadın erkekler iç içe olsa, geline gayri İslami gelinlik giyer veya erkeklerin karşısına getirilir…- varsa öyle düğünlere gidilmemelidir. Gelinlik İslami bir kıyafet değildir. Kâfir ve fasıklara benzetme niyeti olmazsa ki; bugün gelenek haline gelmiş. Bu niyet yoktur, giyilmesinde de bir beis yoktur. Ancak gelinliğin İslami tesettüre uygun olmalıdır. Yanı tenini ve vücut hatlarını göstermeyecek derecede bol ve bütün vücudu örtmelidir. Dar ve vücudun bazı yerlerini açıkta bırakan gelinliklerin giyilmesi haramdır.

Ben askerim. Bazen ikindi namazı vakti, içtima veya eğitim saatine denk geliyor. Namaz için izin de verilmiyor. Bu durumda ikindi namazını kaza mı etmeliyim yoksa öğlen namazı üzerine takdim mi etmeliyim?

Böyle sıkıntılı hallerde kişi namazını kaçıracağından endişeliyse namazını Cem-i takdim veya Cem-i tehir eder. Yani İkindi namazını öğle namazı üzerine alır ve öğle namazı ile birlikte kılar. Veya öğle namazını ikindi üzerine alır tehir eder. Cem-i takdimin şartları üctür.

1- Tertip: Önce öğle namazını sonra ikindi namazını kılmak.

2- Cem-i takdim niyeti, ihram tekbiri ile beraber veya öğle namazının içinde kalb ile niyet getirilmeli. (Dil ile namaz içinde söylerse namazı bozulur)

3- Birinci namaz ile ikinci namaz ard arda kılınmalı. Araya iki rekât namaz kılınacak kadar zaman girmemeli. Cem-i tehir’in şartı: Birinci namazın vaktinde tehir etmeye niyet etmek. Mesela Öğle namazı vaktinde “Ben öğle namazını ikindi namazı üzerine tehir ediyorum” der. Cem-i tehirde tertip ve ard arda kılınma şartı yoktur.

Bir akrabamın kredi kartı borcu vardı. Normal sürelerinde ödediği için faiz uygulanmıyordu; ama kendisi vefat edince borcu faize girdi. Bu durumda kendisine bir vebal olur mu?

Ölüye bir vebal yoktur. Cünkü oÅNlü oÅNldüğünde ilk yapılan iş oÅNlünün terikesinden ölünün borçları çıkarılır, ödenir. Ondan sonra miras paylaşılır. Burada vebal borcu ödemeyen varislerin boynundadır.

Nisanur Dergisi / Temmuz 2014 (118. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar