Mehmet Zeki ErginTemizlik İmandandır; Öyle İse Mümin Her Şeyiyle Temiz Olmalıdır

2 sene ago7931 min

Cennet temizdir, sakinleriyle temiz olduğu gibi malı ile de temizdir ve hiçbir kiri kabul etmez. Kirli olan hiçbir şey cennete giremez. Dünya yaşamı ise kirleticilerle iç içedir. Mümin bu kirleticiler arasında temiz kalmakla mükelleftir. Bunu başarmak da çok ama çok nadir kişiye nasip olur. İnsanların kahir ekseriyeti ne bedenlerini, ne kalplerini, ne ruhlarını ne de sırlarını bu kirlerden muhafaza edemezler. Mallarını korumaları ise çok daha zordur. Hele bu zamanda neredeyse imkansızdır.

خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّ۪يهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿١٠٣﴾

“Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al! Bir de onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir.” (103) 



Cennet temizdir, sakinleriyle temiz olduğu gibi malı ile de temizdir ve hiçbir kiri kabul etmez. Kirli olan hiçbir şey cennete giremez. Dünya yaşamı ise kirleticilerle iç içedir. Mümin bu kirleticiler arasında temiz kalmakla mükelleftir. Bunu başarmak da çok ama çok nadir kişiye nasip olur. İnsanların kahir ekseriyeti ne bedenlerini, ne kalplerini, ne ruhlarını ne de sırlarını bu kirlerden muhafaza edemezler. Mallarını korumaları ise çok daha zordur. Hele bu zamanda neredeyse imkânsızdır. 



Üstad Bediüzzaman bu zamanın varlığını/servetini murdar bir varlık olarak nitelemektedir. Zira bu zamanda insanların topladığı mal, sistemlerin tasarrufunda olan maldır. Ve sistemler de bu malı hiç de temiz, meşru yollardan tasarruflarına almıyorlar. İnsanların edindikleri servet de sistemlerin bir havuzda topladıkları bu maldan aldıkları paydan ibarettir. Öyle ise insanların mal edinmede kullandıkları yöntem helal bile olsa malın aslı murdardır. Murdar olan maldan zaruri ihtiyaçtan fazlasını almak ise şer`an caiz değildir. Belki ölümle karşıya karşıya olan bir kimsenin murdar bir etten yemesine cevaz verildiği miktarı almaları kendilerine helaldir. 



Oysaki görüldüğü gibi ihtiyaçtan çok fazlası toplanıyor ve hatta fuzuliyatın sınırları bile zorlanıyor. Öyle ise bu necaset bulaşmış malın cennete mülk olarak taşınması mümkün değildir. 



Kirlenen her şey için Allah Teâla bir temizleyici yaratmıştır. Kalbin kirini tevbenin temizlemesi gibi… Ya da necasetin Allah Teâla`nın kendi rahmeti olarak tesmiye ettiği su ile temizlenmesi gibi… İşte aynen öyle kir bulaşmış malı temizlemenin de bir yolunu halk etmiştir, temizlenenleri seven Allah (cc)… 



Malı temizlemenin yegâne yolu tam bir gönül hoşnutluğu ile zekâtını çıkarmak geri kalanını ise heva-i nefsinin istekleri için değil Allah Resulü (s.a.v)`nün işaret ettiği yollarda ve şekilde kullanmakla mümkün olur. 



Ayet-i kerimede tathir ve tezkiye edici sıfatlarla muttasıf olan sadaka hakkında her ne kadar bazı âlimler bu Mute savaşından geri kalan ashabın işledikleri günahlardan kendilerini arındırsın diye Hz. Resulullah (s.a.v)`a sundukları mallarından alınan sadakadır demişlerse de ulemanın çoğunluğu buradaki sadakadan maksadın farz olan zekât olduğu hususunda müttefiktirler. 



Fahreddin er-Razi`nin; 



Cenab-ı Hakk`ın, "Onların mallarından al…" buyruğu, alınan miktarın, malın tamamı değil, bir kısmı olduğuna delalet eder. Zira o kısmın miktarı da burada açıkça zikredilmemiştir. Aksine burada zikredilen, sadece "sadaka" kelimesidir. Buradaki "sadaka" lafzıyla nekire, belirsizlik manasının kastedilmediği ve böylece de, tek bir buğday tanesi veya altının çok küçük ve önemsiz miktardaki bir parçası gibi son derece az olan herhangi bir cüzün, kısmın alınmasının yeterli olmayacağı malumdur. Binaenaleyh bununla, Onlarca(ashabca), niteliği, keyfiyeti ve miktarı bilinen bir sadakanın kastedilmiş olması gerekir ki, Cenab-ı Hakk`ın, “Onların mallarından sadaka al." buyruğu, o malum ve belirli sadakayı almak ile ilgili bir emir olsun ve böylece de ayetteki mücmellik kalkmış olsun. O sadakanın, Hz. Peygamber (s.a.v)`in vasfedip keyfiyetini beyan ettiği "sadaka"dan başka bir sadaka olmadığı malumdur. Hz. Peygamber (s.a.v)`in, niteliklerini belirlemiş olduğu sadaka Zekâttır.” Şeklindeki açıklaması buna delil olarak kâfidir. 



Zekât, malı temizlediği gibi o mal yoluyla ve de başka yollarla mümine bulaşmış kirleri de temizler. Zira Zekâtın sözlükteki manalarından biri de tathir/arınmadır, salih kılmadır. Kur`an-ı Kerim`de; 



فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْراً مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْماً ﴿٨١﴾ زَكٰوةً ibaresi; salih manasında kullanılmıştır. 



Zekât ile tathir edilen mal bereketlenir, çarçur edilmez, belki hayırlı yollara harcanma salahiyeti kazandığından çoğalır. Zira zekâtın manalarından biri de fazlalaşma, çoğalmadır. 



Âyetin "arındırmak ve temize çıkarmak üzere" şeklinde tercüme ettiğimiz kısmında geçen arındırma ve temize çıkarma fiillerinin öznesinin Hz. Peygamber olduğu kanaati hâkimdir. Birinci fiilin sadakanın sıfatı olduğu görüşü esas alındığında ise âyete "Onların mallarından, kendilerini temize çıkarmak üzere onları arındıracak sadaka al!" şeklinde mâna vermek gerekir. Bu fiillerden ilkinin masdarı olan tathîr, "günahların onların üzerinde bıraktığı kötü etkileri gidermek", ikincisinin masdarı olan tezkiye ise "iyice temizlemek, bereketini arttırmak" mânasına gelir. Öte yandan "senin duan" diye tercüme edilen "salâteke" tamlaması, (Hz. Peygamber`e hitaben) "senin onlar için duada bulunman, günahlarının bağışlanmasını istemen" anlamıyla, "onlara huzur verir" diye tercüme edilen "sekenün lehüm" ifadesi de "onlar İçin rahmettir, tövbelerinin kabul edildiği inancı sağlar ve gönüllerini huzura kavuşturur, onları şereflendirir" şeklinde açıklanmıştır. 



وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ (onlara salat/rahmet oku) 



Yüce Allah`ın: "Onlara dua da et" buyruğu, sadakaları alan her bir imamın, (İslâm Devlet Başkanının) sadaka verene malının bereketlenmesi için dua etmesi gereğini belirten aslî bir dayanaktır. 



Müslim`in rivayetine göre, Abdullah b. Ebi Evfa şöyle demiştir: Rasûlullah (sav) bir kavim sadakalarını getirdiler mi: "Allah`ım onlara salât eyle (rahmet buyur)" derdi. İbn Ebi Evfa da zekâtını Ona getirince, Hz. Peygamber; "Allah`ım, Ebu Evfa`nın âline salât getir (rahmet buyur)" dedi. 



Kur`an-ı Kerim`de ve Hz. Resulullah (s.a.v)`ın hadislerinde en ulvi ibadet olan namazla birlikte hemen hemen her zaman zekâtın zikredilmesi biri zahiren mali ve diğerinin ise bedeni olmasına rağmen bu her iki ibadet arasındaki güçlü bağı gösteriyor. Seyyid Kutup: “Biri kalp ve bedenin temizliği iken diğeri malın temizliği olması sebebiyle” olduğu izahını getiriyor. 



Hz. Ebu Bekir (r.a)`in zekât vermek istemeyenlerle savaş kararı alırken “Namaz ile zekâtın arasını ayıran ile savaşırım!” hükmü bu güçlü bağın işaretidir. Ki Hz. Ebu Bekir bu sözü Hz. Ömer (r.a)`in; “Allah`a ve ahiret gününe iman edenlere savaş mı ilan ediyorsun” itirazı üzerine söylemiştir. 



Hem Hz. Ebu Bekir Efendimizin bu hükmü hem de değişik hadislerde geçen; “Ben insanlar şehadeteyni getirip, namazı kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.” Şeklindeki hükümler zekâtın önemini ifade eden delillerdirler. 



Bu ayet-i kerimede açıkça işaret olmasa da Kur`an-ı Kerim`in değişik yerlerinde zekât hakkında serdedilen birkaç nükteye değinmenin yararlı olacağına inanıyoruz. 



Bunlardan ilki: 



“Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden…” ya da “kendileri için yerden bitirdiklerimizden…” Gibi ibareler, İslam`ın mala bakış açısını ve ayrıca zekâtın farz kılınışının felsefesini açıklıyor. Hukukta her hükmün bir felsefesi var. Felsefesi tutarlı olmayan hükmün mükellef tarafından sindirilmesi kolay değildir. İslam hukuk sisteminde özel mülkiyet var ama bu özel mülkiyet mutlak değildir. Zira mal Allah (cc) tarafından insana emanet edilmiş bir değerdir ve mal sahibi mala bu gözle bakmakla mükelleftir. Malı telef edemez, mal ile insanlar üzerinde baskı kurmasına müsaade edilemez, malı haramda/gayri meşru yollarda kullanamaz vb… 



“mallarında dilenen ve dilenmekten utananlar için bir hak olduğuna inanırlar.” Ayetinde de işaret edildiği gibi müminler de bu hakikati gönülden iman ederek kanıksamışlar. Malın kendilerine daha çok sorumluluk yüklediğinin bilincindedirler. 



Bir diğer husus ise Hz. Resulullah (s.a.v)`in zekâtı malın kiri olarak nitelendirip Ehl-i Beytine zekâtı haram kılması… 



Allah Teâla daha iyi bilir ancak hikmetlerinden birisinin müminlerin imkânlarını zorlayarak zekâta muhtaç olma durumundan çıkmalarına bir teşviktir. Zekâtı almak yerine zekâtı veren kişiler olmalarına teşviktir. 



وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ ayetinde geçen ibarenin “zekâtı vermeye çalışırlar” şeklinde manalandırıp, zekât ibadetini yerine getirmek için mal ile uğraşırlar şeklinde yapılan yorumlar da bir mümin için faziletli olanın zekata muhtaç olan bir fakir olmaktan ziyade zekât verebilecek bir zengin olmasıdır. 



İslam mutasavvuflarının ve zühd ehli âlimlerin mal hakkındaki uyarıları malın edinilmemesi hakkında değil edinilen malın yanlış kullanılmaması hakkındadır. 



Allah Teâla tüm amel ve ibadetlerimizi ihlas nuruyla temizlemeyi hepimize nasip etsin…

Mehmet Zeki Ergin | İnzar Dergisi | Mayıs 2017 | 152. Sayı

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *