Mehmet Zeki ErginVahyin Toplumu: Birbirlerine Yar ve Yardımcı Olanlar

2 sene ago10219 min

İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur. Sizden, dinlerini korumak için yardım isterlerse, aranızda antlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmamak üzere yardım etmeniz gerekir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. (72)

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتّٰى يُهَاجِرُواۚ وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ﴿٧٢﴾ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَب۪يرٌۜ ﴿٧٣﴾ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقاًّۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ ﴿٧٤﴾ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ مِنْكُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ﴿٧٥﴾

Enfâl Sûresi (72 – 75)

Meal

İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur. Sizden, dinlerini korumak için yardım isterlerse, aranızda antlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmamak üzere yardım etmeniz gerekir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. (72)

İnkâr edenler de birbirlerinin yakın ve yardımcılarıdır. İlişkilerinizi böyle kurmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur. (73)

İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır; bağışlanma onlar için, büyük lutuf onlar içindir. (74)

Daha sonra iman edenler, hicret edip sizinle beraber cihad edenler, işte bunlar da sizdendir. Aralarında rahim bağı bulunanlar Allah`ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. (75)

Madem “vahiy toplumu” diye izafe bir ismi Kur`an`dan ilham alarak izah etmeye çalışıyoruz, öyle ise önce bu izafeli ismin unsurlarını önce tanımlamamız gerekmektedir.

Vahiy; burada vahiyden kastedilen Allahu Teala`nın melek(Hz. Cebrail) aracılığı ile ya da aracısız olarak insanlar arasından mümtaz şahsiyetler olan ve kendisinin seçtiği insanlara(peygamberlere) ilettiği emir, nehiy, nasihat, bilgi vb. her şeydir.

İslam kültür külliyatını şekillendiren selef-i salihin vahyi ikiye ikiye ayırıyor. Metluv olan vahiy ki bu Kur`an`dır, yazılan ve tilavet edilen vahiydir.

Gayr-i metluv olan vahiy de Allahu Teala`nın Kur`an`da açıklamadığı ama peygamberine bildirdiği, emir, yasak, bilgi ve sırlardır. Örneğin namazın emredilmesi metlu vahiy iledir ama teferruatı gayri metluv vahiyledir. Kimi ulemaya göre Hz. Resulullah`ın bütün hayatı bu bağlamda vahiydir. Kimine göre ise sadece dini hükümlerle ilgili uygulama ve sözleri Gayr-i Metluv Vahiy`dir.

Her halükarda bir toplumun vahiy toplumu olabilmesi için Kur`an`ın ve sünnetin rehberliğine iman etmesinin dışında bir seçimi ve tercihi yoktur.

Toplum ise, “insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Belli bir toprak üzerinde yaşamak, ortak bir politik iradeye bağlı olmak ve kültürün ortaklığının olması ile karakteristiktir” şeklinde tanımlanmaktadır.
Başka bir tanım da şöyledir:

Toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak için etkileşen , belli bir coğrafi mekanda yaşayan ve ortak bir kültürü paylaşan pek çok sayıdaki insanın oluşturduğu birlikteliğe “toplum” denir.

Toplum ile ilgili yapılan tanımların hemen hepsinde; ortak coğrafya, ortak kültür ve etkileşimden söz edilmektedir.

Allah(cc) en iyisini bilir, belki de ayet-i kerimede hicret etmeyenlerin ayrı bir statüde tanımlanmalarının hikmeti budur. Yani vahyin rehberliğinde etkileşen insanlarla aynı mekanda bulunmak. İslam ulemasının darul harpta bulunup İslamiyeti hakkında sıkıntı yaşayanın İslam beldesine hicreti farz kılmaları da bu hikmete binaen olsa gerek.

Konumuza dönecek olursak…

Şayet vahiy toplumu için ayakları yere basan bir açıklama yapmak gerekecekse herhalde bu; “Kur`an`da işte bunlar gerçek müminlerdir diye kendilerinden söz edilen “Muhacirler topluluğu ile Ensar topluluğu”nun pratik hayatlarının öncülüğünde onların koştuğu hedefe koşan, onların yaşam tarzlarını kendi koşulları içerisinde örnek alan hatta taklid eden toplumdur” olacak.

Kur`an Müslümanlara seslenirken “Ey iman edenler!” diye sesleniyor. Bu ayetlerde de “Ensar ve Muhacir toplumları” gerçek müminler olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla gerçek vahiy toplumu bu iki topluluğun karakteristik özelliklerini gösterebilen toplumdur.

Öyleyse bu iki topluluğun bu ayetlerde geçen karakteristik özelliklerine bakacak olursak:

1- İman; toplum için olmazsa olmaz “ortak değerler ve kültür” olgusunun zeminidir. Bu zemin olmaksızın ortak değer ile ortak kültürden söz etmek mümkün değildir. Seküler dili ısrarla öne çıkaran bazı kesimler her ne kadar halkı ürkütmemek adına “iman” kavramına yakın “inanç” sözcüğünü dikte ediyorlar. “İman” kavramının içini boşaltarak kullandıkları bu terim ile herhangi bir hedefi kilitlenmek ve başarıya inanmak şeklinde anlamlandırsalar da burada imandan kastın Allah`a, onun bütün bildirdiklerine iman olduğu apaçıktır.

2- Hicret; bir medeniyet kurmak isteyen her toplumun değişmez kaderidir. İnancının gerektirdiği ortak değerleri ve ortak kültürü üzerinde inşa edebileceği bir coğrafyayı araştırıp bulmak ve bu coğrafyada buluşup hedeflenenler için nesiller yetiştirip güç birliği sağlama olgusu… ya da herhangi bir dayanağı olmayan yasaklar ülkesinden Allah`ın hür ülkesine göç… temeli olmayan, anlamsız inançları, putlaştırılmış her sistemden ve bütün bunların bağından kurtulmak için cennet hükümlerinin mer`i olduğu ülkeye sefer…

Ancak bu konuda yapılan ölümcül yanlışlıkları da göz önünde bulundurarak şu izahatı yapmak zorunda hissediyor kendini insan…

Bu konu eskiyi değil taklid eski ile kıyas yapmak bile çoğu zaman Müslüman toplum için ölümcül hatalara neden olduğunu bir çok tecrübe bize göstermiştir. O yüzden bu insanlık tarihi ile neredeyse özdeş olan olgunun zamanımıza uyarlanmış uygulanmasının nasıl olacağına ancak büyük bir akıl karar verebilir. Ki kanaatimce bu da ancak şu büyük bir şuranın verebileceği bir karardır. Zira fıkıhta geçen Dar`ul Küfür ya da Dar`ul Harp`ten hicret belki bugün İslam toplumumunun lehine olan bir eylem olmayabilir. Ya da Hama`da olduğu gibi Müslümanların bir yere toplanmaları onları imha için hedef haline getirebilir. Kısacası bunun uygulanması öyle günü birlik verilebilecek bir karar değildir.

3- Allah yolunda cihad: bu ayetlerin en fazla göze çarpan ve özellikle müminlerin dikkatlerini üzerine çeken özelliği Allah yolunda malları ve canları ile cihad sıfatıdır.

Evvela cihad ile ilgili bir izahat yapmak gerekecekse, cihad; ne sadece Allah yolunda yapılan, insanların üzerindeki iradelerini ipotek altına alan despotların baskısını kaldırıp Allah ile kulları arasında hiçbir engeli bırakmamaya yönelik kutsal savaş ile sınırlı bir olgudur ne de kutsal savaştan tecrid edilmiş olan Allah için yapılan cehd ile sınırlıdır. Cihad Allah yolunda yapılan kutsal savaş olduğu gibi Allah dini yücelsin, tüm insanlığa ulaşsın diye yapılan bütün gayret ve çabadır da…

4- Hicret ülkesine göçenlere ev sahipliği yapmak:

Ülkesini, üzerinde doğup büyüdüğü toprakları terk etmek ekildiği toprağından fidanın sökülmesinden farksızdır. Evet fidan daha gür olsun diye toprağından sökülür ve başka bir toprağa yeniden dikilir, aynen öyle de kendi vatanını terk etmek olan hicret de bu amaçla yapılır ve dikildiği yeni toprakta daha güçlü bir şekilde boy verir. Ama köklerini tekrar salıncaya kadar özenle korunmaya muhtaçtır. O yüzden vahiy toplumun bireyleri bu bilinçle hareket etmekle mükelleftir.

Ayetler de dikkat çeken bir husus;

Örnek/üsve olan toplumun özellikleri sıralanırken bir ara cümle olarak araya giren; “اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَب۪يرٌۜ ” (Böyle yapmazsanız yeryüzünü büyük bir fesad kaplar) ikazıdır.

Biz bu uyarıdan; “Üsve/örnek/vahiy toplumu oluşturmayan bir insanlık büyük bir fitneden hali olmaz.” Müslümanlar bu zamanda böyle bir toplumu kurmaktan aciz olmaları ve bundan dolayı yeryüzünün şu an içinde bulunduğu büyük fitne bunun en güzel musaddıkıdır.

Rabbimizden dileğimiz ve umduğumuz böyle bir toplum sürekli yeryüzünde olacaktır. Ama bu toplum bazen taraftar ve güç bakımdan sıkıntılar yaşıyor olabilse de eninde sonunda asli kapasitesine ulaşacak ve asli vazifesini ifa edecek bu toplumun hüküm ferma olmasının çok uzak olmadığıdır.
 

Mehmet Zeki Ergin | İnzar Dergisi | Eylül 2017 | 156. Sayı

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *