Mücahid HakseverYa Bizdensiniz Ya Onlardan

6 sene ago9215 min

Dünya tarihi ve İslam tarihine bakıldığında görülecektir ki, peygamberlerin ve onların yolunun takipçileri olan dava erlerine her türlü zulmü reva görenlerin bu tavırları, acziyetlerinin bir ifadesidir. Zalimler hak davayı savunan bu insanların davalarına karşı, söyleyecek söz bulamadıklarından onlara bu işkence ve katliamları reva görmüşlerdir. İşkencelerle inananları kendileri gibi düşünmeye zorlamışlardır.

Dünya tarihi ve İslam tarihine bakıldığında görülecektir ki, peygamberlerin ve onların yolunun takipçileri olan dava erlerine her türlü zulmü reva görenlerin bu tavırları, acziyetlerinin bir ifadesidir. Zalimler hak davayı savunan bu insanların davalarına karşı, söyleyecek söz bulamadıklarından onlara bu işkence ve katliamları reva görmüşlerdir. İşkencelerle inananları kendileri gibi düşünmeye zorlamışlardır. Çünkü onların inancına göre, yalnız hak olan düşünce kendilerinin düşüncesidir. Kendileri gibi düşünmeyen insanların yaşama hakları yoktur. Onlara göre insan olmanın ölçüsü onlar gibi düşünmekle mümkündür. Onlar gibi giyinmek, onlar gibi yaşamakla olur. Ülkemizde çıkarılan kılık kıyafeti kanunları, mevcut zihniyetin kendileri gibi düşünmeyen insanlara hayat hakkı tanımadıkları gibi, kendileri gibi giyinmeyen insanları görmeye de tahammüllerinin olmadığının göstergesidir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de Nuh süresinde Nuh (as)’un kavminin Nuh’u görmeye dahi tahammüllerinin olmadığından söz etmesi kâfirlerin nasıl bir ruh hali içinde oldukları hakkında bize bilgi veriyor. “Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.”

İşte bu zulmün en son örneği Bangladeş’te Abdulkadir Molla’nın şehadetidir. Abdulkadir Molla’ya karşı duyulan bu kin ve öfke onun şahsına değildir. O’nun temsil ettiği davayadır. Tarihte zalimler, nice mazlum ve mustazafı şehid etmiştir. Şehid edilen bu insanların çoğunun toplum içinde bir statüleri yoktu. Ama onların asıl hedefi bu mazlumlar üzerinden onların temsil ettiği davadan intikam almaktı. Nitekim Ümeyye bin Halef’in hiçbir statüsü, toplumsal rolü olmayan Bilal (ra)’a işkence etmesinin ve ona olan kininin sebebi nasıl izah edilebilir?

Zalimler her devirde olduğu gibi, insanların bu zulümler karşısında gösterebilecekleri tepkiyi en aza indirebilmek adına, bu zulümlerine kılıf hazırlamada gayet mahirdirler. Tıpkı Peygamber Efendimiz (sav)’e hiçbir kusur bulamayan müşriklerin, O’na sihirbaz diyelim demeleri gibi. Şehid Abdulkadir Molla’nın idam gerekçesine bakıldığında yine tanıdık bir senaryoyla karşı karşıya olunduğu hemen anlaşılacaktır.

Bugün dünyanın dört bir yanında sürdürülen katliamların gerekçesine bakıldığında da aynı senaryonun değişik bir versiyonu olduğu görülecektir. İnsan haklarına saygı, özgürlük, demokrasi, müreffeh bir hayat, aş, iş vs. ama bu işte ters giden bir şey var. Bunca insani değerleri vaat ettiğiniz bu insanların size inanmamalarının sebebi ne? Hangi insan özgür olmak istemez? Hangi insan, insan gibi yaşamak istemez? Hangi insan adalet istemez? Hangi insan müreffeh bir hayat istemez? Bunları istemeyen bir insan var mıdır? Daha doğrusu bunları istemeyene insan denebilir mi?

Bugün bu kavramları dillerinden düşürmeyen insanların, bu kavramların sadece kendi halklarının hakkı olarak gördüklerini müşahede etmekteyiz. Eğer onlar gibi düşünüyorsan bu haklara sahip olabilirsin. Dünyanın birçok yerinde savaşlar olurken, insanlar ölürken, evler yıkılırken, çocuklar, kadınlar öldürülürken, onlar gibi düşünen insanlardan olmadıkları için, sessiz ve seyirci kalanların, mesele kendileri gibi olan insanların can güvenliği olunca, filolarını, uçaklarını seferber etmeleri bunların insan haklarında ne anladıklarının göstergesidir.

Yine bunlar, kendileri gibi düşünen insanların rahatlığı için, kendileri gibi düşünmeyen insanları feda edebilecek kadar soysuz ve alçaktırlar. Suriye’de Beşar Esed zalimine karşı savaşanları destekleyenler, onlara silah ve para yardımı yapanların, Mısır’daki firavun Sisi’ye insanları öldürmesi için her türlü imkanı seferber etmeleri, bunların kendileri gibi düşünen insanlara, zalim ve katil olsalar dahi, nasıl destek verdiklerinin en açık kanıtıdır. Bu iki zalim ve cani, Esad ve Sisi’nin bizlerin yanında hiçbir farkı yoktur. Biz hiçbir zulme rıza göstermeyiz. Acaba Esad’ın öldürdükleri ile Sisi’nin öldürdükleri arasında ne fark var. İkisi de Müslümanları öldürmüyor mu, ikisi de mazlumlara karşı cinayet işlemiyor mu? Benim zalimim iyi senin zalimin kötü diye bir mantık var mı?

İşte tüm mesele budur. Kendileri gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımamadır. Acaba Gazze’de şu an elektrikleri, suları, yiyecek yemekleri, barınacak evleri olmayan insanlar ne suç işlemişlerdir. Etrafları beton duvarlarla örülmek suretiyle ölüme terk edilen bu insanların suçu ne? Beri tarafta, duvarın diğer tarafında, aynı halktan olan, aynı topraklarda yaşayan Mahmud Abbas ve onun gibi düşünenlere karşı gösterilen hoşgörünün sebebi ne? Bu tamamen benim gibi düşünenler iyi, benim gibi düşünmeyenler kötü mantığından başka bir şey değildir.

Bizim dinimiz, kim olursa, nerden gelirse, tüm zulümlerin karşısındadır. Hangi din ve inanıştan olursa olsun hiç kimseye yapılacak bir zulmü tasvip etmez. Bizim dinimiz, bırakın insanları, hayvanlara dahi zulmü yasaklayan bir dindir. Bizim dinimiz tüm insanları insan olmaları hasebiyle eşit seviyede gören bir dindir. Hırsızlık yapan Medineli zengin bir kadının elinin kesilmesini engellemek isteyen sahabeye Resulullah (sav)’ın verdiği cevap bu düşünceyi kanıtlayan en güzel örnektir. Şöyle diyordu Allah’ın resulü;

إنما أهلك الذين من قبلكم أنهم كانوا إذا سرق فيهم الشريف تركوه ، وإذا سرق فيهم الضعيف أقاموا عليه الحد ، وايم الله : لو أن فاطمة بنت محمد سرقت لقطعت يدها

“ Sizden öncekilerin helak olmalarının bir sebebi de, onların şereflileri hırsızlık yaptığı zaman ellerini kesmemeleriydi. Vallahi hırsızlık yapan benim kızım Fatima dahi olsaydı O’nun da elini keserdim.”

Bu vesileyle Şehid Abdulkadir Molla’nın şehadetini tekrar tebrik ediyorum. O’nun canına kasteden zalimleri, Zuntikam olan Allah’a havale ederken sözlerime şehid Abdulkadir Mollanın bir sözü ile son veriyorum.

“Ben kesinlikle masumum. İslami harekete mensup olduğum için öldürülüyorum. Şehidlik herkese ihsan edilmiş bir kader değildir. Yüce Allah bana şehidlik nasip ederse, kendimi en şanslı olarak düşünürüm. Şehidlik hayatımın en büyük başarısı olacaktır. Benim kanım İslami hareketi ayağa kaldıracak ve otokratların sonunu getirecektir.”

Mücahid Haksever / İnzar Dergisi – Ocak 2014 (112. Sayı)
 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar

{{ image }}

{{ title }}

{{ date }} {{ comments }}
{{ readingtime }} {{ viewcount }}
{{ author }}
{{ image }}

{{ title }}

{{ date }} {{ comments }}
{{ readingtime }} {{ viewcount }}
{{ author }}
{{ image }}

{{ title }}

{{ date }} {{ comments }}
{{ readingtime }} {{ viewcount }}
{{ author }}