Nur KılıçYer Gök Bir Olsa da Kıyameti Kopsa Firakın…

3 sene ago16615 min

Gece gündüze bıraksa yerini… Haşin rüzgârlar serin bir meltemi taksa peşine. Kaynar sular ılısa. Coşkun sular durulsa. Acıyı yelpazeleyen hüznün yerini sıcacık tebessümler alsa. Kararmış göğün bağrı delinse de rahmet yağsa. Göz kırpsa güneş, sığ bulutların arkasından…

Gece gündüze bıraksa yerini… Haşin rüzgârlar serin bir meltemi taksa peşine. Kaynar sular ılısa. Coşkun sular durulsa. Acıyı yelpazeleyen hüznün yerini sıcacık tebessümler alsa. Kararmış göğün bağrı delinse de rahmet yağsa. Göz kırpsa güneş, sığ bulutların arkasından… Aydınlatsa şavkı. Aydınlatsa dimağları. Aydınlatsa kalpleri. Isıtsa vicdanları. Isıtsa gönülleri. Isıtsa ilişkileri. Yumuşatsa düşünceleri. Yumuşatsa kelimeleri. Yumuşatsa duyguları. Ve anlam katsa diyaloglara…

Gece gündüze bıraksa yerini, yer ve gök bir olur mu sahi? Serin ve latif bir meltemin estiği bağlarda gonca güller biter mi? Ilıman sularda bin bir canlı türer mi? Durgun sular huzuru müjdeler mi? Sımsıcak bir tebessüm, tarifsiz acıları unutturur mu? Kurumuş toprağa düşen her bir yağmur damlası, besler mi sevgi tohumlarını? Güneşin mahur bakışları büyütür mü aşk fidanlarını? Ve yırtılınca göğün kara yüzü, ısınır mı vicdanlar? Nurlanır mı kalpler? Sevinir mi gönüller? Yumuşar mı duygular? Netleşir mi düşünceler? Düzelir mi ilişkiler?

Ah zihnimde dibek döven sorular!

Yer ve gök bir olsa, halim bir yer düşer mi nasibine göğün? Hadim bir gökle kesişir mi ya da yerin yolları, kıvrımları, çıkıntıları? Çukurları aşkla, sevgiyle, ilgiyle dolar mı?

Nasıldır hadim gök? Nasıldır halim bir yer? Sıfatları nedir? Peki ya birbirlerine yansıması/etkisi ne derecedir?

Ne de güzel ifade ediyor şu tespitler:

“Saliha kadının vasfı ‘kanite’ olmasıdır. Kanite; otoriteyle değil, gönülden itaat eden kadın anlamındadır. Fakat ‘kanite’ olmak tamamıyla kadının elinde değildir. Bazen istese de kadın gönülden itaat edip ‘kanite’ olamıyor. Çünkü erkek kadının itaatini otoriteyle elde etmek istiyor. Bu durumda kadın itaat ediyor ama gönülden olmadığı için ‘kanite’ olmuyor. Bu da erkeğin sevgiden ziyade rahmet duygusunun, acıma duygusunun ortaya çıkmasına yol açıyor ki; bu, kestirmeden sevginin ölmesi anlamına geliyor. Çünkü insan acıdığına âşık olamıyor. Bu nedenle ‘Kadın ile erkek arasında sevgiyi ve rahmeti yerleştirdik’ (Rum / 21) ayetinde önce sevgi yer alıyor.

Eğer erkek sadece otoriteyle kadını kendine itaat ettiriyorsa; bu durumda çok kıymetli duygulardan mahrum kalacaktır demektir…

Eğer erkeği ilahi nağmelere sahip olduğu halde kadın ona karşı ‘kanite’ olmayı tercih etmezse kesin olarak nüşuz etmiş olur. İslam eşler arasında nüşuzun olmadığı bir ortamın tesisini emreder.

Eğer erkek, ilahi nağmeyi ihmal edip salt bir otoriteyle kadına boyun eğdirmeye kalkışırsa; hür bir kadınla evli olmanın avantajını ve ayrıcalığını ortadan kaldırmış olur. Bu da aşkın ölmesine yol açar. Çünkü aşk özgürlerin işidir…

İslam, aile içinde erkeğin mesul olmasını esas alır ama bunun icrasında mutlak otoriteyi esas almaz. Nağmesiyle, derin duygularıyla erkeğin, kadına ‘gönülden itaat eden’ olma şansını vermesi gerekir. Kadının da ‘kanite olma’ şansını iyi kullanarak sevginin tesisine zemin hazırlaması gerekir. Bu şekilde İslam’ın ailesi, her yönden ve isteyen herkese örnek aile olmuş olur.
***
Sahibine itaat eden, onun feleğinde dönen kadına ‘cariye’ adı verilmiştir. Yani cariye aşkı için özgürlüğünden vazgeçerek eşinin yörüngesinde dönen, onun feleğinde olan kadındır. Fakat öte yandan erkek de bu durumda caridir. Resule ve vekile de ‘cari’ denilmiştir. Çünkü vekil olsun elçi olsun kendisine tayin edilen mecrada akmak zorundadır. Ancak bu şekilde akan su meşrudur ve şeriat dahi budur. İşte bu şekilde, erkek peygamberin vekili ve carisi olduğunda kadını ona cariye olur. Bir kadın ‘cari’ vasfına sahip olan eşine cariye olmazsa; o zaman yörüngesinden çıkmış bir gemi gibi denizde savrulur. Ve en sonunda denizde kaybolup gider. Keza cari vasfına sahip olmayan erkek, bir çekim ve cazibe merkezi olamaz. Bir yörüngeye sahip olamaz. Böyleyken eşinin kendisine cariye olmasını beklemesin.
***
Allah kadınlara ‘yetim’ demiştir. ‘…nikâhlanmayı istemediğiniz öksüz kadınlar…’ (Nisa / 127) ayeti bunu buyuruyor. Neden Allah (CC) kadınlara ‘yetim’ demiştir. Zira kadın evlenmedikçe sedefinde tektir, gariptir. Evlendikten sonra da kadın eğer erkeğin yanında kahır çekiyorsa yine yetimdir. Çünkü bu durumda kendisine uygun ve kendisiyle uyumlu eşini bulamadığı için tek başınadır. Dolayısıyla yetimdir. Bu nedenle Allah (cc) ‘Öyleyse sakın yetimi ezme-kahretme’ (Duha / 9) buyurur. Burada ‘yetim’ kadına da taalluk eder. Gerçekten kahır yetimlik duygusunu en acı şekilde insana tattırır.

Kahır, ateşe tutulan etin suyunun gitmesidir. Demek ki erkek, eğer ateşiyle yani nefs ve otoritesiyle kadına davranırsa onu kahretmiş olur. Bu durumda kadının nemi, canlılığı gider. Ateşin tesiriyle kurumaya başlar. Bu da onun canlılığına ve nazına zarar verir.

Evet, kadın yetimdir ve kadın kahredilmemelidir. Aşk ve özgürlük dengesi olmazsa; kadının ter ü tazeliği yok olup gider.”*

Nizam-ı İslam, pak ve azizdir!
Şeriat-ı Muhammedi, latif ve şirindir!
Kur’an-ı Mubin, leziz ve furkandır!
Kelamullah, sadra şifa ve zihne burhandır!
Sünnet-i Resul, ufuk açıcı ve ihsandır!

Kirin, pasın ardına düşenlerin aziz olduğu, azize olduğu nerde görülmüş? Letafetten bihaber yaşayanların hayattan lezzet aldığına kimler şahit olmuş? Ayeti celilelerin değil de nefsin ve şeytan aleyhilla’nenin belirlediği yolda yürüyenlerin, selamete çıktığını kimler işitmiş? Kalplerin zikrullahtan başka bir şeyle tatmin olmasına hiç ihtimal var mıdır? Zihinlerin nebeviden başka bir metotla berraklaşması mümkün müdür?

Uzar gider sorular. Ve belirir durur hakikatler…

İman elde kor gibidir, kimini yakar kimine yanar! Kimi acılar denizine dalar onunla, kimi irfan deryalarında aşka kanar… Kimine nar olur o, kimine nur… Kimini sarsarken kimini de sarar… Kimini yarar, kimiyse onunla yaralar sarar…

Kur’an hakiki ve ezelî bir mürşittir! Ve emsalsiz bir şema… Onda hadim olmak isteyene de halimlikten yana tazarru edene de, inceden inceye ve belirgin bir yol var…

Hadi artık, gündüze bıraksın yerini gece! Ve yer gök bir olsun…

Dipnot:
*Abdulhakim Sonkaya – Birİnci Olabilirsiniz

Nur Kılıç / İnzar Dergisi – Temmuz 2016 (142. Sayı)

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

İlgili Yazılar